Cumhuriyet gazetesi çalışanları 267 gün sonra mahkemeye çıkarıldı. Çalışanlar hakkındaki iddianamenin gazetenin yayın çizgisini cezalandırmaya dönük siyasi bir metin olduğu açığa çıktı. Davada ikinci duruşma bugün görülüyor.
11’i tutuklu 17 Cumhuriyet çalışanının ‘FETÖ’ ve ‘PKK/KCK’ örgütlerine üye olma iddiasıyla yargılandıkları davayı dün çok sayıda uluslararası gazeteci ve yazar örgütü temsilcisi izledi. Gazeteciler, savunmalarında iddianamedeki suçlamalara tek tek yanıt verdi.
İstanbul Adliyesi 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmalar, cuma gününe dek devam edecek.
Cumhuriyet gazetesi davasında, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Okur Temsilcisi Güray Öz, Köşe Yazarı Hakan Kara, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Karikatüristi Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik ve Bülent Utku, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Avukat M. Kemal Güngör ile Muhabiri Ahmet Şık tutuklu yargılanıyor.
Davanın tutuksuz sanıklar ise şu şekilde: Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Cumhuriyet yazarları Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya, gazetenin muhasebe çalışanı Gülseli Özaltay, gazetenin eski çalışanı Bülent Yener. Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ise dosyada ‘firari sanık’ olarak bulunuyor. Ayrıca gazetenin Muhasebe Çalışanı Yusuf Emre İper ise 107 gündür tutuklu bulunuyor ve bu davaya dahil edilmedi.
Duruşmaya 1 saat ara verildi.
Heyet üyesi: ‘Ak silahlanma provakasyonu’ haberinden bahsetmediniz açar mısınız?
Sabuncu: Provakasyon olduğunu düşündüğümüz bir haber. Cumhurbaşkanının baş danışmanı darbeye karşı ruhsatlı silah satışının çağrısını yapmıştı. O sırada jeansbiri adlı Twitter hesabından ak silahlanmayla ilgili tweet atılıyor. Haberde bu sahte hesabın FETÖ ilişkisi olduğu, AKP’liymiş gibi provakasyon twitlerinin atıldığına ilişkin bilgiler yer alıyor. Habercilik gereği bu hesabın FETÖ bağlantılı olduğu iddiasını da habere koyduk.
Üye hakim: Eylemci ya da saldırgan gibi sözcükler gazetede tartışma konusu oldu mu?
Sabuncu: Cumhuriyet gazetesinin bütün haberlerinde insani ve vicdani kriterler yer alır. Cumhuriyet her zaman bu kriterlere göre haber yapar. Benim olduğum hiçbir ortamda bu konu konuşulmadı. Gazetecilik değerleri çerçevesinde habercilik yaptık. Cumhuriyet’te farklı fikirlerden kişiler var.
Savcı: Mehmet Ekinci ile görüşme içeriğini söyleyebilir misinz? Dava dışında görüştünüz mü?
Savuncu: Ekinci ile Oda TV davası sırasında gördüm. Dava sırasında hiç görmedim. HTS kayıtlarında da görülebilir. Hiç bir ilişkim yoktur. Ne dostum ne tanıdığım ne yakınımdır. Haber kaynağımdır. Bir hakimden bahsediyoruz. 4 binden fazla hakim savcı görevden alındı. Benim görüştüğüm 4 binde bir kişi.
Savcı: Twitter’da 27 Ocak ve 9 Mart’taki paylaşımları (BBC’nin Gülen röportajıyla ilgili tweetleri soruyor) 4-5 sene önce yapıyor muydunuz?
Murat Sabuncu: Hatırlamıyorum. Ben Pensilvanya’ya hiç gitmedim. “Bana kalem hediye etti” diyen gazetecilerden değilim. Gazeteci olarak onun hareketini de sorgularım, kendisiyle hiç yüz yüze gelmedim. 28 yıllık gazetecilik hayatımda Milliyet, T24 ve Cumhuriyet’te sayısız haber yazdım. Bunların üzerinden bir tane bile başka birini övdüğüm, beklentiyle yağcılık yaptığım bir haber bulamazsınız. Bizler sadece ve sadece namusuyla, şerefiyle gazetecilik yapmış ve yapacak olan, gelecekte de ne yapacağı belli olan insanlarız.
Mahkeme heyeti Cumhuriyet Genel Yayın yönetmeni Murat Sabuncu’ya sorular yönlendiriyor.
Heyet başkanı Abdurrahman Orkun Dağ: Genel yayın yönetmenliğinden önce göreviniz neydi?
Sabuncu: İlk geldiğimde genel yayın koordinatörüydüm genel yayın yönetmeni olmadan evvel.
Heyet Başkanı: Temmuz ve ağustos arasındaki dönemde kim yönetti gazeteyi?
Sabuncu: O dönemi ben üstlenebilirim sayın başkan. Cumhuriyet’te fluluk olmaz.
Heyet başkanı: o dönemde ve Genel Yayın Yönetmeni olduğunuz dönemde gazetecilikle ilgili kriterleriniz nelerdir?
Bu sorudan sonra salondan tepkiler geldi.
Sabuncu: Cumhuriyet gazetesinde ayrımsız olarak bütün siyasal şiddet olaylarını savunmaz. Terör eylemini gerçekleştiren örgüt terör örgütüdür. Cumhuriyet’in tüm haberleri bu şekildedir.
Heyet başkanı: Haber seçiminde bir telkini tavsiyesi olur mu vakıf yöneticilerinin?
Sabuncu: Hayatım boyunca hep bağımsız oldum. Ne bir vakıf üyesi ne de başkası hiç kimse bir tek cümle söylememiş, müdahale etmemiştir.
Heyet başkanı: ‘Devlet tarafından kaybedilmiş kişiler için anneler toplanıyor’ dediniz. Devlet tarafından kaybedilen kişiler hakkında bir öngörünüz var mıdır?
Sabuncu: Benim bilgim yok ama belki devlet biliyordur. Dönemin başbakanı Berfo Ana’yı çağırıp görüştüğüne göre o biliyordur. Ben sadece 644 haftadır orada evlatlarını aradıklarını biliyorum.
Murat Sabuncu: “Türkiye’deki gazeteciliğin özetidir bu durumlar. Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeninin odası bir tarafı mezarlığa bir tarafı adliyeye bakıyor. Niye her dönem Türkiye’nin gazetecileri cezaevlerine giriyor, suçlanıyor. Bu insanların bugün kitapları yazılmış ama onları tutuklayıp cezaevine koyan kimsenin kitabı yok. Bu gazetede Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı vardı, bunlar öldürüldü. Bizim gazete böyle bir yer. Bize karşı hangi itham ileri sürülürse sürülsün, biz İlhan Selçuk’un, Uğur Mumcu’nun, Musa Anter’in, Hrant Dink’in, Metin Göktepe’nin yolundan dönmedik, dönmeyeceğiz.” Sabuncu’nun savunması bitti, sorgusu başladı.
Murat Sabuncu: 18 Temmuz 2016 tarihli manşetimiz ‘Sokaktaki tehlike’ manşeti. ‘Darbe girişimine karşı çıkan toplumu kamplaştırıyor’ diyor bilirkişi raporunda manşet için. Her tür büyük olayda provakatörler vardı. Bu darbenin amacı da iç savaş. Biz de il il mahalle mahalle ne olduğunu yazdık. O yazıyı yazdığımız günkü başyazıyı almamış bilirkişi. Bir diğer başlık ‘cadı avı başladı.’ Aslında bu manşeti anlatmaya gerek yok biz karşınızdayız sayın başkan. Bizzat cumhurbaşkanı çıktı söyledi ‘at izi it izine karıştı’ diye. Demokrasinin iyi olduğu dönemde gazetecilik kolay yapılır ülkede karışıklık olduğu dönemlerde zordur. İleride bu günlerle gurur duyacağız. ‘Eksik demokrasi’ manşetimiz, ‘Darbeye karşı çıkan mitingde HDP yoktu, asker vardı’ şeklinde yazmış Cumhuriyet. Haberin içinde herkesin konuşması var ama savcı diyor ki sen ‘Eksik demokrasi’ diyemezsin. 6 milyon oy almış bir parti orada yoksa eksik sayılmaz mı? Biz HDP’nin orada olmamasını eleştirmişiz. Murat Sabuncu Hurşit Külter haberlerine ilişkin de savunma yaptı: “Cumartesi günü, Cumartesi Anneleri 644. kez devletin kimi görevlileri tarafından kaybedilen evlatları için toplanacaklar. Bir kişinin kayıp olduğuna ait bilgiyi sormak gazetenin görevidir. Ama bunu yaparken bütün ilgili tüm kurumlara sormalıdır. Örneğin ilk haberde valiliğin açıklaması yer alıyor. HDP grup başkan vekili Efkan Ala’ya sormuş. Cumhuriyet gazetesi Hurşit Külter kaybolduktan sonra da süreci takip ediyor. Hem kaybolma süreci hem bütün haberin unsurlarını. Bulunduktan sonra da Cumhuriyet gazetesi haberleştiriyor, bu noktaya yer veriyor. İHD yöneticileri Külter’in akıbetini sorduğu için haber yaptık. Bununla ilgili soruşturma açıldı ancak İHD’nin açıklamasında suç unsuru olmadığı söylenerek kapatıldı soruşturma.
Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu iddianamedeki manşetler kısmına dair şunları söyledi: Darbe girişimi öncesi bir haberle başlamak istiyorum 25.7.2015 tarihli yazı. ‘Yurtta sulh dünyada savaş’ başlığını almış, darbe girişimindeki ‘Yurtta Sulh Konseyi’ne bağlamış. Darbeciler darbeyi 9 Kasım 2015’te planlamış ama biz darbecilerden 3 ay evvel bunu planlamışız gibi gösteriliyor. 15 Temmuz gecesi yakınımın kalp rahatsızlığı sebebiyle gazeteden erken çıktım, karşı tarafta oturuyorum. Köprü kapatılmıştı taksiye binip gazeteye döndüm. En kanlı gecede 00.00’a kadar bütün çalışanlarımızla çalıştık ‘Çözüm demokrasi’ manşeti attık. Darbeye karşı çıktığımız gün attığımız manşet yok ne iddianamede ne bilirkişi raporunda. Matbaamız olmadığı için herkesten evvel basıyoruz ve henüz girişim bastırılmadan biz ‘çözüm demokrasi’ manşetini attık. Darbeciler bizim gazetemize gelirlerse ellerini kollarını sallayıp giremesinler, onlara direnelim diye kaldık, baskıdan sonra da gazeteden ayrılmadık.
Murat Sabuncu savunması devam ediyor: Beni nelerin zorladığı soruldu Silivri Cezaevi’nde. 47 yaşında bir çocuk babası olarak girerken pantolonumu çıkarmaya zorlanmam mı, kelepçe ile doktora götürülmem mi? Bana zor gelen Cumhuriyet çalışanlarının FETÖ, PKK, DHKP-C ile ilişkilendirilmesi. Haberlerimizi cımbızlayarak niyet okuyan savcının bize yöneltiği iftiralara teker teker cevap vermek zorluyor. İddianamede yer alan hemen tüm manşetler benim hukuki ve cezai sorumluluğumdan evvel şeyler. 1 Eylül 2016’da başladım. Hukuki ve cezai sorumluluğum yoksa da ahlaki ve siyasi sorumluluğumu mutlulukla cevaplayacağım. 31 Ağustos günü vakıf başkanımız Orhan Erinç odasına davet etti, ’60 yıldır bu işi yapar gazetenin genel yayın yönetmenliğini sana veriyorum’ dedi. Çok kolay dizlerim titremez o gün heyecandan dizlerim titredi. Vakıf senedini 60 gün boyunca masamın önünde tuttum.
Murat Sabuncu savunmasına devam ediyor: Diğer suçlama Bylock iddiaları. Tamı tamına 212 bin 95 tane Bylockçu var. Ben iddianameye göre 13 kişiyle görüştüm. Yani 18 binde bir. İddianame diyor ki ‘sen gazetecisin Bylock kullandığı iddia edilen 13 kişi ile bile görüşemezsin’. Ben gazeteciyim benim ne asker, ne polis, ne imam, be müezzinle konuşmam yok. Gazeteci ve iş adamları var. Gazeteci herkesle konuşur ama benim bu görüşmelerim yok. Demiş ki ‘Ey Murat Sabuncu sen Mehmet Ekinci ile görüşmüşsün. Doğru. Ben sadece konuşmadım, Ekinci ile en az 7 kez aynı ortamda bulundum. O da tam sizin oturduğunuz yerde oturuyordu sayın başkan. O gün biz de kaçak savcı Zekeriya Öz’ün gazeteci arkadaşlarımıza açtığı davanın ne kadar haksız olduğunu sokak sokak anlattık. O gün arkadaşlarımız Ahmet Şık, Barış Terkoğlu, Nedim Şener’in yanında durduk. O günlerde onların yanında durmak zordu. Ahmet şık’ın dediği gibi dokunanın yandığı günlerdi. O günlerde kriminalize edilen Ahmet Şık’ın basılmamış ‘imamın ordusu’ kitabının peşindeydiler. O kitap korkusuz 100 kişi tarafından 100 imzayla basıldı. 100 imzadan biri de benim. 2 ‘tweet’ten dolayı FETÖ liderini sempatik gösterdiğim suçlaması yöneltildi. Türkiye’de barış süreci olarak tarif edilen dönüşüm üzerinden tarihe bir not düşmüştüm tweetlerden birinde. 9 ayda insan çok şey düşünüyor. Bugün Gülen’e hakaret eden gazetecilerin o günlerde yazdıkları yazıları getirsem de şurada göstersem ama bunu kendime yakıştıramam. Asla ve asla bir gazeteci olarak kimseyi övmem. Herkesle mesafem var. Benim işim bu. ‘Özgür Gündem’deki meslektaşlarımızın yanındayız’, ‘dün de bugün de gazetecilerin yanındayız dün Radikal’in kapısındaydık bugün Zaman’ın’ gibi tweetlerim de kişiler ve kurumlardan bağımsız gazetecilere yapılana karşı. 17 Aralık sabahı bir grup polis Türkiye’nin 4 bakanının oğullarının, iş adamının, kamu bankasının evi basıldı. Bir gazeteci bunu sorgulamaz mı? 17 Aralık tarihinde evi basılanlardan birinin yerine gelen Efkan Ala, ‘81 ilin 73 tanesinin emniyet müdürünün FETÖ’cü olduğunu tespit ettim’ dedi. Bunu nereden biliyorlar çünkü iktidar kendi eliyle yerleştirdi bunları. Darbe girişimini kim yaptı, FETÖ’cüler. 17 Aralık Darbesini yapanın yaptıranın FETÖ’cü olduğunu biliyorsanız, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gazeteci Fehmi Koru’yu Gülen’in yanına yolladı. Bir gazeteci olarak bunları nasıl sorgulamam?”
Murat Sabuncu iddianamede kendi hakkındaki iddialara ilişkin savunmasına devam etti: Twitter’ı digital not defteri olarak kullanan bir insanım. 10 tane tweetim suç unsuru olarak iddianameye eklenmiş. Cumhuriyet Vakfı en saygın isimlerden oluşan ve tek amacı Cumhuriyet’i yaşatmak olan bir vakıftır. Hiçbir zaman vakfın üyesi olmadım. Vakfın ‘ele geçirildiği’ tarih olarak belirtilen 18 Şubat 2014 tarihinde ben Cumhuriyet’te çalışmıyordum. Yani iddianame diyor ki ‘sen Cumhuriyet’te çalışmadan vakfı ele geçirdin.’ 28 yıllık gazeteciyim. Uzun süre Milliyet’te çalıştım. 1 Eylül 2016’da Cumhuriyet gazetesinin yayın yönetmeni oldum. Sedat Simavi ödülüm var, Uluslararası IPI ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim. Eskiden gazeteciler haberin ve tarihin tanığıydı şimdi gazetecileri arkadaşlarının yargılandığı davada tanık yapıyorlar. Tanıklardan biri diyor ki haberini takip ettiğim habere ‘eksik demokrasi’ başlığı atıldığını gördüm. O tarihte Sabuncu haber koordinatörüydü.’ Bunun gibi diğer tanık ifadelerinde de hakkımda sadece gazetede çalıştığım görevler ve oturduğum yer biliniyor. Yalnız tanıklardan biri ‘liberal biri’ diye tanıdığını söylemiş. Yanlış, sosyal demokratım.”
Savunma yapan Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu: Duruşmamızın başladığı gün 24 Temmuz Türkiye’deki gazeteciler için önemli bir gün. Çünkü bugün gazetecilerin bayramıdır. Ne yazık ki biz uzun zamandır olduğu gibi bu sene de bayramı kutlayamadık. Çünkü 150’nin üzerinde gazeteci cezaevinde. Biz de karşınızda gazeteciliği tartışıyoruz. Bizim er ya da geç beraat etmemizle sadece sansür değil otosansür de kalkacaktır. Çünkü Cumhuriyet davası Türkiye’deki bütün gazetecilere gözdağı davasıdır. Türkiye’de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak ve cezaevine konmak 5 ay boyunca iddianameyi beklemek ve 9 ay sonra karşınıza çıkmaktır.
Sabuncu iddianameyi hazırlayan savcı Murat İnam’ın ‘FETÖ’ üyesi olmaktan yargılandığını hatırlatarak, “Biz ağırlaştırılmış tutukluluk koşullarında 9 aydır bu davayı bekliyoruz. O işinin başında. Müebbetle yargılanıyor, üstelik tutuksuz. Bizim manşetlerimizi ve haberlerimizi 4 yıl süreyle incelemiş. Bin 400 manşet demek bu. Bizi bu manşetlerin içinden cımbızladıklarıyla değerlendirmiş savcı ve bilgisayar mühendisi olan bilirkişi. ‘Adeta’larla dolu adeta bir iddianame bu. 31 Ekim 2016’da tutuklandık. O günden bugüne çaycı arkadaşımız, internet editörümüzün de dahil olduğu 20 arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı. Bununla yetinilmedi bu iddianamede geçenlerin aileleri de sorguya dahil edildiler. Bir arkadaşımızın 5 yaşındaki çocuğunun mal varlığı bile sorgulanmış.”
Duruşma başladı. Dün savunma evraklarına el konulduğu için savunmasını yarın yapmak istediğini söyleyen Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu savunma yapacak.
Cumhuriyet davasının ikinci duruşması görülüyor. Duruşma salonu açıldı, avukatlar, sanık yakınları ve izleyiciler salona alındı.







