• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bulaşıcı Hastalık, Tek Tipleştirme ve Soyadı Kanunu

     

    T.C. devletinde 21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu kabul edildi. Soyadı Kanunu gereğince 40-45 gün gibi kısa bir sürede 16 milyon kişiye soyadı verildi.

    Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkleştirme, tek tipleştirme politikası, Soyadı Kanunun uygulanmasına da yansımış ve Türk kökenden gelmeyenlerin kendilerini Türk hissetmesi sağlanmaya çalışılmıştır.  Bundan dolayı Türk olmayanlara, Türk olduklarını çağrıştıran soyadları, yani olduğunun tersi olan soyadları veriliyor.

    Soyadı vermekle görevlendirilen memurlar, mülki idare amirleriyle Anadolu’nun dört bir yanına dağılıyordu, görevleri herkese soyadı vermekti. Bu çalışmalar sırasında sosyolojik ve psikolojik savunmanın bizzat şahidi oluyorlardı. Özellikle Kürdlerin yaşadığı bölgelerde tanınmış ve sevilen aşiretlere Türk soy isimleri verilmiştir. Türk olmadıkları alenen bilenen ve tanınan aileler de kendilerine Ertürk, Türkdoğan, Öztürk, Türk, Türkyılmaz, Türksoy, Türker, Türkoğlu, Asiltürk, Kocatürk, Hastürk, Göktürk, Şentürk gibi soyadlarını seçiyorlardı. Böylece kan hısımlığı açısından Türk olmayan ama bir şekilde kendilerini ait olmak istedikleri ırka yakın göstermek istiyorlardı. Kendilerini devlete ve resmi ideolojiye yakın göstererek daha rahat olacaklarını hesaplıyorlardı. Bu vesileyle aşağılanmayacaklarını ve hatta devletin önemli kademelerinde görev alabileceklerini ve/veya çalışabileceklerini düşünüyorlardı. Dolayısıyla kendilerine aslını inkâr etmenin yolunu açıyorlardı. Soyadı ile kimliklerini, inançlarını ve kültürlerini manipüle ediyorlardı.

    Soyadı Kanunu’nda korkaklar yiğit, zayıflar güçlü, esmerler beyaz, çürükler sağlam, çirkinler güzel soyadlarını aldılar ya da onlara bu soyadları verildi; Bektaş ismini Bekir yaptıkları gibi…

    Bugün iyi düşünüp çevremize baktığımızda bu mantığın başarılı olduğunu görüyoruz.

    Cumhuriyet unutturma kültürünü benimseyerek hemen hemen tüm alanlara Türk sözcüğü hâkim kıldırıldı. Türk, Türklük her alanda öne çıkarılarak belleklere kazınmıştır. Dağ, taş, nehir, mera, orman, köy, kasaba, şehir isimleri Türkçeleştirilerek, orijinal isimleri unutturularak “Her yer, her şey Türk’e göre “tanıtılmaya ve anılmaya başlanmıştır.

    Kullanılan deyimlere bakın; Türk Sporu, Türk Sineması, Türk Sanatı, Türk Folkloru, Türk Basını, Türk Müziği, Türk Yemeği, Türküler geçidi vs…

    Türk Sineması denilen sinemayı dünyaya tanıtan Yılmaz Güney Siverekli bir Kürd, Türk Romanı diye sunulan romanı dünya ile buluşturan Yaşar Kemal Ercişli bir Kürd, Türk Halk Müziği’nin dehası olan Ruhi Su Vanlı bir Ermeni’dir. Türkçülüğün Esasları kitabını yazan ise Kürd Sosyolog Ziya Gökalp’dir.

     

    Ermeni kimliğini, öldüğü güne kadar saklayan Sami Hazinses’i Türk sanatçısı olarak sevdik. Ama o “Öldüğümde benim Ermeni olduğumu söyleyin,” diye tarihe not düşmüş. Ama o hep Sami Hazinses olarak yaşadı,  Samuel Agop Uluçyan olarak ayrıldı aramızdan. Nubar Terziyan, Turgut Özatay, Toto Karaca, Vahi Öz (Vahe Öz), Kenan Pars (Kirkor Cezveciyan), Danyal (Danyel) Topatan ve Naşit Özcan ve Adile Naşitler de “Ermenidir,” diyemediklerimiz. Asuri-Süryani kimliğiyle bilmediğimiz GS Spor Kulübü Eski Başkanı Faruk Süren Türk işveren olarak, Sanatçı Bedri Ayseli, Coşkun Sabah, Ferdi Özbeğen ve Asu Maralman’ı ise Türk sanatçısı olarak tanıtılanlardan bir kaç isimdir…

    Türk folkloru genellikle Kürdlerden, Türk Halk Müziği de genellikle Kürdler ve Kızılbaş/Alevilerden (ç)alınmadır. Bu örnekler de gösteriyor ki, soyadlarının yanında kültürel asimilasyon da etkin kılınmıştır.

     

    Bazen şöyle terimler duyarız; Türk Azerileri, Türk Ermeniler, Türk Yahudileri. Kürd, Çerkez, Azeri, Yahudi isimlerinin başına Türk sözcüğünün konması bilimle oynamak, alay etmek ve sosyolojinin katledilmesidir. Türk Türk’tür, Çerkez Çerkez’dir, Laz Laz’dır, Kürd Kürd’tür, Azeri Azeri’dir, Arap da Arap’tır. (Hz. Ali soyundanım, diyen Türk ve/veya Kürd Aleviler var. Bunlar da yeni biyolojik keşifçiler, bilime meydan okuyan Ali’ciler!) Anadolu’nun kavimler kapısında yaşamaları ve T.C. vatandaşı olmaları onların Türk oldukları anlamına gelmez.

     

    Nasıl ki Avusturya’da yaşayan bir Türk Avusturyalı, Bulgaristan’da yaşayan bir Türk Bulgar olamıyorsa, Türkiye’de yaşayan Kürd, Çerkez, Laz, Azeri, Arap, Ermeni ve Yahudi de Türk olamaz. T.C. vatandaşı olabilirler ama Türk olamazlar. Bu, değişmeyen sosyoloji ve bilim kuralıdır.

    Bütün dillerin Türkçeden türediğini öne süren ‘Güneş Dil Teorisi’nin yaratıcıları da aynı devşirme gelenekten geliyorlar. Buna benzer ciddi paradokslar olduğu gibi çok ciddi patolojik sorunlar da var.

    Anadolu’nun zengin kültürel mirasını asimilasyona tabi tutanlar sosyolojik bir katliam yapmıştır.

    Bana göre Türk ırkından olanlar, bu coğrafyanın en mazlum halkıdır. Yüzyıllardır Osmanlı baskısı altında kalan Türk kimliği de diğer kimlikler gibi saygındır, güzeldir ve Türklere aittir.

    Acı durumda olan Türk kimliğini kirleten devşirmeler devletin yöneticileridir…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları