• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    DARBE GİRİŞİMİNİN ARKASINDA KİM(LER) VAR?

    Hükümet, darbe girişimini gerekçe ederek ordu, yargı ve emniyet başta olmak üzere tüm devlet kurumlarında büyük bir temizlik operasyonu yürütüyor. Darbe girişiminin medya ayağı oldukları iddiasıyla gazetecilere yönelme de başladı. Kaç gazeteci hakkında yakalama kararı çıkarıldığını, kaçının yakalanıp gözaltına alındığını, kaçının tutuklandığını; ayrıca gazetecilerin yanı sıra diğer açığa alınanların, yakalananların, tutuklananların ne kadarının darbeci olduğunu ya da darbeye destek verdiğini bilmiyoruz. Ancak şunu biliyoruz; bu operasyonlarla hem arzulanan korku giderek yayılıyor, hem de hükümetin yaptıklarına karşı çıkanların, muhalefet edenlerin sayısı giderek azalıyor, köşesine çekilenler artıyor. Tabi, “bunları yapan ben değilim, o” diyerek tersinden vurup kendini güvenceye alma girişimlerinin başladığını da görüyoruz.

    Tüm bunların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek belirleyen olduğu, hükümetin elinin güçlendiği bir iç dengenin oluşumuna hizmet ettiği çok açık.

    Peki, içte Erdoğan ve AKP hükümet güçlenirken, aynı durum dışarısı açısından da böyle mi? Daha da önemlisi, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde daha çok konuşulacağı açık olan dış politikasında, ilişkilerinde karşımıza nasıl bir tablo çıkacak? Bu konuda bir fikrimiz var mı?

    Türkiye, darbe girişiminin hemen öncesinde Rusya ve İsrail ile yeni adımlar atmış, Esad ile yakınlaşma sinyalleri vermişti. Suriye krizinin başlangıcından beri yürütülen dış politikadan çark edileceğinin ve Ortadoğu politikasında yeni bir sürece girileceğinin, özellikle de Rusya ile daha yakın ilişki kurulacağının ipuçlarını hemen darbe öncesinde görmüştük.

    Tam bu aşamada, darbe gümbürtüsü ile pek takip edemediğimiz bir gelişme daha yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı NATO zirvesi darbe girişiminden bir hafta önce toplandı.

    NATO zirvesinden dışarıya yansıyanlar, Rusya’nın askeri politikalarının masaya yatırıldığı ve Rusya’ya karşı tedbirleri artırmanın karar altına aldığı yönündeydi.

    Bu karar sonrasında akla gelen bir diğer durum ise Rusya ile daha fazla yakınlaşacağı ve bu ülke üzerinden bir denge oluşturmaya yöneleceği konusunda işaretler veren bir NATO üyesinin durumunun ele alınıp alınmadığı olur. Kanaatim o ki NATO zirvesinde bu durum resmi gündemde yer almasa da konuşulmuştur. Ortadoğu’da ABD ile karşı karşıya gelen, AB ile ipleri koparmaktan çekinmeyen bir NATO üyesinin tutumu en azından ikili görüşmelerde gündeme gelmiştir.

    Darbe girişimi bu zirvenin hemen ardına rastlayıp Erdoğan’a ilk açık destek veren ülkelerden birinin Rusya olduğu, İran’ın da benzer yolu izlediği düşünülünce, NATO zirvesinin gelinen aşamadaki etkisini tahmin etmek o kadar zor olmaz.

    Bu nedenle olacak ki hükümete yakın medya açık bir biçimde darbe ile ABD arasında ilişki kuruyor, hatta darbenin ABD’li generaller tarafından koordine edildiğini iddia ediyor. Erdoğan, açıkça ad vermese de Fethullah Gülen’in ardında bir üst aklın olduğunu söylüyor ki işaret edilen üst aklın ABD’den başkası olmadığı da açık.

    Hal böyleyken, 15 Temmuz darbe girişiminin ardında ABD vardır, denilebilir mi?

    Tüm işaretler bunu gösterse, yakalanan subaylarının önemli bölümünün NATO’cu olduğu konusunda yazan çizen, sözüne güvenilir kalemler olsa bile ABD’nin açık biçimde darbenin arkasında durduğu, desteklediği konusunda açık donelere sahip değiliz. Ancak ABD’nin, bir darbe girişiminden haberdar olduğu, Türkiye ile istihbarat paylaşımında ketum davrandığı da görünüyor. Daha da önemlisi, ABD büyük olasılıkla haberdar olduğu girişimin önlenebileceğini de tahmin etmiş ve önlenmesi durumunda içte güçlense bile dışta zayıflayacak bir Türkiye’nin “sınırların dışına” çıkmakta eskisi gibi rahat davranamayacağını öngörmüştür.

    Türkiye’de hükümet içte güçlendi, en önemlisi sokaklara dökebildiği bir halk kitlesi ile tanıştı.  Erdoğan, tüm süreci kontrol etmekte kaygılı olsa bile istediğini yapabileceği en uygun ortamı yakaladı. Ancak aynı etki dış dünya açısından geçerli değil. Türkiye’nin dışarıdaki görüntüsü, 12 Eylül döneminden farklı değil. Bu görüntü bize Türkiye’nin artık bölge politikalarında eskisi gibi at koşturamayacağını da anlatıyor. Türkiye bunu aşmak için kolay olmasa bile Rusya’ya daha fazla yanaşmayı deneyebilir. Ancak böylesi bir deneme, Erdoğan’ın halkı sokaklarda tutmasına neden olan kaygısını gerçeğe dönüştürme riskini de içinde barındırıyor.

    Komplo teorilerini sevmem, her yaklaşımın altına onu güçlendirecek doneler eklemenin yararına inanırım. Birilerine olağanüstü bir güç vehmetmekten de imtina ederim. Ancak gelişmeler, yaşananların dış etkilerden bağımsız olmadığına dair bize bir sürü işaret veriyor. Bu meyanda baktığımızda ilk söyleyeceğimiz, durum ne olursa olsun devletlerin çıkarlarını gözeteceğidir. Dost, müttefik veya düşman fark etmez; diğer devletleri ilgilendiren bir devletin içteki güçlülüğü değil, dıştaki güçsüzlüğü ve bağımlılığıdır.

    Görünen o Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi ile bu noktaya taşındı.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları