Dansöz, ne kadar soyunursa soyunsun, sahneye ne kadar az giysi parçasıyla çıkarsa çıksın, tepeden tırnağa giyiniktir bir yandan da. Emek, iş; gece yarılarına kadar kuliste beklemeler, ayak bilekleri ağrıyana, ayaklarına karasular inene kadar yapılan provalar, sonra sahne; nefes almadan, elektrik akımına tutulmuş gibi titreyerek, dalgalanarak, umarsız bir acı içindeymişçesine ayakta ve yerlerde dövünmeler; bir yatakta, terk edilmiş, sevgiliyi yitirmiş ama hala onun ellerini bedeninde hissediyormuşçasına, hatırlıyormuşçasına kıvranmalar ve bütün bunların nihayetinde bir temsil olduğunun da bilinciyle kendini konsantrasyona zorlamalar, bu emek süreci işte, ne kadar çıplak olursa olsun, ne kadar az giysi parçası taşıyor olursa olsun, onu giyinik kılıyor.
Çünkü bütün emek süreçleri insanı işçi, emek sürecindeki insanın üzerindeki örtüyü ise işlik kıyafeti, hatta bir tür üniforma kılar.
Dansözün bedeni, bedeninin az sayıdaki giysi parçalarının arasından görünen kısımları çoğunca giysi parçalarından daha fazla giysidir.
Bunun bilincinde olan dansöz, belki de bu yüzden sahneye yürür ya da sahneye inerken çıplaklığına vurgu yapacak bir telaş içine girmez. Dik yürüyerek ve seyirciyi selamlayarak gelir ve gider.
Dansözün bu çıplakken giyinikliği, çıplakken giyinik kalabilme özelliğidir ki belki de, Türkiye’nin bütün muhafazakârlık dönemlerinde dansöz bir şekilde kamununki de dâhil olmak üzere kitle kültürü medyasının bütün organlarına çıkarılmıştır. Çıkmasına izin verilmiştir.
Dansözün bedeni, bedeninin giysi parçaları arasından görünen, arasında kalan, açığında kalan parçaları, emek sürecinin işlik giysisi olduğu kadar aynı zamanda dansözün emek sürecini üzerine kurduğu üretim aracıdır.
Dansözün bedeni, cariye ve köle efsanelerinden günümüzün metalaştırılmış kadın bedeninin gerçekçi öyküsü kadar birçok kaynaktan imgeler damıtır, imgeler üretir, imgeler yansıtır.
Yansıtır evet, çünkü dansözün bedeni bir aynadır aynı zamanda. Bir ayna olarak bir üretim aracıdır.
Bu aynada kadın görünür. Kadın bedeni ve kadın kösnüllüğünün, kadın coşkusunun olanakları, potansiyelleri ve sınırı görünür bu aynada. Kim seyrederse seyretsin dansözü ya da oryantal dansçıyı bu aynada kadını görür.
Erkek de kadını görür, kadın da kadını.
Ve aynı zamanda kendilerini görürler.
Erkek bir kadına yapabileceklerini, bir kadına hissettirebileceklerini beden-aynasında görür dansözün. Onun bütün devinimlerini kendinden bilir, kendi etkisi bilir.
Kadın ise neler yapabileceğini, bir kadın olarak neler yapabileceğini, bedeninin olanaklarını, kendi olanaklarını izler dansözün aynasında.
Çiftler, kadın ve erkek çiftler bu aynaya beraber bakmak isterler. Beraber bakarlar.
Türkiye toplumunda dansözü kadın erkek beraber seyreder.
Kadın erkek, kadın erkek çift, birbirlerine bu ayna üzerinden, bu aynanın yansıttıklarıyla mesaj gönderirler.
Erkek kadın üzerindeki etkisinin ne olduğunu, yanındaki kadının hizmetine sunacağı etkisini dansözün üzerinden iddia eder, gösterir yanındaki kadına.
Kadın erkeğin kadın olarak kendisinde bulacaklarını, yanındaki erkeğe sunacağı olanaklarını dansözün devinim kataloğunda ortaya serer. Erkeğin tercih edebileceği seçenekleri böyle sunar.
Dansözün sahnedeyken hep bir yalnızlık duygusu içindeymişçesine görünmesinin nedeni bu belki de.
Kimse onunla ilgilenmiyor aslında.
Herkes, bütün seyirciler kendisiyle meşgul. Ya da yanındakiyle.
Dansöz de böyle sadece kendisiyle meşgulmüş, sadece kendi ateşini söndürmek için bir ateş dansı yapıyormuşçasına gözleri kapalı, kendi içine doğru dansını sürdürüyor işte.







