• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    DAVUT İLE SELMA

    Öf be! Ne sıcaktı bu akşam. Sabaha kadar tavandaki vantilatör çalıştığı halde, terden sırılsıklam oldum. Üstelik don gömlek yatıyoruz. Yapış yapışım şu hale bak. Özer, kolundaki saate bakarak, artık kalkmam lazım, diye düşündü… Zaten yatılmıyorda martı seslerinden… Yahu, benim bildiğim martılar deniz kuşu olur, bunlar mutasyona mı uğradı acaba?

    Kalktı, banyoya girip duşun altına girdi. Soğuk su diye açtığı musluktan sıcacık su aktığı için hayıflandı. Babamlar şimdi kalkmış camiye gitmiştirler bile; ben daha buradayım şu işe bak. Hemen giyinip dışarı çıktı. Özer, özel bir şirkette sorumlu mühendis olarak çalışıyordu. Bu işten hiç hazzetmese de, mecburiyetten işte, diye söylendi. Esmer yanık teni ve yanağındaki şark çıbanı memleketini olmasa da bölgesini gösteriyordu. Aynada baktığı yüzündeki çıban izine bakıp; bir nevi kimlik işte, diye keyiflendi…

    Hemen giyinip dışarı çıktı. Kapıcı kadın merdivenleri siliyordu. Temizlenen yerlere basmamaya gayret ederek inerken “Roj baş Selma, iyi bayramlar”  diye seslendi. Selma başını kaldırıp “sağ ol Özer abe, sana da”

    Özer, başını kaldıran Selma’nın gözünün altının morluğunu görünce” Ne oldu Selma yine Davut mu?” Yok abe, kapıya çarptım” Kapıya? “He valla kapıya,” derken güldü Selma. Özer de dayanamayıp güldü… Bir taraftan da ağzıyla her zamanki gibi dilini damağına değdirerek ‘çık çık’ yaptı. Onca dayak yemesine karşın kocasını ele vermemesine tekrardan güldü, memleketin hali pür melali işte, ser verip sır vermeme…

    Aşağıya inince Davut’u gördü. Davut elindeki davula bir taraftan vuruyor bir taraftan da mani söylüyordu. Sesi güzeldi Davut’un. Ramazan boyunca sahur için davul çalmış, şimdi de mahalleyi gezerek bahşiş topluyordu herhalde… Davut, onu görünce koşarak geldi önünde saygıyla durup, “Roj baş Özer abe, iyi bayramlar “Sana da Davut.” Davut bir an düşündü sonra da “ Ne bayramı Özer abe, etrafa baksana kimsenin yüzü gülmiki…” Sonra da “Bayram benim neyime kan damlar yüreğime” diye söylendi…

    Özer’ de düşündü; hakikaten ülkenin dört bir yanı ateş çemberindeydi, üstelik memleketin durumu da pek iç açıcı değildi. İşçiler, memurlar ve köylünün durumu ortadaydı. Hiç kimse hakkını alamazken itiraz dahi edemiyordu. İtiraz edenlerin durumu,  daha da berbattı. “Polis devleti olduk gitti ulan!Sesini çıkaranların hepsi  zindanda, bizim gibi ses ini kesip oturanların da kendi zindanları var,” diye seslice söylendi.

    Davut:“Bilisenabe, ben de ataşın içinden vakti zamanında ailemi zor kurtardım imanıma… Şimdi rahatız sanmayasan ha! Valla sinirden bazen Selma’dan çıkariyam hayfımı. İnan olasanabe, birkaç kuruş için gecenin köründe kalkıp davul çaliyam mahlemahle geziyem…  Çocuklarımi bir yerde sıtar etsem, bir dakika durmam burada giderem valla…”

    Özer, anlamamış gibi sordu “niye ki?” “Abe sen de bilisen işte. Memleket zor durumda… Suriye Halkı da, Irak Halkı da zor günler yaşi. Bizler de öyle işte bilişen işte. Ne ev kaldı, ne ocak; eşyaların hepsi  ziyan oldu. Haydi, biz canımızi kurtardık, ya onlar…  Bak insanlar yollarda yatilar. Üç kuruş paraya, boğaz tokluğuna çalişilar. Kiralar aldı başını gitti. Şerefsizler anasının nikahıni isti evlere…  Bir de Müslüman geçiniler… Bir odada kaç kişi kalilar bilisen abe! Üç ev birleşiler ki kirayı tamamlasınlar ”Davut, yaşaran gözlerini gömleğinin yeniyle silip arkasını döndü.“Erkek dediğin ağlamaz abe ama ben karilar kiminağliyam işte…”

    Özer de nemlenen gözlerini silip, ” Beni de ağlattın ya Davut, alacağın olsun… Haydi sana kolay gelsin, tekrar iyi bayramlar…”

    Özer babasıgile doğru yürümeye başlarken maden işçilerini,tekstil ve tekel işçilerinin zor hallerini, onların çaresizliğini düşündü. Bir şeyler yapmak lazımdı. Böyle boş boş oturup durmanın sonu yoktu ki. Sırf bir gün siyasi mücadeleye katılabilirim diye, evlenmemişti. Sevdiği kız ona gönül koymuştu, üstelik… Lakin ona, Ruhat’a söz verememişti  işte…  Gezi zamanı biraz ümitlenmişti  ya, neyse…

    Aradan birkaç gün geçmiş, bayramın sayılı günleri sona ermişti. Bu günler zarfında hiç evden çıkmamış, boyuna okuyup, sık sık düşünmüştü. İznini bayram izniyle birleştirmiş olduğundan işe gitmesi de gerekmemişti. Aşağıya inip biraz dolaşmak istedi. Kapı önünde Selma ve yanındaki yaşlıca bir kadın ve şalvarlı oldukça yaşlı bir adamla karşılaştı. Soran gözlerle Selma’ya baktı… “Anamla, babam abe, köyden geldiler. “Özer yaşlı kadın ve adama dönerek” Hoş geldiniz, iyi bayramlar” Sonra da Selma’ya dönüp “Gözün aydın Selma” Artık yüzün güler bak anan baban da yanında artık… Selma başını öne eğip dudaklarını ısırırken ağlamaya başladı. Sonra da arkasını dönüp bodrumdaki odacığına koşarken bağırdı” Davut gitti abe Davut gitti!

    “Nereye?”

    Selma döndü; başını dikleştirip gururla bir defadan konuştu:

    “ Memlekete abe, memlekete! Uzak kalamadı toprağından; belki borcumu böyle öderim, dedi…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları