• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Davutoğlu’nun Gidişi Darbe mi?

    “Dostmodern darbe” gibi fiyakalı isimler de buluyorlar. Çok şaşırıyorlar Davutoğlu’nun böyle birden bire, tereyağdan kıl çeker gibi koltuğundan olmasına… Ben de buna şaşıranlara şaşırıyorum.

    Neredeyse Davutoğlu’nu demokrasinin son kalesi ilan edecekler. Geldiği gibi gitti oysa… Başbakanlık koltuğuna oturacağını aklına bile getiremezdi, şimdi ani gidişinin sarsıntılarını kaldırmak zor geliyor ona.

    “Neden direnmedi?” diye kahırlananlar çok. Demokrasinin onurunu Davutoğlu’nun direnişine bağlayanların, geçmişte söylediklerini bir hatırlayın bakalım, neler demediler ki Davutoğlu’na! E, şimdi neyin direnişini bekliyorsunuz?

    Davutoğlu atanmış bir başbakandı. Atanmayla geldi, azille gitti. Dün o koltuğa oturtanlar, bugünün artık kalkma zamanın geldi, seninle olmuyor, dediler.

    Başbakanlığı zamanında sarayla hiçbir stratejik ayrılık içine girmedi Davutoğlu. Kendi deyişiyle iyi bir ‘refik’ olmaya çalıştı saraya. ‘Yoldan çok yol arkadaşlarını’ önemseyecek kadar siyaseten omurgasızdı.

    Ama siyaset bu… Elbet yapmıştır içten içe pazarlığını.

    Pelikan dosyasında açıkladılar zaten. Sorun şuydu, Davutoğlu Erdoğan’ın hızına ayak uyduramadı. İcra edilen hukuksuz bir savaş siyaset, kendisinin akıl babası olduğu Suriye politikasının duvara toslaması, uluslararası tecrit hali ağır geldi ona. Erdoğan’ın freni patlamış siyasetini daha fazla taşıyabileceği konusunda güven vermedi. İçten içe çatışma dedikleri şey, meselenin özüne değil, sürdürülebilirliğine ait çatlamalar yani…  Pelikan dosyasında açıklanan meseleler son derece silik, iddiasız, danışmanların açıklamalarına havale edilmiş mecalsiz bir huzursuzluğun dışa vurumu olabilir ancak. Erdoğan bunu bile affetmedi.

    Meselenin ikinci boyutuna gelince…

    Erdoğan 1 Kasım seçimleri sonrası, Saray-Çankaya rol paylaşımından alacağını aldı. Başkanlık yolunda yeni bir aşamaya geçmesi ve Çankaya fazlalığından kurtulması gerekiyordu.  Davutoğlu değil, yerinde bir başkası da olsaydı, aynı akıbete uğrayacaktı kuşkusuz.

    Boşuna demiyorlar, yeni bir dönem başlıyor, diye…

    Bundan sonra atanacak başbakanın söylediklerini hiç merak etmeyeceğiz. Davutoğlu gibi sık sık ekranlarda boy göstermeyecek. Bir başbakandan çok bir bürokrat olacak o.

    Erdoğan haftalık mesajlarını muhtarların saray teşriflerinde vermek zorunda değil artık. Cumhurbaşkanı, başbakan, AKP genel başkanı, reis olarak hayatın her hücresinde nefesini daha güçlü hissedeceğiz. Yazık oldu muhtarlara.

    Öncesini bir kenara bırakalım, 7 Haziran’dan beri bu ülkede o kadar çok darbe yaşandı ki, Davutoğlu’nun apar topar gidişi, bunların yanında AKP’nin bir iç meselesi kalır ancak.

    7 Haziran seçimlerinin yok sayılıp tasarlanmış bir savaş eşliğinde ülkenin tekrar seçime götürüldüğü, devletin kendi ilçelerini top atışlarına tuttuğu, hukukun gücünün değil, güçlünün hukukunun egemen egemen hale geldiği, basının susturulduğu, koca bir ülkenin kaderinin tek adamın ihtiraslarına rehin düştüğü bu karanlığa “darbe rejimi” dememek için Davutoğlu’nun iş başında mı kalması gerekiyordu?

    Geçiniz bir kalem!

    Darbe 7 Haziran sonrasında sarayın arka odalarında erken seçim kararı alındığında yapıldı, Suruç katliamı ile uygulamaya kondu, baskın bir seçimle ortaya çıkacak yeni parlamento yapısıyla başkanlık rejimine geçilerek nihayete erdirilecek.

    Davutoğlu’nun gidişi sadece bu yeni rejim kuruluşunda sadece bir merhale… Olmadık payeler biçim de Davutoğlu’nun da ‘demokrasi kahramanı’ yaratmaya yeltenmeyin lütfen! Demokrat olmanın da bir ciddiyeti var çünkü…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları