• Döviz Kurları
    Puan Durumu
      COMANDANTE CHE GUEVARA

                             

    Gençtik. Lâkin başımızda kavak yelleri de esmiyordu. Delikanlılığın bütün hızlı, delişmen yanlarını bünyemizde toplamıştık diyebilirim. Buna bir de Diyarbakırlıların o geleneksel kabadayı tavrı da eklenince, neredeyse hiçbir şeyden korkmaz addediyorduk kendimizi… Yıllar sonra genç söğüt dalları gibi eğilip, kırıldığımızda anlayacaktık, ne denli darbe aldığımızı ve yenildiğimizi…

    Hepimiz çok okuyoruz. Okuyoruz ve tartışıyoruz durmadan. Evlerde, sokakta, okulda toplanıp kitaplardan, filozoflardan ve felsefeden konuşuyoruz. Hayatımızda eğlence yok değil elbette, o eğlenceleri de mücadelemiz içine katmışız bir şekilde… Öyle ki bazen dayak yiyoruz, ona dahi gülüp kahkahalar atıyoruz. Hayatı dolu dolu zor ama alabildiğine tat alarak yaşıyoruz.

    Devrimden, devrimcilerden bahsediyoruz. Sosyalizm, komünizm, Marks, Lenin, Troçki, Stalin ve Mao baş konularımız arasında yer alıyor. Sovyetlerin ve Çin Halkının Uzun Yürüyüşü’nü defalarca okuyoruz.

    Tabi ki 12 Mart’ın unutulmaz devrimcileri aklımızdan hiç çıkmıyor. Mahir, Deniz, Hüseyin, Ulaş, Yusuf ve memleketlim Ömer Ayna hep konuşup feyz aldıklarımızdan…

    Duvara asılan “Aranıyor!” fotoğraflarından hepsini tanıyoruz. Ortaokulda sınıf arkadaşım Rafael’in ağabeyi Garbis Altunoğlu’nu da anımsamadan edemiyoruz. Bir gün Küba devrimini ve o devrimin başarıya ulaşmasındaki iki yiğit devrimciyi tanıyorum. Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara’yı tanıyoruz.

    “Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin… Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, safa geldi…”

    Bu uzun cümle sloganımız oluyor; yeri geldiğinde karşımızdakine bunu söylüyoruz papağan gibi… Bir dükkânın vitrinindeki Che fotoğrafı beni kendine çekiyor sanki… Elindeki purosu ve kocaman gülümseyen yüzüyle Comandante Che Guevara bana bakıyor. Üzerinde bu sloganın yer aldığı siyah beyaz fotoğrafı aldım. Onu bir duralit üzerine yapıştırarak odamın duvarına astım.

    Odama girdiğimde kitaplığımla birlikte gülen bir Che karşılıyor artık beni… Daha sonra amcamın aldığı Şemsi Yastıman sazı da o duvarda sapındaki püskülüyle yer alacaktı… Sazın üzerinde de  “Cevap” şiiriyle birlikte gülen bir nazım fotoğrafı yer almıştı.

    O duvar

    O duvarınız,

    Vız gelir bize vız!

    Bizim kuvvetimizdeki hız,

    Ne bir din adamının dumanlı vaadinden,

    Ne de bir hülyanın gönlü yakısındandır.

    O yalnız

    Tarihin o durdurulmaz akışındandır.

    Arkadaşlarla toplanıp ya kitaplardan konuşuyoruz ya da türküleri hep bir ağızdan haykırarak söylüyoruz. Karacaoğlan’ı, Dadaloğlu’nu… Ruhi Su’dan dinlemeyi ne çok seviyoruz. Ah bir de Rahmi Saltuk Ahmet Arif’in “”İçeride” şiiriyle bizi, beni nerelere taşıyordu bilseniz.

    “Haberin var mı taş duvar/ Demi kapı, kör pencere/Yastığım ranzam, zincirim/Uğruna ölümlere gidip geldiğim/ Zulamdaki mahzun resim/ Haberin var mı?” dediğinde hep bir ağızdan:

    Görüşmecim yeşil soğan göndermiş/ Karanfil kokuyor cıgaram/ Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” Öyle bir söylüyoruz ki seslerimiz Diyarbakır’ın gül kokulu akşamlarının karanlığına karışıp ötelere gidiyor…

    Diyarbakır’dan ayrılma zamanımız geldiğinde kitaplarımın çoğunu oradaki arkadaşlarıma dağıttım. Che’nin o gülen fotoğrafını da onu benim kadar çok seven Saba’ya bıraktım. Gülerek bana ‘Goşist’ diyecekler şimdi demişti…

    Şimdi duvarımda Che’nin fotoğrafı yok. Öyle deliliğim de kalmadı. Saçlarım dökülüp beyazladı. Buna rağmen yüreğim halen Che ve devrimi bir arada düşündüğünde öylesine atıyor ki onun o yiğit devrimcinin sözleri geliyor hemen aklıma:

    “ Yoksula gülmedim, zenginliğe özenmedim, faşistleri sevmedim, ezilenleri dövmedim, ben devrimci doğdum, devrimci öleceğim.”


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları