• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Cumhuriyet soruları

    Bugün yüzleşmemiz gereken Cumhuriyet öncesi dönemde beraber kurulması düşünülen Cumhuriyet, Cumhuriyet sonrası niçin sırtını Kürtlere ve Alevilere döndü? O dönemde Kürtlere vaat edilen ulusal demokratik haklar nelerdi ve neden vazgeçildi?

    “Cumhuriyeti kurduk ama onu koruyamadık. Gericiliğe, milliyetçiliğe, ırkçılara, teslim ettik maalesef! ”diyenler Mustafa Kemal’in diyanetçi, milliyetçi ve Türkçü çizgisiyle yüzleşmekten kaçıyor. (Mollalar da İran’da cumhuriyet kurduklarını söylüyor!) Cumhuriyete sığınarak yapılan kötülüklere, haksızlıklara ve katliamlara bahane arayanlar kimlerdir? Egemen cumhuriyet rejimi eşit haklar talep edebilir mi? Böyle bir talepleri var mı? Cumhuriyet sonrası  söndürülen ocakları, dağıtılan hayatları, katliamları, mutsuzluğu yaşayanları, umutsuzluğa düşenleri ve onca yaşanan kötülükleri vatan kurma adına açıklandığı sürece Türkçü, diyanetçi, milliyetçi yüzü de görülmek istenmez, istenmiyor. Bugün bile halkların eşitliğinden söz edenler vatan haini sayılıyor. Mustafa Kemal’in Türkçü Cumhuriyetiyle ne demokrasiden ne de özgürlükten bahsedilir. Ancak inkarcılıktan ve asimilasyondan bahsedilir.

    Kürd-Türk ilişkileri incelenmek isteniyorsa Cumhuriyet öncesi ve sonrası incelenip anlatılmalıdır. İşte o zaman bu derin yaraların Mustafa Kemal’in başlangıçta (1920’lerin başında) bugün tartışılan demokratik özerklik kapsamındaki hakların Kürdlere verilmesi görüşünü taşıdığı ve bunu açık açık ifadesi olarak bilinmektedir. (Eğer bilmiyorum diyen varsa lütfen merak edip araştırsın, incelesin ve okusun.) Mustafa Kemal’in politika değiştirmesine asıl neden olan İngiliz politikasıdır.

    Çünkü İngilizler Kürdistan’da çok önemli petrol yataklarını keşfetmişti. Bundan dolayı İngilizler Kürdistan’ı böldü. Ama şunu vurgulamayı özellikle belirtmeliyim, Mustafa Kemal İngilizlerle savaşmadı. Zaten onlarla savaşmayı da hiçbir zaman göze almadı. İngilizlerle olan bir çatışma da yok. Ege’de olan savaş Yunanlarla olan bir savaştır. Yunanları da savaşa kışkırtan İngilizlerdir. Yani İngilizler her iki bir pusuda da yattı. Her iki tarafı da birbirine kışkırttı.

    Bu işin bir de Lozan safhası var. Lozan’a İsmet Paşa, Diyarbekir milletvekilleri Fevzi Pirinçoğlu ve Zülküf Tigrel’i de heyete alıp götürüyor. Lozan’da Kürdler ile müslüman olmayanları içeren azınlıklar sorunu gündeme geldiğinde Batılı devletler Kürdler’i de azınlık olarak görmek istiyor. Ancak İsmet Paşa ısrarla Kürdler’in Türkiye Cumhuriyeti’nin temel unsurları olduğunu ve azınlık olarak “gayri müslimlerin” kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Nitekim de öyle oluyor. Mustafa Kemal, Dersim milletvekillerinden Hasan Hayri Bey’in Kürdler’in geleneksel elbisesi ile Meclis’e gelmesini ve Kürdçe konuşmasını istiyor. Sonra Diyap Ağa’yı çıkartıyorlar. Diyap Ağa da Dersim mebusu. Orada konuşmasını yapıyor. Diyap Ağa İslamiyet’ten ve aynı dinden olduklarını, “Aslımız, neslimiz hep birdir, bizim için ayrılık gayrılık yoktur, ismimiz de, dinimiz de, Allahımız da birdir, daha ne diyeyim?” diyerek yaşlı olduğunu söyleyerek sözünü bitiriyor.

    Cumhuriyet sonrası Diyap Ağa sürgüne gönderildi. Hasan Hayri Bey de Kürd kıyafeti ile Meclis’e gelmesinin bedelini 1925’te Elazığ’da yeğeni Celal Muhammed ile birlikte idam edilerek ödedi. Lozan’da antlaşma imzalandı. 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edildi. 1924’te Anayasa hazırlandı. Ama 1921 Anayasası’nda yazılanlar unutuldu, herhangi bir etnik kimlikten hiç bahsedilmemişti. Ne Türk kimliği ne de Kürd kimliği ismi geçmedi. 1921 geçici Anayasası’nda hiç bir ulusun, hiçbir halkın etnisitesinden bahsedilmemişti.

    Ama 1924 Anayasası ile birlikte tek vatan, tek millet, tek dil, tek din, tek bayrak vurgusu ile üniter yapı meselesi başladı.

    Mustafa Kemal 23 Temmuz 1923’ten önce Meclis’i neden dağıttı? Dolayısıyla kendisine bağlı, kendisiyle birlikte hareket edebilecek bir Meclis’i yeniden oluşturması nasıl açıklanır? Lazistan mebuslarının tasfiye edilmesi… Kürd mebuslarının yeniden Meclis’e atanmaması niçin olmuyor? Kısacası Mustafa Kemal’e muhalefet eden diğer milletvekilleri de Meclis dışında kalıyor. Neden?

    1925’te İstiklal Mahkemesi kuruluyor. Mustafa Kemal’e kim muhalefet etmişse tutuklanıyor. (Komünistler, aydınlar, solcular, dinciler, vb.) 60 bin kişi gözaltına alınıyor. 1054 kişi idam ediliyor.

    Cumhuriyet’in tekçi 1924 Anayasası’nda Kürdlere dair hiç bir hakkın ve hukukun bulunmaması; Alevilerin ibadetlerine yönelik tek bir kelime geçmemesi, Cemevleri geleneklerinin yazılmaması; Ermenilerin, Rumların, Çerkezlerin ve Lazların varlığından bahsedilmemesi, yok sayılması, dışarıda bırakılması ve çözüme dahil edilmemesi Cumhuriyet’in ayrımcılığından kaynaklıdır. Bu ayrımcılık halkların barış içinde bir arada yaşamasına engel olmuştur.

    Sünni İslam’ı tek din yapan, “Bir Türk’ü Dünyaya Bedel” eden, “Ne Mutlu Türküm Diyene” ve “Tanrı Türk’ü Korusun” gibi ırkçı düşünce Mustafa Kemal’in Altı Ok’unda mevcuttur.

    Dolayısıyla Cumhuriyetin Türkçü düşüncesi hiç irdelenmez. Laiklikten dem vurulur ama İslamcı Diyanetin kurulması sorgulanmaz. “Her şey Türk’e göre”dir sözüyle yüzleşilmez. Anadolu’nun binbir çicek kavimler kapısı olduğu unutulmuş; tek din, tek dil ve tek millet demek Cumhuriyet’in olmazsa olmazı sorgulanmaz. Cumhuriyet kurulmadan önce verilen sözler ve kararlar hayat hakkı bulmaz. Neden, niçin hayata geçirilmedi, diye merak edilmez ve soruları sorulmaz.

    Büyük Millet Meclisi’ne seçilen milletvekillerinin sicillerinde “Lazistan, Kürdistan” gibi coğrafi bölge isimleri vardır. Kurtuluş Savaşı(!) sürecince Kürdlere verilen sözler doğrultusunda, 10 Şubat 1922’de TBMM gizli oturumunda “Kürdistan Otonomi Yasası”  64’e karşı 373 oyla kabul edilir.

    1921 Anayasası’nda yerel yönetimlerle ilgili kararlardan iki örnek:

    – TBMM, Türk milletinin medeniyetin gerekleri doğrultusunda ilerlemesini sağlamak amacıyla, Kürt ulusu için kendi ulusal gelenekleri ile uyum içinde bir Özerk yonetim kurmayı taahhüt eder.

    – TBMM, Tüm Kürt ulusu tarafından benimsenen ve onurlu bir geçmişe sahip deneyimli bir yöneticiyi ayrıca Genel Vali olarak seçecektir.

    Cumhuriyet kurulduktan sonra Dr. Şefik Hüsnü, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Nâzım Hikmet, Sebahattin Ali gibi tanınmış komünistler tutuklandı. Komünist Orak Çekiç gazetesi ve Kahkaha dergisi kapatıldı. CHF dışında tüm partiler kapatıldı. (Atatürk’ün emriyle sahte Komünist Halk Fırkası kuruldu ve kısa bir süre sonra miladı doldu ve kapatıldı.)

    Tepeden inme tekçi bir Cumhuriyet olmasaydı, demokratik bir Cumhuriyet kurulsaydı ve istenilen özerklik düşüncesine uygun amaç hedeflenseydi, halkların ortak hareketi ve eşit halklar üzerinden, adaletli olmaya dönüşmesi de güçlenmesi de daha eşitlikçi olurdu diye düşünüyorum.

    Cumhuriyet’in kuruluşu demokrasi değildir. Tek parti, tek adam, tek şef yönetimidi


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları