• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bu Kitap Hayat Kokuyor…

     

    “Sen Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” diye sormuştu Nazım Usta ressam Abidin Dino’ya, hepimiz biliriz.  Sanırım mutluluğun sanatını yapmanın ne denli zor olduğunu da imliyordu bu dizeler.

    Yaygın bir kanaattir, sanat tragedyadan beslenir. Ben de katılırım buna… İçinde insan dramı taşımayan, türlü insan hallerinin derinine bakmayan sanat eserinin kalıcı olma şansı ötekine göre zordur. Dahası yolu acının, hiç değilse hüznün sokağına uğramayan ışıklı bir sanat eserini doğurmak da…

    Nazım’dan el alırsak, “Mutluluğun şiirini yazılabilir misin şair efendi?” diye sormak da mümkün. Elbette yazılabilir. Mademki hayata dâhil olan her şey sanatın, edebiyatın da konusu; öyleyse mutluluğun şiirini yazılabileceğini savlamak yetmez, yazmak da gerekir.

    Ancak benim yanıtını aradığım başka bir soru var; bir şair bütün ömrünce, bütün şiirlerinde hem de çıtayı hep aynı yüksek kafa hizasında tutarak mutluluğun şiirini yazabilir mi? Mademki, sanat-edebiyat acıya teşne, bunu başarmak zor işte.

    Bildiğimce ne dünya şiirinde, ne de Tanzimat’tan bugüne getirirsek, bütün ürünlerinde sadece mutluluğun, ‘saf iyiliğin’ şiirini yazan bir şaire rastlamadım ben… Sanırım Türkçe şiirde Zeki Gezici bu bakımdan tek örneği oluşturuyor. “Sevişmediğim Gün Ölürüm” ve “Sana Aşk Dedim Ey Ölümsüz”  ve diğer kitaplarında olduğu gibi “Bu Hayat Sevda Kokuyor” isimli son kitabında da mutluluğun dizelerini kurmayı sürdürüyor. Şiirlerin estetik çıtasına bakılırsa, hiç de yorgun gözükmüyor şiirin bu meşakkatli kulvarında Gezici…

    Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak buna denir işte. Varoluşun her halinde yaşama sevincini dizelerin rüzgârında uçurmak, bir şairin başına gelebilecek en güzel bela ve en kıskanılası haldir sanırım. Ne zaman Zeki Gezici’nin şiirlerinin okusam “Yuh artık! Bu kadar da olmaz, senin kalbine hiç acı uğramaz mı be adam”  gibi bir isyan kıpırdanır içimde. Böylesine üstü başı kire, kana bulanmış bir dünyada, sevdayla özdeş kıldığı tutkulu yaşama arzusunu kristal küre gibi nasıl muhafaza eder Zeki Gezici… Tanımasam hedonizmdendir, derim. Ama bir saniye;

    İnsan pazar günleri/ camlara bakmadan gökyüzünü görebilmeli/ balkondaki saksılardan gelmeli/ mor beyaz pembe ve kırmızı sümbüllerden/ özgürlüğün kokusu…”Bu dizelere içkin şiir poetikasının, ne hedonizmle ne de şairin kendi ben’ine kapanmasıyla izah edilebilecek hali var. Basbayağı dünya telaşesinin üzerine yükselmiş, hayata uzay bakışıyla bakan bir felsefe akıyor onun şiirinin diplerinde.

    Bunca yaşama sevinci, kanlı canlı bu dünyanın üstümüze boca ettiği kötülükleri küçültecek şiir tılsımını bulmuş olmasından kaynaklanmıyorsa, ne olabilir? Bulmakla da yetinmemiş yaşamın anlamı haline getirmiş. İşte bunun adı yaşama göz kamaştıran umut ve sevinç ışığıyla bakmayı huy edinmiş bir felsefeye sahip olmak… Ölmez bu adam. Ölse de toprağın altından elini kolunu çıkartıp mezarını ziyarete gelen kadınlara bir demet gül uzatır valla. Çünkü kabına sığmaz bir içkinlik hali bu… Teneşir de paklamaz.

    Bakın şu dizelere farklı bir şey görebilecek misiniz? ‘Bu üzümde şarap kokusu var,/ bu şarapta kadın kokusu… //Bu toprakta insan kokusu var../bu gülde aşk kokusu.. //Bu hayat sevda kokuyor…”

    Zeki Gezici şiirlerinde gördüğüm bir özellik de şiirin öznesi olarak şairin iz dünyasının, zamanın ve mekânın sınırlarını aşarak kozmik bir bütünlüğe ulaşması… Evrenin içinde belirgin bir özne olarak kendini var ediyor şair. Dünyanın direğine çıkıp bütün yıldızlara el sallar gibi… Bu pan hali doğa, tarih ve ben bütünleşmesinde somuta kavuşuyor.

    Neyse söz söze değer ve bitmez bu yazı, son söz olsun. Zeki Gezici kitabının adını “Bu Hayat Sevda Kokuyor” koymuş. Şiir adına çarpan bir isim. Ancak bu hayat her zaman sevda kokar mı bilmem ama bu kitabın fena halde hayat koktuğuna iddiaya girebilirim.

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları