• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Çok sesli ‘hayır’lar Türkiye’nin demokrasi seçeneğidir”
    “Çok sesli ‘hayır’lar Türkiye’nin demokrasi seçeneğidir”
    12 Nisan 2017 12:59
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Selma Gürkan, Türkiye Sosyalist Hareketi’nde tevazusu ve güleryüzlüğünün ardında tuttuğu çalışkanlığı ve güvenilirliğiyle bilinen bir siyasetçi. Kamu emekçileri mücadelesinden geliyor. 2011’de Emek Partisi Genel Başkanı oldu.

    Selma Gürkan bir süredir referandum kampayası için ülkeyi dolaşıyordu. Kendisiyle buluştum ve referandum hakkında  sorular sordum:

    Doğum gününüzde (10 Nisan)  bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.  Bu arada Selahattin Demirtaş ve Metin Göktepe ile doğum günleriniz denk gelmiş. Üç güzel insan…

    Teşekkür ederim. Çok naziksiniz.

    Nice yıllarda, deyip sorularıma geçeyim.  Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz? Türkiye referanduma nasıl gidiyor?  EMEP olarak nasıl bir referandum çalışması yaptınız? Çalışmalarınız medyada yeterince yer alıyor mu?

    Tabii bizim yaptığımız çalışmayı iktidarın devlet olanaklarıyla yaptığı çalışma ile kıyasladığınızda,  kıyas kabul etmeyecek bir çalışma… Kuşkusuz olanak ölçüsünde, elimizden geldiğince buluşup çalıştığımız kesimler işçi sınıfı ve halk kesimleri oldu. İşçi toplantıları yapmaya çalıştık ağırlıklı olarak.  Bizim buluştuğumuz kesimlerde milliyetçi muhafazakâr kesimden işçiler de bulunuyordu. Referanduma dair bir yorumda bulunacaksak şayet, istatistiklerden bağımsız olarak bir yorumda bulunmak gerekir. Şunu gözlemleyebiliyoruz ki, bugüne kadar AKP her ne kadar işçilerden emekçilerden oy almışsa da işçilerin emekçilerin bugün karşı karşıya kaldığı ekonomik, sosyal sorunlar ağır basmakta. Özellikle bütün yetkilerin tek adamın elinde toplanmasına ve bu adamın bir partinin genel başkanı olmasına çok sıcak bakmadıklarını söyleyebiliriz. Bu açıdan da AKP’ye, MHP’ye oy verecek işçilerden önemli bir kesimin hayır diyeceğini düşünüyoruz biz. Hayır diyemeseler bile – özellikle AKP seçmenleri için söylüyorum- sandığa gitmemeyi yeğleyecektir ama bir kısmı sandığa gidip hayır diyecektir. Mecliste grubu bulunan, hayır’ı örgütleyen üç siyasi parti için de geçerlidir bu. HDP’nin zaten eş başkanları cezaevinde. Pek çok engellemeyle ve hak ihlali ile karşı karşıyalar. CHP’nin engellemelerle karşılaştığını biliyoruz. MHP’nin hayır kanadının engellemelerle karşılaştığını biliyoruz. Ve mecliste sandalyesi olmayan siyasi partilerin, çok daha engelleme ve polis müdahalesi ile karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Bütün bunlara rağmen hayır seçeneği toplum içerisinde karşılık bulmuştur. Ve gönül rahatlığıyla, hayır’ın sandıktan çıkacağını olduğunu düşünüyorum.

    Siz net olarak nereleri gezdiniz, nerelerde kampanya yürüttünüz?

    Ben Adana, Mersin, Antalya, Aydın, Denizli, İzmir, İstanbul’un ilçeleri, Ankara’nın ilçeleri gibi anakentlerde, sanayiinin yoğun olduğu kentlerde çalışmalar katıldım. Bunun dışında bizim genel başkan yardımcılarımızın, MYK düzeyinde üyelerimizin katıldığı çalışmalar oldu. Ortak işler yapıldı; bunların bir kısmı CHP’li vekillerle, bir kısmıHDP’li vekillerle yapıldı. Ama esas olarak bizim yapmaya çalıştığımız şey, devasa mitingler düzeyinde değil ama yapılabilecek şekilde fabrika fabrikagezip işçilerle buluşmaktı. Kadınlarla buluşmaya çalıştık. Referandumun nabzını buradan tutmaya çalıştık. Çünkü bizim için referandum salt evet ya da hayır değil, bu ülkede demokrasiyi tartışmak, hak ihlallerini tartışmak,  hak ve özgürlükleri tartışmak anlamına gelecekti. Tartışmalarımızı bu minvalde yürütmeye çalıştık.

    Referandum sonucu için bir öngörünüz var mı?

    Biz ağırlık olarak hayır’ın sandıktan çıkacağını düşünüyoruz. Yani öngörümüz biraz bu yönde. Araştırma şirketlerinin büyük çoğunluğunda da sonuçlar böyle çıkıyor ama ben bu araştırmalardan bağımsız olarak söylüyorum. Yaptığımız toplantılardan, atölyelerde ya da fabrikalarda temas ettiğimiz işçilerin verdiği bilgilerden, tartışmalardan yola çıkarak böyle bir değerlendirmeyi yapıyoruz. Çünkü hiç kimsenin içerisine şu sinmiş değil; yani bütün yetkileri tek insana vereceksiniz ve o tek insan da bir partinin gelen başkanı olacak! Yürütme, yargı, yasama…  Devlet bütçesini yapacak – sadece bunlarla da sınırlı değil- yani bir ülkenin 80 milyon insanının geleceğine karar verecek bir yetkiyi elinde bulunduracak. Bu, kimsenin içine sinmiş değil. Buna kuşkusuz, örgütlenme hakkına dair tek yetkili ağız cevap verecek, buna grev hakkına dair tek yetkili ağız cevap verecek! Kaldı ki işçiler şunu görüyor; Asil-Çelik grev kararını aldı, iki saat içerisinde bu grev kararı yasaklandı. Ayın şekilde son dönem metal işçileri grev kararı aldı ve bu da yasaklandı. Şişecam işçileri grev kararı aldı ve yasaklandı.

    DSC_2093

    Kanun Hükmünde Kararnamelerle değil mi?

    Evet, evet… Bütün bunlar üst üste konulunca, halkın bir kesimi milliyetçi-muhafazakâr olsa da referandum sürecinde daha farklı değerlendiriyor.  Yani bu, kendi niyetimizi bağlı bir iyi niyet değil. İşçilerin, emekçilerin tartışma düzeylerine baktığımızda oradan gelen bir iyimserlik diyebiliriz.

     Hayır ya da evet sonuçları Türkiye’nin geleceğine nasıl etki edecek?

    Ya tabii, şöyle bir durum var; biz bu toplumsal kesimlerle bir araya geldiğimizde, hayır ortaya çıktığında, örneğin alternatif ne olacak? Bu soru kocaman bir boşlukta duruyor. Çünkü insanlar bugün karşı karşıya kaldığı sorunlara dair bir alternatif bekliyor. Ekonomik sorunlar, işsizlik, yoksulluk, baskı var, tekleştirici politikalar var. Bütün bunların karşısında daha demokratik ve birleştirici bir ortamın yaratılmasını istiyorlar ve bunun için de siyasal bir seçenek olsun, istiyorlar. Pek çoğuyla konuşuyoruz mesela… Tamam, eleştirileriniz var ama kime oy vereceğiz? Bir siyasal belirsizlikten bahsediliyor. Bu nedenle hayır’ın ortaya çıkması demek, sadece bu hükümetin getirmiş olduğu düzenlemeye bir itiraz değil ama aynı zamanda mevcut anayasaya da, siyasal sisteme de itirazdır.  Bugün uygulanan siyasi sistemin ve politikaların demokratik olmadığını düşünüyor ve söylüyoruz. Zaten çeşitli toplumsal kesimler de bu demokratik olmayan yönetimin sonuçlarını yaşıyorlar. Dolayısıyla ‘evet’ bu iktidarın getirdiği yanlıştır ama mevcut düzeni de kabul etmiyoruz. Bir seçenek çıkarmak gerekiyor o zaman. Bir arayış gerekecek. Bu çok sesli hayır’ları birleştirmek ve ülkenin demokratikleştirilmesi için bir seçenek haline getirmek gerekiyor. O görev de sanıyorum önümüzdeki dönem hepimizin üzerinde düşünmemiz ve tartışmamız gereken bir görev olarak duracak. Hayır çıkarsa böyle bir görev ve sorumluluğumuz var, diye düşünüyorum. Kuşkusuz ileri bir mevziiden bu tartışmaları başlatacağız hayır çıkarsa. Çok zayıf bir ihtimal ama evet çıkması halinde kuşkusuz bir adım geriye çekileceğiz. Hükümetin her alanda uygulayacağı politikalara karşı mücadele içinde ileriye atılmak için hepimizin hazır olması gerekiyor. Çünkü bugün çalışma hayatına dair yeni yasaların bizi beklediğini biliyoruz, kıdem tazminatlarının tasfiyesi gibi, kamu emekçilerinin iş güvencelerinin kaldırılması gibi… Ama her şeyden önemlisi, toplumda daha baskıcı bir düzenin işaretlerini bugünden veriyorlar. Daha tekçi bir düzenin işaretlerini veriyorlar. Sadece tekçiliğe hayır dediği için, savaşa hayır dediği için HDP’nin referandum şarkısının yasaklanması bile bunun bir işaretidir diye kabul edebiliriz.

    16 Nisan’da hayır çıkması durumunda hayır cephesindekiler bir araya gelerek ortak siyaset yaparlar mı?

    Kuşkusuz bugün buradan bakıp mekanik bir oluşum üzerinde tartışmak çok mümkün gözükmüyor. Ama ben biliyorum ki, hayır çalışmasını yürütürken 7 Haziran’ı çok fazla andıran bir duygu haliyle karşılaştık. Bir de referandumda Gezi Direnişi’ni andıran duyguyla karşılaştık. Dolayısıyla çok fazla toplumsal kesimle birlikte iş yapmış olduk. Birlikte iş yapılanların içerisinde ortak tartışma platformları oluşturulmaya çalışıldı. Örneğin MHP’ye, AKP’ye oy veren işçilerle de, emekçilerle de platform yürütülmeye çalışıldı. Yani bir tarafta iktidarın kutuplaşması, diğer tarafta da emekçilerin ortak sorunlarından kaynaklanan birlikteliği… Bütün bunlar harmanlandı. Dolayısıyla önümüzdeki döneme mekanik bir cephe değil ama kampanya boyunca yürütülen çalışmaların bir birikimi olarak, bir ortak demokrasi arayışının koşullarının doğacağını düşünüyorum ben.  Ayrıca siyasi partilerin de, yarın sandıktan hayır çıkması durumunda dünkü gibi düşünemeyeceklerini düşünüyorum. Dünkü gibi düşünülürse ve dönemin bize bıraktığı görev ve sorumluluklara cevap verecek bir pozisyon alamazsak, herhâlde bize hayat hakkı tanımazlar; diye düşünüyorum.

     Bu soruma bağlı olarak soruyorum, hayır çıkması halinde AKP’de bir çatlama olur mu? İçinden yeni bir parti ya da oluşum çıkar mı? AKP çözülür mü? Böyle duyumlar var.

    Çok tartışma olacağı kesin… Bugün açısından bile kendi içlerinde çok tartıştıkları kesin. Ancak bir Erdoğan faktörü var ve Erdoğan’ın baskıladığı bir AKP’den söz ediyoruz. Dolayısıyla hayır çıkması durumunda kuşkusuz kendi içlerinde bir tartışma olacaktır.  Hani bunun ne kadarı ikinci bir partiye evrilir, ne kadarı evrilmez; bunu biraz hayat gösterecek.  Bugünden bunu kestirmek zor. Fakat AKP’nin daha önce olduğu gibi tek seçenek olarak orta yerde durmayacağı açık.

    DSC_2083

    AKP’nin kimi kurucu üyelerinin bazı kentlere giderek hayır çalışması yaptıklarına dair haberler geliyor. Bu insanlar kendilerini 16 Nisan öncesi açığa çıkartmıyorlar herhalde…

    Biz buradan bakmayalım, kendi cephemizden bakalım. Çünkü 7 Haziran’da bunlar bir tokat yediler ama o tokadın acısını çok kısa zamanda hem de tehlikeli bir savaş çıkartarak giderdiler. Cumhurbaşkanı “7 Haziran bir daha yaşanmayacak. 7 Haziran’da ne olduğunu gördük” derken, kendi korkularını da açığa vurmuş oluyorlar. 7 Haziran bu ülkede işçinin, emekçinin, Kürdün,  Türkün, Musevi’sinin, inananın, inanmayanının vs. bir araya geldiği bir platformdu. Bir araya gelince nasıl bir gücü ortaya çıkartabileceğini göstermişti. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinin sonuçları tanınmadı ve acı bir savaş başlatılarak bu sonuçlar geçersizkılındı.  10 Ekim’de patlayan bombalar da 7 Haziran’daki gibi bir oluşuma atılmış bombadır; tek başına bir mitinge atılmış bir bomba değildir. Çünkü sendikaların, emek örgütlerinin, bütün toplumsal kesimlerin barış için bir araya geldiği bir mitingdi. “Öldürmeyen yara güçlendirir” diye bir tabir vardır ya… Güçlenerek yollarına devam ederler, diye düşündüler ve çok acımasız yöneldiler. Onların kendi içindeki yarılmalar, bizim konumuz değil. Zayıf kalırlarsa toparlarlar kendilerini. Ama bu taraf zayıf olursa kötü… Demokrasi isteyenlerin,  barış isteyenlerin, özgürlük isteyenlerin, emek güçlerinin, halk güçlerinin, kadınların, gençlerin kendi talepleri etrafında birliğini ve mücadelesini güçlendirmesi gerekir. Siyasette başka bir seçeneği ortaya çıkartması gerekir; bizim buralara kafa yormamız gerekiyor. Burjuvazinin ve sermayenin en gerici kanatlarının siyasal ittifakı, diye düşünebiliriz AKP’yi ve AKP’nin etrafında şekillenen siyaseti. Dolayısıyla bu gericilik halktan yediği her tokatta da kendisini yeniden yenileme olanaklarına sahiptir. O olanaklara sahip olmaması için, halk güçleri olarak biçim kendimizi toparlamamız gerekiyor.

    16 Nisan sonrası için toplumsal barış umudunuz var mı?

    Eğer barış sadece Kürtlerin ihtiyacı olarak görülürse, bu olmaz. Barış bütün bir ülkenin ihtiyacı, çözüm bütün bir ülkenin ihtiyacı… Çünkü demokrasi bütün bir ülkenin ihtiyacı… Burada talep ettiğimiz barış sadece Kürt sorununun demokratik çözümünü ifade eden bir barış değil. Aynı zamanda bu iktidarın uyguladığıdış politikanın çektirdiği zulme karşı Ortadoğu’nun barışını savunmak anlamına da geliyor. Dolayısıyla bizim halk güçleri olarak, demokrasi güçleri olarak ortaya koyacağımız bir platform, hem ülkenin iç barışına hem de Ortadoğu halklarının barışına hizmet edecektir, diye düşünüyorum. Yani bizim içeride oluşturacağımız alternatif bir güç, emperyalist bloklarla ve güçlerle işbirliği halindeki bir siyasetin karşısında olacaktır.  Demokrasi için, halkların kardeşliği için, eşit haklarla bir aradalık için ortaya koyacağımız bir siyasi platformu, hem ülkenin iç barışına ve demokrasisine hizmet edecektir hem de Ortadoğu halklarının kan ve gözyaşının dinmesine hizmet edecektir,diye düşünüyorum. Çünkü bizim yaşadığımız savaş,sadece bir iç savaş ve iç çatışma meselesi olmaktan çıkarak Kürt sorununu da tek başına Türkiye içi bir sorun olmaktan çıkartmış durumda. Kürt sorunu bölgesel bir sorun olmuş durumda. Bütün bunları birlikte değerlendirerek Ortadoğu halkları için bu görevi üstlenmemiz gerekiyor.

    16 Nisan’da hayır çıkarsa yeniden bir çözüm sürecine yönelir mi hükümet? Yoksa savaş siyasetine devam mı eder? Çünkü 2019’a kadar cumhurbaşkanı koltuğunda olacak Erdoğan ve AKP de hükümette olacak.

    Aslında karşısında bir güç olmadığı sürece, çözüme yönelmeyeceğinin ipuçlarınıErdoğan, mesajlarında verdi.  Biraz o, dediğimi gibi toplumsal güçlerin mücadelesi ile bağlantılı olacak. Öyle bir irade, öyle bir güç ortaya çıkarsa her ne kadar bugünden tekçiliğin mesajını vermiş olsa da, savaşın mesajını vermiş olsa da o masaya oturmak zorunda kalacaklardır. Nitekim şimdiye kadar oturmuş oldukları dört beş masa, mücadelenin sonucunda kurulmuş masalardır. Öyle iktidar güçleri kendi istedikleri için kurulmuş masalar değildi. Dolayısıyla mücadelenin böyle bir koşulu sağlamasının olanağı vardır. Ayrıcaülkemizde Kürt sorununa iktidarların yaklaşımı, birazSuriye ile de bağlantılı. Hem ülke dinamikleriyle, hem Suriye’dekigelişmelerle bağlantılı…

    Benim sormadığım, sizin kelem istediğiniz bir şey var mı? 16 Nisan için bir mesajınız var mı?

    Bir defa, iki tehlikeli yaklaşım görüyoruz biz… Bunlardan birisi; biz ne yaparsak yapalım, sandıktan evet çıkacak, yaklaşımı… Bu büyük bir rehavet ve kendine güvensizliktir. Kendimize güvenelim, sandıklara sahip çıkalım, gidelim ve oyumuzu kullanalım…  İkincisi ağırlıklı olarak ulusalcıların kullandığı bir şey… Kürtler gizli anlaşmayla evet diyecekler gibi bir yaklaşım… Bunun böyle olmadığı çok açık. Dolayısıyla ülkenin barışını ve kardeşliğini bozabilecek, yine aynı şekilde kendine güveni zedeleyebilecek yaklaşımlardan da uzak durmak gerekiyor. 16 Nisan’da sandığa gideceğiz, oyumuzu atacağı ve attığımız oyu sahipleneceğiz. 17 Nisan sabahı da 16 Nisan’dan almadığımız güçle yeni bir demokratik Türkiye’yi inşa etme görevi hepimizin omuzlarında olacak, diye düşünüyorum.

    Bir Kürt bireyi olarak benim de ulusalcılara bir sözüm olacak;  7 Haziran’da “AKP ile HDP anlaştı, HDP barajı açamayacak AKP tek başına iktidar olacak.Bu HDP ile AKP’nin anlaştığının göstergesidir,” diye propaganda yapıyorlardı. 1 Kasımda da “HDP, AKP’ye destek verecek, onu başkan yapacak”dediler; bu da olmadı. Ben inanıyorum ki, ulusalcılar bu sefer de yanılacak, kendi değerlerine, kendi düşüncelerine sahip çıkacak Kürtler…

    Şunu da söyleyeyim, bu fikir AKP kanadınca bilinçli bir şekilde örgütleniyor. Bu iki fikir de yani “Ne yaparsak yapalım evet çıkacak” ya da “Kürtler sandıkta evet kullanacaklar, gizli anlaşmalar yapmışlar!” Bu iki fikir de halkın birliğini bozmak, demokrasi güçlerinin bir araya gelişini engellemek üzere bilinçli olarak örgütlenen bir yaklaşım. Bunlara karşı uyanık olmak gerekiyor.

    Çok teşekkür ederim.

     

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler