• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Çam ağacı

    Odada yanan mumun alevi yüzlerde şavkıyordu. Odada bulunanlardan hiç biri konuşmak istemiyor gibiydi… Ne çocuklarda coşku ne de büyüklerde takat vardı konuşacak… Öylece hayallere dalmışlardı… O sığındıkları rengârenk dünyayı kimse bozmasın hatta bozamasın istiyorlardı. Karanlık çoğalırken hayaller, umutlar birer birer eksiliyordu biçare hayatlarından…
    Bir avluda geçinmeye çalışan şunca insandılar. Çaresizlik, umarsızlık diz boyuyken bile direnmeleri gerektiğini hissedebiliyorlardı işte… Babalar; ah o çocuklarının arkalarından hayranlıkla baktığı babalar nasıl da kaçırıyorlardı gözlerini o sığırcık karası gözlerden… Kısık bir ses yavrusuna ninni söylüyordu; De lorilori…
    Dışarıda silah sesleri, tankların, zırhlı araçların homurtuları ve ara sıra patlayan bombalar bir belirsizliği ne çok çoğaltıyordu içeride… İçeri: zindan demekti; yokluk, ıstırap, işkence hatta hatta her gün ölmek demekti yaşamak pahasına… Yaşamak pahası; ne çok değerliydi bu acıları bilmeyen gözlerde…
    O avlunun dört tarafına yayılmış taş evin şimdiki konuklarıydılar. Eski sahipleri kadar çaresiz… Dedeleri ne çok anlatmışlardı onları yani eski sahiplerini evlerin… Gerçi her köşede izleri vardı; öyle söylüyordu dedesi… Sonra da o izleri, hatıra izlerini birer birer gösterip anlatıyordu.
    Azat, babasına döndü. “Baba, onlar yani burada kalan eski sahipleri Noel Baya inanırlar mıydı? Üzeyir, çocuğunun bakmaya kıyamadığı gözlerine sevecenlikle baktı. “He oğlum öyle… İnanırlardı. “Sence Noel Baba gerçekten var mı? Üzeyir, bir an tereddüt etti sonra da “onca insan inandığına göre belki de vardır. Azat hayallere dalıp gitmişti bile… Saçlarını okşayan elin koruyuculuğu altında yaşamak yine de güzeldi işte… Azat yine sordu. “Baba Noel ne zaman” Sahi ne zamandı? O kadar çok zamandır içerdeydiler ki…Aman bir şey söylesindi işte cezası mı vardı sanki. İki gün sonra” deyiverdi. Azat yine susmadı. Ne meraklı olduğunu bilmez miydi? Yine duramadı işte kerata… “Baba Noel Baba çocuklara hediyeler alır değil mi? Hediyeleri nereye bırakırdı peki? Azat güldü, eski izlediği filmler geldi aklına…” Bacadan girer oğlum. Yastık altına bırakılan kâğıtlarda yazılmış hediyeleri de süslenmiş çam ağacı altına bırakır” Azat ve dinleyen diğer çocuklar bir daha ses vermediler o gece.
    Evde yiyecekleri gittikçe tükeniyordu. Elektrik, su kesilmişti. Neyse ki kuyuları vardı. Gerçi ona da ancak karanlığı dinleyip, korkarak gidebiliyorlardı ya. Her tarafta keskin nişancılar onları gördükleri anda avlıyorlardı. Onlar yaralı ceylandı ve avcılar çok zalimdi çok!
    Azat ertesi gün diğer çocukları topladı.” Noel Babayı biliyor musunuz? O çocukların koruyucusudur ha! Hem onlara hediyeler getiriyormuş.” Hasan, “ o gâvur değil mi?” “Yok oğlum diye itiraz etti Ruhat. O bütün çocuklara getirir istediklerini. Bir filmde izlemiştim; sen yeter ki inan ve yastık altına bırak istediğin hediyeleri yazdığın listeyi.” Ula! Diye bağırdı Hasan “Bizim çam ağacımız yok ki” Şimdi bodrumdayız üstelik bacamız da yok.” Hepsi birden hayıflandılar.
    Şimdi hepsi üzüntülü bir umarsızlıkla önlerine bakıyordu. Bir çam ağaçları olsaydı… Birden küçük Beyhan Şükrü dayı gilin evinde var.Ben onlarda gördüm.Küçüktür ama yeni dikmişti bir tenekeye. Tümünün başı dikildi, sessizce sırıttılar. Tek mesele nasıl gidip alacaklardı o çamı. Şükrü dayıların evi iki sokak ötedeydi ve orası devamlı ateş altındaydı. Üstelik yıkıntılardan dolayı gitmekte zordu. Azat düşündü gece karanlığından faydalansalar giderlerdi nasılsa.
    O gece silah sesleri azaldığında Azat ve Hasan yavaşça kilerden çıkarak Şükrü dayıların sokağına doğru yürüdüler. En ufak çıtırtıda korkuyla yere kapaklanarak, zaman zaman dizlerinin üstüneçökerek ilerlediler. Duvarları yıkık avluya girip üstü taş, toprak ve moloz dökülmüş çamı ikisi birlikte kaldırarak zorlansalar da eve götürdüler. Gece karanlığında az suyla çamı tozlarından arındırıp başköşeye koydular. Bacaları yoktu ya, kapıyı biraz aralık bırakırlardı değil mi? O gece yorgunluk ve korkunun verdiği tedirginlikle analarının koynuna girerek uyudular.
    Şimdi çam ağacına süsler asmamız lazım. Herkes cebindeki ve evindeki oyuncakları getirsin,” diye konuştu bilmiş bilmiş Azat… Çabucak üç beş kırık dökük eşyayı yıkılmış evlere girerek alelacele getirip ortaya döktüler. Yanmış renkli bir ampul, bir topaç, küçük bir bezbebek, on tane kadar renkli bilye… Neşeyle asıverdiler iplerle bağlayarak. Biraz da çamuru yoğurarak küçük toplar yaparak çam ağacını süslediler. Sıra yastık altına bırakacakları istedikleri dilekler ve hediyelerin isimlerinin olduğu listedeydi. En başa hepsi de mutlu bir aile, gülen bir şehir ve barış istiyoruz diye yazdılar; sonra da her daim arzu ettikleri hediyeleri… Sonra silah sesleri ve patlamalar arasında gönül rahatlığıyla uyudular. Hayallerinde barışın olduğu bayramlar ve güzel hediyeler vardı.
    Sokakta telaşlı yürüyen insanlar atılan bombalarla çökentaş binanın enkazı arasında sağ olan var mı diye bakınıp dövünerekaranıyorlardı. Ağlayarak, inleyerek isimlerini çağırarak taşları, tahtaları kaldırıp altlarına baktılar. Patlamalarla çöken evin altında kalanları; her defasında çıkardıklarının ismini seslenerek Azat, Hasan, Ruhat, Beyhan ve diğerlerinin cansız bedenlerini yan yana düzdüler… Yüzlerinde mutlu bir ifade vardı sanki. Artık korkmalarına, ürkmelerine gerek yoktu ki. Açlık, susuzluk, ışıksızlık da yoktu… Asıl önemlisi içeri, yoktu, zindan yoktu, zulüm yoktu. Kurtuldu dedi bakanlar gözyaşları arasında… Köşede mahzun bir çam ağacı izliyordu yatanları… “Çam ağaçları da varmış evde diye dertlendi yoksulun biri… Sahi Noel Baba gelmiş miydi? Gözünde bir ışık yanıp söndü Serhat’ın yıkıntılar arasında aranırken…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları