Beyaz Show’a telefonla bağlanarak sokağa çıkma yasakları ve hak ihlallerine dikkat çekmek için “Çocuklar ölüyor, sessiz kalmayın” diyen ve bu konuşması nedeniyle “terör örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla hakkında dava açılan Ayşe Öğretmen ve ona destek olmak amacıyla savcılığa başvurarak suça ortak olduklarını bildiren 38 kişi İstanbul Bakırköy Adliyesi’nde hakim karşısına çıktı.
Davanın çok sanıklı olması ve izleyicilerin fazla olmasından kaynaklı duruşma konferans salonunda görüldü.
Çok sayıda siyasetçi, aydın, akademisyen, insan hakları savunucusunun izlediği duruşmanın yapıldığı salon doldu.
Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Diyarbakır Barosu’ndan başta olmak üzere onlarca avukat da duruşmayı takip etti.
Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada önce Ayşe Çelik ve Kadir Turnalı’nın ifadeleri alındı.
Öğretmen Ayşe Çelik, ifadesinde “Silvan’da yaşananların tanığıyım. Ben konuşmamda kimseyi suçlamadım ya da övmedim. Mağdurlara dikkat çektim ki o mağdurlardan biri de benim. Art niyetsiz, kimseyi övmeden söylediğim sözlerin samimiyetini o gün sunucu da, konuklar da izleyici de anladı. Ancak daha sonra milliyetçi hezeyanlarla hakkımda karalama kampanyası başlatıldı. Gözaltına alındım, olmadığım halde medya beni terör savunucusu, savı ise sanık yaptı. Söylediklerim örgüt propagandası kapsamına alındı. Söylediklerimin arkasındayım. Yine aynısını söylüyorum.”dedi.
Çelik’in ardından yazılı ifadesini veren Turnalı ise, programa teknik sebeplerle müdahale etme şansının olmadığını söyledi.
Hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasını istemediğini belirten Turnalı’nın avukatı da programda “terör propagandası” yapılmadığını belirtti.
Çelik’in telefonda söylediği sözlerin ifade özgürlüğü olduğunu belirterek “eğer Ayşe Öğretmenin söyledikleri suçsa biz de bu suça ortak oluyoruz” dedikleri için yargılanan 38 kişi ise ortak savunma yaptı.
Duruşma öncesinde adliye önünde de okunan savunma metninde şu ifadeler yer aldı:
“Biz aşağıda imzası olanlar, hakkında soruşturma açılan öğretmen Ayşe Çelik’in ‘söyledikleri suçsa, biz de bu suça ortak oluyoruz,’ diyerek destek olduğumuz için ‘terör propagandası’ yapmaktan yargılanıyoruz.
“Bu desteği, ölümlerin durmasını istemenin, ‘çocuklar aç susuz kalmasın’ demenin, yani en temel hak olan yaşam hakkını savunmanın ‘terör propagandası’ olarak nitelendirilemeyeceğine, insanlığın en temel ve haklı talebi olan yaşamı ve barışı savunma anlamına geldiğine inandığımız için veriyoruz.
“İnsanlığın en temel vicdani değerlerini savunmayı terör propagandası yapmak kabul eden bir zihniyet ve hukuk düzeninin, insan hakları ve demokrasiyle bağdaşmadığına inanıyoruz.
“Ölümlerin önünü almanın tek yolunun silahların susması ve barışın tesisi için diyalog olduğuna inanıyoruz.
“Hangi tehdit ve saldırı altında olursa olsun, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir devletin insan yaşamını ve barışı savunanlara ‘terörist’ ve ‘terör propagandacısı’ yaftası yapıştırması ve yargılaması kabul edilemez.
“Bu vesileyle hem yurt içinde hem de uluslararası alanda her türlü savaş ve çatışmanın barış ve müzakereyle sonuçlanması gerektiğine ilişkin talebimizi yineliyor ve barışı savunanların hemen beraat ettirilmesini istiyoruz.”
Söz alan avukatlardan Mahsuni Karaman, iddianamenin niyet sorgulaması üzerinden hazırlandığını söyledi.
Müvekkili Ayşe Çelik’in popüler biri olması durumunda suikast sonucu katledilen Tahir Elçi ile aynı sonu yaşayabileceğini belirten Karaman, Ayşe Çelik’in Fırat’ın doğusundan Fırat’ın batısına seslendiğini ifade etti.
Savunmaların ardından mahkeme heyeti, duruşmaya katılmayan sanıkların savunmasının alınması için bulundukları kentin ilgili mahkemesine talimat yazılmasına ve Beyazıt Öztürk’ün tanık olarak dinlenilmesine karar vererek, duruşmayı 30 Kasım’a erteledi.







