• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Çağla Kokulu Çocukluğumuz

    Güzel bir çocukluk yaşadık biz.  Şenyurt çocuklarıydık, altından evlerimiz vardı.   Sokağımıza komşu bağlardan elma ve çağla kokularını getirirdi rüzgâr…

    Annelerimizin Türkan Şoray, babalarımızın Cüneyt Arkın olduğu zamanlardı. Kaldırım kıyısı buluşmalarda annemizi mi, Allah’ı mı, yoksa Atatürk’ü mü daha çok sevdiğimize dair hararetli tartışmalar yapardık çocuk aklımızla.

    Erdal’ın İnce Bacak Çarli, Hakan’ın Dişlek, Eray’ın Dömbek, Bektaş’ın Lastik, Saadettin’in Memiş,  benim adımın Yayık olduğu zamanlar… Gökay’ın dört tekerlekli bisikleti ilginçti ve kimseyi bindirmezdi. Ayhan’ın Bmx’i ulaşılmaz, benim kırmızı üç tekerlekli fiyakalıydı.

    Bilye aristokrat, TipiTip küçük burjuva, kibrit oyunu yoksul ama asildi o zamanlar. Futbol topu ayağımıza ağır gelirdi… Patlak plastik top su gibi azizdi; çizgili yeni top küsleri barıştırır, sahibini kaptan yapmaya yeterdi. Formalarımız birbirini tutmasa da takımımız bile vardı; AtmacaBirlik!  Biz Trabzonsporlulara göre İskender Fenerbahçeli Selçuk’tan büyük golcü, Şenol Galatasaraylı Eser’den iyi kaleciydi.

    Bizim için o çağlarda dünyada iki devlet vardı; Türkiye ve ötekiler… Bruch Lee’yi severdik ama Cüneyt Arkın onu kesin döverdi. İngiltere’ye 8-0 yenilsek de Türkiye hep birinciydi.

    Sünnetler düğünlerle taçlandırılırdı o zamanlar. Sünnet düğünü yapılması pipimiz için bir asalet unvanıydı. İki ay mahallede beyaz uzun entarinin altından önümüze tas koyup gezer, mahallenin dokunulmaz çocuğu olurduk.

    Saklambaçlar genellikle saklananların geri dönmemesi ile son bulur, mahallenin en saftirik ya da en iyi niyetli çocukları sürekli ebe olurdu. Kızlarla en çok dalya ve can yaktı oynardık. Erkekler en çok çocukluk aşkının canını yakardı. Muhtemelen ilk aşkımızın evinin etrafında saatlerce dolaşıp, okulda yüzüne bakmaktan utandığımız zamanlardı.

    Emrah her zaman nazlı, ben huysuz, Abidin sümsük, Akın azgın, Barbaros kızlarla gezer, Ercan fırlama, Eray hinoğluhindi.

    Çocukluğumuzun oyun mevsimlerine bölündüğü zamanlardı. Kendi oyunlarımızı kendimiz yaratırdık. Üç ay gazoz, dört ay sigara kâğıdı, iki ay kibrit dönencesine girerdik. Yaz akşamların vazgeçilmez oyunu elim ateşti (biz elma ateş derdik nedense!).   Top (futbolun adı top’tu) bütün zamanların birincisiydi. Biraz gençleşince iki apartman arasına gerdiğimiz ip üzerinde oynadığımız voleybol, kızlarla yakınlaşmak için en kestirme fırsattı.

    TRT yayınlarında sık sık film kopardı. Film kopunca yuvarlak bir kilim deseni gelirdi ekrana. Bu tuvalet molası demekti. Tabi kardeşler arasında tuvalet sırası kavgası da başlardı. Her şey filmin başını kaçırmamak içindi.

    En çok kovboy filmlerini sever, Pazar Konserleri’nden nefret ederdik.    Küçük Ev ve Bonanza ilk göz ağrımızdı. Sonra “İyi, Kötü, Çirkin” geldi. Con Veyn’e bayılır,   Kızılderililere karşı hep kovboyları tutardık. Sonra çok utandık bu huyumuzdan. Uzay 1999, fantezi dünyamızın kralıydı.   1999 yılı çok uzaklardaydı o zamanlar… Dallas daha ziyade büyükler içindi ama Ceyar’a karşı Babi’yi savunmak bizim için de bir insanlık meselesiydi. Ekranlarımızın vazgeçilmez kötü adamı Erol Taş’ı gördüğümüzde ifrit olur, babacan Kadir Savun, şefkatli Münir Özkul birazcık yatıştırdı öfkemizi.

    Ekmeği Örnek Fırını’ndan markayla alır, Pazar’ları genellikle evde çörek ya da pide ziyafeti yapılırdı. Büyük varidattı bu… O gün annemizi daha çok severdik.

    Ortaokul yıllarında takdirname alanları dövmez, teşekkür alanları az döverdik. Tabi bazen hesapta dayak yemek de var. O zaman ‘yaşasın kahraman taş!!!’

    Şimdi o arkadaşların kimi yurt dışında, kimi başka şehirlere dağıldı. Zaman herkesi savurdu bir kıyıya. Keşke yeniden dönebilsek o günlere.  Ya da şunu yapsak;   sadece bir günlüğüne, mahallemizin tüm çocukları,   eşlerini ve çocuklarını unutsa, saçını sakalını kesse, eski takım formalarımızı çeksek altımıza. Erdal her zamanki gibi santrafor, Gökay kaleci, Eray hem kaptan hem hakem olsa,   ben rakip kaleci olsam…

    Zamanın o uçarı günlerinde bir günlüğüne çocuk olsak… Zamane çocukları kıskanır mı bizi?


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları