• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Çocuklar, siyaset, şiddet

    Maalesef şiddet sadece uygulandığı yerde kalmıyor. İfade edildiği gibi de kalmıyor. Her yere yayılıyor, her yerde eyleme geçiyor, gündelik hayatın bütün hücrelerine sızıyor. Ve bir süre sonra en kıymetlilerimize, en sevdiklerimize kadar uzanıyor, katlanılması zor bir vahşete dönüşüyor. İşte, şu son birkaç gündür yaşadıklarımız, tanık olduklarımız: Küçücük, dokunmaya kıyamayacağımız çocuklar, bebeler, toprağın altından çıkıyor, otların arasında bulunuyor. Söylemekte zorlanıyorum ama tecavüz edilmiş, boğulmuş, bıçaklanmış durumda. Çaresizce arıyoruz, kaçırılan, kaybolan çocuklarımızı. Küçücük tabutların başında cenaze namazları kılınan bir ülke oldu burası. Hiç olmazsa onların dokunulmazlıkları olmalıydı, hiç olmazsa onları, bebeleri birbirimize her türlü acıyı yaşattığımız, vahşeti uyguladığımız, zulmü reva gördüğümüz bu kavganın dışında bırakmalıydık. Bir baba, üç evlat yetiştirmiş, şimdilik iki de torunu olan bir yurttaşınız olarak kendimi de suçluyorum. Toplumsal barış için, şiddetin ve zulmün bu topraklarda önüne geçmek için daha fazla çalışmadım diye. Böylece çocuklar da, bebeler de kavgamızın içine çekilmiş oldu işte; biz sustuğumuz ya da yeteri kadar mücadele etmediğimiz için. O cenaze törenlerinde aileleri istedikleri kadar teselli etmeye çalışsınlar, istedikleri kadar cennet vaadinde bulunsunlar o acı çekerek ölmüş çocuklar için. Bir ana baba nasıl unutur küçücük çocuğuna yapılan bu zulmü, uygulanan bu vahşeti. Bunlar hep susa susa oluyor işte. Bugün bu masum bebelere yapılanlar hepimizi utandırıyor, öfkelendiriyor. Kan ağlıyoruz. Ama çocukların, bebeklerin yetişkinlerin kavgasının ve çürümüş ahlâkının içine çekileli çok oluyor. Yüzlerce çocuk Kürt kentlerinde süren çatışmada kurban edildi. Vuruldu, serseri kurşunlara, top mermilerine hedef oldu, kimisi uçaklardan atılan bombaların, kimisi terör estiren panzerlerin altında kaldı. 12 yaşında evinin önünde terörist ilan edilip makineli tüfeklerle tarandı. Koca devlet çocukları korumayıp kendi kavgasının içine çekince, yetişkinler çocukları kavganın dışında tutup onların güvenliğini gündemine almayınca, bir süre sonra ülkenin her yeri çocuklar için tekinsiz hale geldi, çocuklar her türlü şiddet ve ahlaksızlığın hedefi oldu. Bir ülke faşizmin de temeli olan güçlünün güçsüzü ezdiğine dair bir doğa ilkesini toplumsal hayatının prensibi haline getirirse olacağı budur. Koca adamlar bebelere zulmeder, işkence yapar, öldürür ve koca ülke vahşi bir ormana dönüşür. Yasalar öncelikle güçsüzü güçlüden korumak için vardır. Ama, dediğim gibi çürüme, çöküş bir kere başlamaya görsün. Yasalara güven kalmayınca, yargıda adalet beklentisi olmayınca her yurttaş giderek kendi savaşının askeri oluyor ve şiddeti meşrulaştırıyor. Önce güç odaklarının temsilcileri, şiddet erkinin kanuni sahipleri susmalı. En başta en fazla şiddet erkine sahip devlet yöneticileri bu iktidarlarının onlara şiddet kullanımında sınırsız yetki vermediğini görmeli, güçsüz olduğunu düşündüklerine pervasızca saldırmayı, tehdit etmeyi bırakmalı. Seçimlerden hemen sonra kimi iktidar sahiplerinin, özellikle de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun söyledikleri ortada. Meclis’in üçüncü büyük partisinin kadın eş başkanına “sizi yaşatmayacağız” tarzı tehditlerde bulunuyor. Ülkede adalet ve güvenliği sağlamaktan sorumlu bir bakanlığın başındaki kişi şiddeti bu kadar meşru görüyor, elindeki erki bu kadar sorgusuz sualsiz ve sorumluluk taşımadan kullanabileceğini ifade ediyorsa, bu ülkede her yere şiddetin sınırsız ve orantısız kullanımının bir davranış biçimi olarak sirayet etmesini engelleyemezsiniz. Güçlünün güçsüzü ezmesi prensibi en acımasız haliyle yetişkinin çocuğa zulmünde ortaya çıkıyor ama bugün siyasetin de en temel ilkesi olmuş durumda.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları