• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ÇİRKİNLER DE GÜZELDİR

    Ilık bir yaz esintisi yüzüme doğru esiyor. Duru, sakin bir Foça sabahında serçelerin telaşlı ötüşleri sabahı müjdeliyor. Güneş, haydi uyanma zamanı artık, diyor bir taraftan… Uyanıyorum. Güneş daha şimdiden yakıyor. Tepelere çok zaman önce indi, sıcak, cehennemi bir afat. O alışılageldik, karıncaların su içtiği deniz bana el sallıyor uzaktan…

    Şair dostum, arkadaşım, Hüseyin Çelikten ’in evindeyim. Sabahın o muzip, o delişmen ışıkları yüzümde oynaşmaya başladı bile… Hüseyin’e yarenlik eden bir de kedisi var. Bir dost gibi her daim sevgiyle ansızın çıkageliyor; teklifsiz, abartısız. Küçük bir günaydın babında birkaç miyavlama o kadar. Gelip balkonun kapısında uzanıyor. Hayli meşgul, sabah temizliği var elbette… Hüseyin onu zayıf, bitap haldeyken bulup bakımını üstlenmiş. Öyle bir sahiplenme, evin içinde yaşama gibi bir durum yok. Birbirine verilmiş sözleri de yok. Biraz su, yeterince yiyecek ve süt. Öylece teklifsiz bir dostluk aralarındaki… Hüseyin yeni kitaplarına çalışırken, hiç rahatsızlık vermeden onu izliyor.

    Kedileri severim. Hele munis,  yanımda mırıl mırıl ses çıkaranları daha da fazla… Çocuklarımda astım çıkıncaya dek bizimle yaşayan bir kedimiz vardı üstelik şimdi yok. Düşünüyorum da ne çok isterdim, onların o abartısız, art düşüncesiz verdikleri sevgiyi; hele ki bu yalan dünyada…

    Şimdi diyeceksiniz ki ülkenin onca sorunu var. Demokrasi, insan hakları, çocuk hakları, hele hele kadın hakları… Bu liste uzar gider ama bildiğim insanca, bir yaşam biçimini uzunca bir süredir benimseyemedik; beceremiyoruz ondandır belki de…

    Oysa fazla bir şey yapmakta gerekmiyor aslında; sabah kalkıp dışarı çıktınız. Gördüğünüz yaşlılara, kadınlara, çocuklara gülümsemeniz, onlara içten bir gülümsemeyle verdiğiniz, aydınlık bir sabah kadar duru merhabanız dahi güne umutla başlamanıza yardımcı olacak; bunu biliyorsunuz hatta hissediyorsunuz. Akşam denizden sonra yürüdük. Çokça konuştuk. Dertleştik. Birbirimize anlatacak ne çok şeyimiz varmış. Hüseyin epeydir burada. Artık neredeyse bir Foçalı. Herkes selam verip, selam alıyor. Foça, hatta Foçalılar Hüseyin’e iyi gelmiş; onu otamış, iyileştirmiş. Yani Foça onu, o kediyi kutsamış âdeta…

    Adı Çirkine… Oysa o baktığında hiçte çirkin görünmüyor gözüme… Geldi sürtündü, kendini sevdirdi sonra da gitti. Onun günaydını bu kadar. Bir de siyaset erbabının her güne, her sabaha gazete ve televizyonlardan nemrutça baktığını düşünecek oluyorsunuz; nevriniz dönüp pişman oluyorsunuz, gazetelere, televizyona baktığınıza…

    İnsanın evrimi halen devam etmekte kuşkusuz… Elli bin yıldır süren bir zaman dilimi ki halen sürmekte… Yahu insan tekamül eder, doğaya uyum sağlar, birlikte yaşamanın güzelliğini ortaya çıkarır değil mi? Ne gezer; yaşımın neredeyse tamamına yakınında ülkem hep bir kaos hep bunalımlı dönemler içindeydi. Hayatı güzelleştirmek, basitleştirmek varken devamlı bir kavga, devamlı bir gerilim var ortalıkta… Yani karşılıklı bir guard hali var; kendilerini sürekli olarak rakip gören boksörlere benziyoruz.

    Dün hiç gazete okumadım. Televizyonlara da bakmadım, bakmadık. Aşağı yukarı neler olduğunu, nelerin karşılıklı atışmalar halinde söylendiğini kestirebiliyorum; kestirebiliyoruz. Chp, sonunda ne yapması gerektiğinin bilincine erdi, ya da hidayete erdi mi demeliyiz. Muhalefet olarak mecliste yapacağı hiçbir şey olmadığını kavrayıp halkla birlikte aynı senkronu tutturan bir orkestraya dönüştü. Belki de uzun bir zamandır ilk kez doğruyu yaptı da denilebilir.

    Of! Ben dün güzel bir zamanı dostumla paylaştım. Hayli de mutluyum. Siyaset denilen ucubeyle de uğraşmak, didişmek istemiyorum.

    Kedi demişken, baldızımın da iki kedisi vardı kısa bir süre öncesine kadar…  Bahçeli yeni bir eve taşınmış; kısacası kendi de, kediler de hayli mutlu. Bir o yana, bir bu yana koşup oynaşıyorlar. Arada canları isterse, uyarına gelirse de sahiplerine sevgilerini gösteriyorlar, mırıldanıp bacaklarına sürtünüyorlar.

    Daha önce de iki kedisi olan baldızın kedisinin biri aniden hırçınlaşıp, saldırganlaşınca evden göndermek zorunda kalmıştı. Tam, onu terk ettiği için yaralı haldeyken, taşınma arifesinde arka bahçesinde mahsur kalan minik bir yavruyu da kurtarıp kendine arkadaş edindi. Dışarıya alışkın o yabani kedi de evde yaşamaya başladı. Verilen yemeği yiyip, verilen suyu içse de hiç kucağa gelmedi, kendini sevdirmedi; hep bir tedirginlik hali içinde gezindi durdu. Gelen herkesten saklandı, hatta kaçtı.

    Tıpkı sevgili Hüseyin’i n kedisine benziyordu. Onu görünce, “a bizim Çirkine buraya mı gelmiş,” bile dedim. Sarı alacalı, bir kara kedi. Gözleri görünmüyor kara tüylerin arasında. Dişiydi. Bu arada Hüseyin’in kedisi de dişi. O kedicik komşu bahçenin kara erkek kedisine sevdalandı. O çağırınca hemencecik koşup tel örgüden birbirine sırnaşıp koklaşıyorlar. Ancak bir arka bahçede de sürekli havlayıp bu mutlu mesut ortamı, bu cennet bahçelerinin dinginliğini bozan kocaman vahşi bir köpekte var. Diğer kediler bunu biliyor ama bizim çirkine bilmiyor ki.

    Sevgilisi çağırınca öte tarafa geçiyor. Baldız farkında,  hatta saatlerce çağırıyor da, gelen kim? Sevda bu; sizin, bizim dahi başımıza neler getirdi değil mi?

    Aniden birileri bağırıyor. “Kediyi kaptı, kediyi!” Baldız arka bahçelere ulaşıp onu kurtarmak için ev ev gezip sonunda ona, o biçare kediciğe ulaşıyor. Kucaklayıp bağrına basıyor o cansız vücudu… Yaşları sel olup akıyor. Onu bir şapka kutusuna, çokça sevip üzerinde uyuduğu kilimiyle birlikte koyuyor. Akşam küçük minik bir çukur açtım; gölgesinde uyukladığı bodur narın dibine… O minik kediciği kefen bezi niyetine kilime sarıp… Öyle üzgünüm, öyle üzgünler ki… Mezarı belli olsun, diye de üç beyaz taş koyduk minik mezarın üzerine…

    Baldızım ağlamaklı bir halde ağıt söylercesine hıçkırıyordu.

    • Ah yavrum, koşup oynarken bir kez dahi kucağıma gelmedin. Seni, bir kez dahi sevip okşayamadım… Şimdi, ilk kez kucaklıyorum; doya doya okşuyorum işte, dediğinde hepimiz birlikte sevdiklerimize de ağlıyorduk. Işıklarda uyu kedicik… Güle güle Çirkine.

    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları