• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bütün yollar Roma’ya mı çıkar!

    Tarih var oldukça anlamlı kalacak “Bütün yollar Roma’ya çıkar” sözüne hayli yıllar evvel Arthur Koestler’in “Spartaküs” romanında rastlamıştım. Bütün yollar Roma’ya çıkıyordu da, neden?

    O soru işareti, lise yıllarımda aklımın bir köşesinde kalıvermişti. Hayli yıllar sonra yeniden tarihle haşır neşir olunca sözün hikmetini kavrayacak ve Roma imparatorluğunun o egemen ve muktedir gücünün İngiltere’den başlayıp Hindistan’a kadar uzanan 80 bin kilometrelik “yol” hikâyesini daha net kavramış olacaktım.

    Hayli zaman geçmiş olmalı üzerinden, öylesine bir hafta sonu pikniğinde ilk kez o yolu ve köprüsünü görmüştüm. “Tarihi, eski bir yoldur” demişlerdi ve unutup gitmiştim. Yakın günlerde “Roma Yolu” deyip de mekânı tarif ettiklerinde hatırlamıştım o yıllar öncesinden gördüğüm yeri.

    İkinci kez daha gidip de dikkatli bakıp gördüğümde mekânın kudreti olanca çıplaklığıyla çıkmıştı ortaya. Diyarbakır’ın ilçesi Ergani yolu üzerinde Devegeçidi mıntıkasına varmadan yolun sağ yanında, epeyce içerde bütün vadiyi gören, insanı yürürken yormayan tatlı bir sırt üzerinde konumlanmış yaklaşık 800 metrelik bir yol, kadim Roma Amida’sının tarihi “Roma Yolu”.

     

    Belli ki karayolları ekiplerinin Belli ki karayolları ekiplerinin onarımından geçmiş altı gözlü eski bir köprüden hemen sonra başlıyor kadim yol. Güzergâh üzerinde yolun bitimine kadar normal yürüyüş temposuyla tam 1400 adım saydım. Adımlarımla başladığım ve bitirdiğim yolun öncesi ve sonrası tarlaya dönüştürülmüş. Sanki orada öylece “uzaylı”lar gelip de kısa bir yürüyüş yolu yapıp gitmişler gibi…

    Şimdilerde Devegeçidi Barajı’nı besleyen Dicle nehrinin yan kolları üzerinden birinin üzerine inşa edilmiş köprü kesiyor ve bağlıyor Roma Yolu’nu. Yol, Diyarbakır’a mimari kimliğini veren bazalt taşlarla döşenmiş. Bazalt taş, Diyarbakır, Mardin ve Urfa’nın tam orta noktasındaki eski volkanik Karacadağ’ın püskürttüğü lavların taşa dönüşmüş hâlinin işlenmesi ve işlevlendirilmesiyle kente ve hinterlandına kimlik kazandırmış.

    Bazalt taşın ustaca işlenmesiyle döşenmiş kadim Roma Yolu. Yapımı üzerinden neredeyse 2000 yıllık bir zaman dilimi geçmiş olmasına rağmen en ufak bir çökme, kayma olmamış yolda. Tabii insan elinin ve ağır tonajlı kamyonların yer yer yolu kullanırken yarattığı acımasızlığı saymazsak! Hemen yakınındaki bir taş ocağı hâlâ çalışıyor ve yolu tahrip ederek kullanmayı ihmal etmemişler!

    Hüküm sürdükleri yıllarda kente “Amida” adını yakıştıran Romalılar öylesine bir yol düzeni kurmuşlar ki günümüzün iki şeritli yolları gibi. Nehrin doğal akış rotası olan vadiden yamaca doğru bütün vadiyi yukarıdan harika bir manzarayla gören ve sürekli güneş alan bir akış üzerinden yolu geçirmişler.

    Yolun ortası yağmur sularının rahatlıkla yanlara akıp gitmesi için hafif tümsek şeklinde yapılmış. Yoldan çıkıp da şimdilerde tarla olarak kullanılan araziden yolun zeminine baktığımızda dibinin moloz taşlarla düzenlenip sıkıştırılarak dolgusunun hayli sağlamca yapıldığını fark ediyorsunuz.

     

    İşin doğrusu, kente yaklaşık 20 km uzaklıktaki tarihi Roma Yolu üzerinden bir yeniden okuma yaptığımda, Roma Yolu’nun diğer bağlantıları üzerinden, İngiltere’den Hindistan’a kadar uzanan diğer tüm kadim Roma yollarına nasıl bağlantı kurmamız gerektiğini bir kez daha fark etmiş oldum.

    Anılan yolu Diyarbakır’a doğru takip ettiğinizde güzergâh sizi Dicle nehri boyundan yine bir Roma dönemi kalıntısı olan tarihi Ongözlü Köprü’ye taşıyor. Milattan önce 40’lı yıllardan Kral Manu döneminden kalma ve milat sonrası 512 yılında 1. Anastasias tarafından yeniden yaptırılan köprünün üzerindeki taş döşemeye bastığınızda/ baktığınızda aynı ikibin yıllık yol üzerinde yürüdüğünüzü fark ediyorsunuz.

    Oradan üç kilometre yukarıdaki kadim Diyarbakır kentine baktığınızda bir kez daha kimin/ kimlerin kadim hemşehriliğinin yeni zamanlardaki iz sürücüleri olduğunuzun ayrımına yeniden varıyorsunuz.

     

    Sonra hafızanız ve bilgi birikiminiz sizi bir başka Roma kalıntısına yine bir yol haritası üzerinden taşıyor. Şehre yaklaşık 40 kilometre mesafede Mardin yolu üzerinde bir Roma garnizonu olan Zêrzevan Kalesi’ne ulaşıyorsunuz yine bir kadim Roma yolu ile…

    Ve sonra Mardin’i geçip ardınızda bırakarak Nusaybin’e varmadan şimdilerde adı Türkçeleştirilip “Oğuz” yapılmış köy yoluna saptığınızda bir başka Roma yolu izleğinden köprüsünün sadece birisinin yarı gözesi ayakta kalmış kadim Roma yerleşkesi tarihi “Dara” şehriyle yolunuz kesişiyor.

    Zêrzevan Kalesi’ndeki Mitra tapınağından da Dara’daki su sarnıçlarından da söz etmeyeceğim.

    Bakın bir yol bizi nerelere götürdü, taşıdı. İstediğiniz kadar “tek”, “tek”, bir daha “tek” deyip hayatı yeknesak ve tekleştirilmiş bir kimliğe mahkûm edin!

    Tarih bir yerlerden seslenip hikâyenin tam da orta yerinde der ki; “dünyanın bütün yolları Roma’ya çıkar”…

    Ya sizin yolunuz?..

    Eylül 2017 Diyarbekir

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları