• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Cumhuriyet ve demokrasi

     

    Evet, Türkiye toplumu Cumhuriyet’in 94’üncü yılını idrak etti geçen hafta.

    Bu sene her defa olduğundan daha kitlesel kutlandı Cumhuriyet Bayramı. Önceki yıllarda hiç kutlamayan ya da eleştirilerini ifade ederek evinden, oturduğu yerden kutlayan solcu arkadaşlarım da, bir kere bile ağızlarından siyasete dair bir söz çıkmamış komşularım da en yakınlarındaki meydana akın ettiler.

    Gazeteler ve televizyonlar da öyleydi. Her zaman iktidarın o seneki temayülünü takip edip ve siyasi havayı koklayıp Cumhuriyet bayramlarını ona göre kutlayan ana akım medya da, daha önce Cumhuriyet Bayramı’na ilişkin fotoğraf ya da kutlama mesajlarını birinci sayfanın bir köşesine saklayan yandaş medya da, bu yıl birinci sayfalarının neredeyse tamamını Cumhuriyet Bayramı’na ayırdı.

    Toplumun büyük bir kesimi Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına iktidarın demokrasi ve laiklik karşıtı uygulamalarına bir tepki olarak katıldı bu sene de. Bir tür Cumhuriyet’e sahip çıkma eylemiydi bu. CHP ve CHP’li belediyeler kutlamaların elden geldiğince görkemli olması için çaba sarf etti ve başardılar da. Kutlamayı başardılar yani. Ama sahip çıktıklarını söyleyemem. Çünkü CHP maalesef iktidarın bugünkü otoriter yönetimini kurabilmesi için bütün yolları açtı ona.

    Ama zaten gazete ve televizyonlarda kutlamaların bu kadar geniş yer almasının sebebi CHP’li belediyelerin ya CHP teşkilatının çabası sonucu olmuş bir şey değil.

    Toplumdaki epeydir gelişen tepkiyi fark eden ve bunun sonucunu 16 Nisan referandumunda görmüş olan AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle büyük şehirlerde Cumhuriyet kutlamalarına geniş bir alan açarak ve bizzat kendileri de kutlamalarda uzun nutuklarla Cumhuriyet’e sahip çıkarak muhalefetin elinden bu fırsatı aldı.

    Cumhuriyet Bayramı’na bu yeni yaklaşım bir yandan da AKP’nin birkaç yıldır giydiği milliyetçilik gömleğine de yakıştı ya da yakıştırdılar.

    “Yakıştırdılar” diyorum, çünkü gerçekten Cumhuriyet, Türkiye yakın tarihinde hep kesilmiş biçilmiş, bazen burjuvazinin, bazen askerin, bazen ulusalcıların, bazen de şimdi olduğu gibi muhafazakârların üstüne yakışacak hale getirilmiş, bir halk egemenliğinin ancak demokrasi ile mümkün olacağı unutulmuştur. Oysa eğer cumhuriyet halk yönetimiyse, demokrasinin cumhuriyetle el ele gelişmesi gerekir. Yani hedeflenmesi gereken demokratik bir cumhuriyettir. Bunun için de Türkiye gibi çok etnisiteli bir toplumda kimse kendisini cumhuriyetten dışlanmamış hissetmelidir.

    Ancak Türkiye’de hükümetler ve devlet öylesi işine geldiği için cumhuriyeti de milliyetçilikle perdeleyerek, halkın yönetime katılmayı talep etmesini önlemektedir.

    Bırakın halkın yönetime katılmasını, Meclis’in üçüncü büyük partisi Cumhurbaşkanı’nın resepsiyonuna davet edilmiyor. Gerçi davet edilse ne olacak. Eş başkanları ve milletvekilleri bizzat hükümetin uygulamaları sonucu cezaevine atılmış ve hâlâ tutsak olan bir parti, onlar Cumhuriyet’in en önemli kurumu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne dönmeden böyle bir kutlamaya katılır mı?

    Bir gün bu Cumhuriyet, bu topraklardaki hiç bir halkı dışlamayacak denli demokratikleşecek. Cumhuriyeti kuran bütün halklar arasında toplumsal barış sağlanacak.

    İşte o zaman esas görkemli kutlama yapılacak.

    Buna inanıyorum.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları