Evet İshak, bu kez söyleşide soruları ben soruyorum. İki vesileyle. Birincisi gazetemiz Halkın Nabzı, dün ( söyleşi pazartesi günü yapıldı), yani 7 Ağustos 2016’da 4 yaşına bastı, bunu kutladık, ikincisi Haziran sonunda kitabın yayımlandı. Önce gazeteden bahsedelim. Bu üç yıl nasıl geçti?
3 yıl çok zorlu geçti diyebilirim. Başta şunu söyleyeyim senin emeğin, senin azmin olmasaydı ben tek başıma bunu yapamazdım. Senin azmin, benim isteğimle hep birlikte bu hengameli süreci atlattık.
Ben de aynı şeyi senin için söyleyebilirim. Senin otoriten ve disiplinin olmasaydı bu gazete olmazdı.
Teşekkür ederim. Senin teveccühün. Üç yıl önce 7 Ağustos’ta biz gazeteyi çıkardığımızda aşkla, şevkle sokağa çıktık ve gazetemizi kendimiz dağıttık. Çünkü o zaman yalnız ikimiz çalışandık. İkimiz karar verdik, ikimiz ürettik, ikimiz dağıttık. İlk gittiğimiz yer bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Sevdiğimiz biridir, arkadaşımız, esnaf. İşte “Ya, siz bunu çıkarttınız ama bunun devamını getiremezsiniz” dedi, biz “göreceğiz, bakacağız” dedik. Çarşıya çıktığımızda, Maltepe’de, o zaman tabii ki Halkın Nabzı değildi adı, Maltepe’nin Nabzı olarak çıktı, Maltepe’de çarşıda dağıtırken, ben ve sen, bunu okurlarımız, için anlatıyorum, sen bir yerde gazete dağıtırken, gelinlik mağazasında merdivenleri fark etmeyip aşağı düşmüştün, kolun kırılmıştı, seni hastaneye götürmem biraz zor oldu, “gelmeyeceğim” dedin, “çünkü saat 11’de benim randevum var” dedin. Seni götürdük, kolunu alçıya aldık, saat 11’deki randevuya yetiştik. Ve o kırık kolla, işte azmin derken, inancın derken bunu kastettim, o kırık kolla gazeteyi dağıtmaya başladın.
Aslında sen de bir genel yayın yönetmeni olarak farklı bir profil çiziyorsun. Gazetenin üretim sürecinde başından sonuna kadar her aşamada varsın. Yazıların, haberlerin seçimi, gazetenin içeriğinin belirlenmesi, mizanpaj ve matbaa süreci. Gazetenin nakli ve sonra dağıtımı.

Evet, gazetenin her aşamasıyla ilgilenmek zorunda oldum hep. Yazıların kararlaştırılması, okunması, yerleştirilmesi, mizanpaj, kontrol, hepsini genel yayın yönetmenliğinin verdiği sorumlulukla yapıyorum. Sonrasında matbaada basım aşamasında renk tonlarını kontrol etmek, fotoğrafların kaymaması, bizim gazete tabloid olarak çıktığı için, kestirmek, kestirdikten sonra belli bir süre beklemek, ondan sonra paketletmek, işte arabaya koymak, arabayla getirmek, gece saat 2, 3, 4, 5’lere kadar da süren günler oldu. Sonra da Çarşamba günü büyük bir onurla ben Maltepe – Kartal istikametinde yürüyüş yaparken dağıtmaya başlıyorum. İkimiz yalnız olduğumuz için başta çok yorulduk. Başta derken bir seneden fazla bir zaman böyle çalıştık. Yoksa seninle çalışmak keyiftir, keyif vericidir.
Devam ediyoruz.
Edecek de. Halkın Nabzı öyle bir meşakkatli dönemden geçti. Halkın Nabzı yerel seçimleri gördü, cumhurbaşkanlığı seçimlerini gördü, genel seçimleri gördü. Halkın Nabzı taraf bir gazetedir. Halkın Nabzı sosyal demokrat, kendini sosyal demokrat gören, sol, sosyalist çevrede görenlerin gazetesidir. Halkın Nabzı öyle bir kesime hitap ediyor. Dağıtıldığı mecra da demin anlattığım gibi esnafların, sokaktaki insanların yanı sıra sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, siyasi partiler derken sol, sosyal demokrat ideolojide olan siyasi partiler. Halkın Nabzı’nda ilk çıktığı zaman birçok ana akım medyadan yazar bize yazı yazdı. Bu da senin sayende oldu. Ben ana akım medyadan kimseyi tanımıyordum. Ben Özgür Gündem ve diğer bazı sol gazetelere yazıyordum. Özgür Gündem’in yeri bizim Kürtler’de başkadır. Özgür Gündem bize bir yerde kimliğimizi hatırlattı. Daha doğrusu kendimizi hatırlattı. Bizim için çok önemlidir.
Halkın Nabzı da özgür medya geleneğine eklendi, değil mi?
Haklısın. Halkın Nabzı özgür medya geleneğinden gelen bir gazete.
Gazeteler genel yayın yönetmenlerinin ruhunu yansıtır. Halkın Nabzı da senin gibi. Seni çok uzun yıllardır tanıyorum. Sözünü sakınmayan, cesur ve mert bir insansın. Gazetemiz de öyle oldu. Ona rağmen kurumlaştı gazete. Zor olmadı mı?
Zor oldu tabii. Ben Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir gönüllüsü, taraftarı olan, onun bir sempatizanı olan bir insanım. Gazete haliyle benim düşüncem doğrultusunda şekillendi. Yani örneğin, sağ partiler, bir MHP’nin haberi bu gazetede yer almaz. Bir yazının gazetede yayımlanabilmesi için onu önce benim içselleştirmem gerekir. İçselleştirmediğim için sağ partiler hiçbir zaman gazetede yer bulmadı. Demin dediğin gibi benim siyasi görüşlerim gazeteyi şekillendirdi, özgür medya haline getirdi. İlk çıktığımızda onu düşünmemiştik. Ortaya bir gazete çıksın, dedik. Fakat olmadı. Siyasi tercihimiz ağır bastı.
Sen nabza göre şerbet veremezsin.
Sabah yürüyüşünde olsun, sokakta olsun, karşımdaki emekli asker olsun, emekli polis olsun, AKP’li olsun, CHP’li olsun, MHP’li olsun, her zaman görüşlerimi savunurum. Çünkü ben kendim DEP, HADEP, o gelenekten gelen biri olduğum için her yerde savundum kendimi. Ülkücünün de karşısına çıktım. Yeri geldi konvoyunu da durdurdum, dövüstüm. Hiçbir zaman düşüncemi saklamadım, zaten düşüncemi de saklayacak biri değilim. Sen de sosyalist gelenekten geldiğin için sen de bunu ve Kürt Hareketi’ne sempatini yansıttın gazeteye. Burada birleştik, öyle diyeyim.
Halkın Nabzı, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı olarak çıkıyor, bu da önemli, değil mi?
Evet. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı olarak çıkıyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası’na, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne, Basın Müzesi’ne gidiyor. Biz Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne üyeyiz. Gazetemiz üç televizyon tarafından ekranda okunuyor. MedNuçe tarafından, İMC TV tarafından, Hayatın Sesi tarafından okunuyor. 6 çalışanı sarı basın kartı sahibidir. Ben de sarı basın kartı sahibiyim.
Bu kadar şey başarmış, kurumlaşmış bir gazete ama bir yandan da ilan almakta sıkıntı yaşıyor. Bunun sebebi politik çizgisi mi?
İşin doğrusu bizim kitlemiz aslında azımsanacak kadar değil. Fakat bizim kitlemiz emekten yana insanlar, işçi kitlesi, emek kitlesi olduğu için, bir işadamının, bir kapitalistin bizim gazeteye ilan vermesi elbette ki biraz zor. Biz işçiden yana tavır aldığımız için patronlar bize pek ilan vermiyor tabii. Gazetemizi ücretsiz dağıtıyoruz. Geliri giderini asla karşılamıyor. Bir de televizyon programları yaptığımız için televizyondan kazandığımızın büyük bir kısmını gazeteye aktarıyoruz. Gazeteyi yaşatmak istiyoruz, çünkü bu gazete bu yörede, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda bir eksikliği giderdi. Onun için gazetenin her zaman çıkmasını istiyorum.
HDP’nin başarısına da bir katkısı oldu Halkın Nabzı’nın, değil mi?
Evet, birçok insan, HDP’li olsun, CHP’li olsun, karşılaştığımızda “bir çok kişiyi sen HDP’li yaptın” diyor. Bunu HDP yöneticileri de söylüyor. Birçok kişi “Biz senin gazetenle HDP’li olduk” diyor. Eşbaşkanlarla, milletvekilleriyle, il ve ilçe eşbaşkanlarıyla söyleşiler yaptım, yayımladık.
Evet, geçen hafta HDP eski İstanbul İl Eşbaşkanı, şimdiki PM üyesi Ayşe Erdem ile konuştuk. “Herkes sizin ne çok şey ürettiğinizi, çalışkanlığınızı konuşuyor partide” dedi. Bu enerjiyi nereden buluyorsun?
Enerjiyi kendimizde buluyoruz. Yoldaşlığımızda buluyoruz. İdeolojimizde buluyoruz. Ben Ayşe Erdem’e teşekkür ediyorum söyledikleri için. Sadece o söylemiyor, geçenlerde HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da söyledi bunu Ertuğrul Kürkçü ile sohbet ederken. “Beni bunlar meşhur etti” dedi ikimizi işaret ederek. Eş Genel Başkan seçildiği kongrede kürsüden iner inmez ilk söyleşiyi ben yaptım onunla. Elbette onu biz meşhur etmedik ama bunu söylemesi de hoşumuza gitti, değil mi?

Evet, elbette. Sen yüzlerce söyleşi yaptın. Birçok siyasetçiyi geniş kesimlere tanıttın. Politikanın nabzını iyi tutuyorsun.
Bizim gazetenin bir yanı daha var. Bizim gazete barış gazetesi. Barış için çabalıyoruz. Bu söyleşiler de toplumsal barışa hizmet etsin isterim. Makalelerimden bir kitap yaptım ve bu kitap çıktı ‘Barışa 100 Adım’ adıyla. Bu söyleşilerden de bir derlemeyi ‘Barış Söyleşileri’ adı altında kitap haline getireceğiz önümüzdeki aylarda.
Aslında sen beni yönlendirmiş oldun. Şimdi de kitabını konuşalım. Bir de yayınevi kurdun kitap yayıncılığı için Nabız Yayıncılık diye. Kültür Bakanlığı ile bütün prosedürleri yerine getirdin. Kitabının gördüğü ilgiden memnun musun?
Buna geçmeden önce, evet Halkın Nabzı gazetesi, Nabız televizyon programı, Halkın Nabzı televizyon programı, Nabız Yayıncılık, bir nabızdır tutturmuş gidiyoruz. Elbette ki halkın nabzını tutmak, nabızı tutmak, yanlış anlaşılmasın, ben nabza göre şerbet vermiyorum burada, çizgimiz belli, halkın nabzını tutmak artık bizim işimiz oldu. Kitabıma gelince, kitap şöyle başladı aslında. Bu devletin Kürtler üzerindeki baskısını çok gördük. Bire bir yaşadık. Kürdistan büyük bir katliam yaşadı. Gerek Sur’da, gerek Cizre’de, gerek Şırnak’ta, gerek Gever’de, gerek Nusaybin’de. İşte Lice, İdil, birçok yerde evler yerle bir edildi, Kürtler’in evlerini tabiri caizse başlarına yıktılar. Gençlerini, evlatlarını katlettiler. Bir iki sol gazete, televizyon olmasa kimsenin haberi bile olmaz. Kendim gittim gördüm. Ben Diyarbakırlıyım. Sur’u gidip gördüğümde üzüntülüydüm, çünkü o güzelim evler, camiler, kiliseler, işte hamamlar, tarihi hamamlar, bunların hepsi darbe aldı. İnsanlar darbe aldı. İnsanlar ekmeğe muhtaç oldu. Ama bu ülkede yaşayan bu insanlar, bu ülkenin asli unsuru olan bu halk açlıkla terbiye edildi. Bu ülkenin bir Kızılay’ı vardır örneğin. Afetlerde yardım eden. Kızılay da burada fayda etmedi. Düşündüm, bir şey yapmak lazım. Ben öyle ahım şahım zengin bir insan değilim. Kıt kanaat geçimini sağlayan bir insanım. Onun için Günlük gazetesinde, daha sonra Özgür Gündem’de, Evrensel’de filan, bir de kendi gazetemiz Halkın Nabzı’nda, dördüncü yaşını kutladığımız, yayımladığım makalelerimin 100 tanesini seçerek bir kitap meydana getirdim. 1000 tane bastım. Bunun 500 tanesini Alfa Dağıtım’la anlaştık, onlara verdim, 500 tanesini biz kendimiz dağıtıyoruz. Elden. İmza günlerimiz oluyor, düzenleniyor, bunların gelirini masraf çıktıktan sonra olduğu gibi, artık 5 bin TL mi olur, 10 bin TL mi olur, 15 bin TL mi olur, bilemiyorum, belki çabuk tükenir, halkımız ilgi gösterir, halkımızın o kanayan yarasına bir pansuman olur. Halkımız belki ekmeğinden kısar, kitap alır, ben de ikinci baskısını çıkarırım, o zaman 25, 30 bin yardım ederim. Bu da beni çok mutlu eder. Eğer ikinci baskı çıkarsa. Ben böyle bir girişimde bulundum. Şu ana kadar iki yerde, hem Kadıköy’de Penguen’de hem de Maltepe’de Beşçeşmeler’de, Sokak Kültür Derneği’nde, ikisi de iyi geçti.
Bundan sonraki ilk imza günü Diyarbakır’da olacak, değil mi?
Büyük bir ihtimalle Diyarbakır’da olacak. 25, 26 Ağustos falan. 26 Ağustos’ta olması benim için de güzel olur, benim doğumgünümdür. Oradaki katılım da fazla olursa beni mutlu eder.
Zaten kitabın önsözünde de Nurcan Baysal seni Şehitlik çocuğu olarak adlandırıyor. Şeyhmus Diken de İstanbul Kürdü olarak.
Hatırlattığın için sana taşekkür ederim. Evet, Nurcan Baysal benim semtimde büyüdüğü için beni Şehitlik çocuğu olarak tarif ediyor, ona da teşekkür ederim, çok da güzel bir önsöz yazmış. Beni tarif etmiş, Kekê Şeyhmus zaten ayrı bir değerimizdir. Kekê Şeyhmus bir Diyarbakır aşığıdır. Amid, Amida, Kara Amid, Dikrana Gel, Diyarbekir, Diyarbakır. Hepsinin taşını, tyoprağını, kültürünü, geçmişini, geleceğini yazan bir yazardır. Ona da çok teşekkür ederim. Kekê Şeyhmus’un bana İstanbul Kürdü demesinin bir nedeni vardır, ben yurt dışına çıktığımda bana nereli olduğumu sorarlar, “İstanbulluyum” diyorum. “Ben İstanbulluyum ama İstanbul’un Kürtlerindenim” diyorum. İstanbul’da Kürt yok mu? En büyük Kürt şehri İstanbul. Kekê Şeyhmus bunu bildiği için de bana “İstanbul Kürdü” diyor. 30 senedir ben burada yaşıyorum. Kendi memleketimden çok burada yaşamışım.
Önümüzdeki aylarda söyleşilerin kitap olacak. Yeni yayın döneminde yine televizyon programları olacak. Ben de bütün bu çalışmalarda olacağım. Kolay gelsin diyorum.
Teşekkür ederim Ahmet.
Ben de sana çok teşekkür ederim.







