• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    De Niro’dan Springsteen’e merkezi protest

    Amerikan sinemasının yıldızlarından Robert De Niro’nun, bu seneki Tony ödülleri töreninde Başkan Trump’a “s.k.y.m” demesi tüm dünyada duyuldu. De Niro, aylardır Broadway’deki Walter Kerr Theatre’da bir sahne şovu sunan ünlü rock müzisyeni Bruce Springsteen’e ödülünü vermek için sahnedeydi. Springsteen de Trump’a en sert muhalefet yapan sanatçılardan. De Niro’nun Amerikan Başkanı’na küfrünün gürültüsünde duyulmadı belki ama hemen ardından De Niro, Springsteen’in onlarca yıldır sürdürdüğü muhalifliğine övgüler yağdırdı. Bu arada Robert De Niro, Trump’a ”s.k.y.m.” dediğinde bütün salonun ayakta alkışladığı da gözden kaçmamalı. Hollywood ve Broadway’de Sol’un uzun bir tarihi, bir geleneği var. Avrupa’dan Hollywood’a 1920’lerde başlayan ilticalarla açılmış olmalı bu damar. Avrupa’daki faşizmden kaçan en parlak Alman muhalif ve Marksist yazarlar 1930’larda ağırlıklı olarak Kaliforniya’ya yerleştiler ve geçinmek için Hollywood’da senarist-yazarlık yaptılar. Böylece Amerikan popüler kültüründeki sol damar genişledi ve hatta bir nefes borusuna dönüştü. Sol dünya görüşünün, Marksizm’in zihin açan bir tarafı olduğu kesindir çünkü. 1940’ların sonundan itibaren Mc Carthy’ciler en yoğun komünist avı partilerini Hollywood’da düzenledi. Mann ailesi (Thomas, Heinrich, Klaus Mann), Bertolt Brecht, Theodor W. Adorno gibi Alman entelektüellerin biyografileri üzerinden öğrendim ben, bu Avrupa’dan gelen iltica dalgasının Amerikan sinemasındaki kateter işlevini. 50’li yılların sonlarında benzer bir damar popüler müzikte de açılacak ve sivil haklar mücadelesinin en önemli dinamiklerinden biri rock’n’roll olacaktı. İşte Bruce Springsteen de rock müziğindeki sol damarın günümüzdeki kateterlerinden biri ve şarkılarıyla endüstriyel popüler kültürün kanını temizliyor. Springsteen, Amerikan müziğindeki bu geleneği Elvis Presley’le ilişkilendiriyor. 1998’de Double Take dergisindeki söyleşide şöyle diyor: “Yüzyılımızın ikinci yarısının toplumsal bilinci en yüksek sanatçısının Elvis Presley olduğunu ileri sürebilirim. Belki seyircilerin karşısına politik fikirlerden oluşan bir setle çıkmamıştır ama ‘Ben çalkalıyorum, sizin de çalkalamanızı istiyorum’ demiştir ve herkes bu çağrıya uymuştur. (…) Bence Presley, kendi yöntemiyle 60’lardaki sivil haklar hareketine yol açmıştır.” ( ‘Tam Yakalandığımız Yerden’ adlı kitabımdan aktarıyorum.) Amerikan Solu, popüler kültürün en endüstriyel ve küresel olanında, milyonlarca insanı etkilemenin yolunu her defasında bulur. Bu bazen de çalkalamak olur işte. Bugün de Robert De Niro’nun yanı sıra, Susan Sarandon, Sean Penn, George Clooney gibi birçok ikonik Hollywood sakinini görüyoruz bu çevrede. İtalyan Komünist Partisi üyesi, yönetmen Bernardo Bertolucci, Amerikan sermayesiyle çektiği ve İtalyan solunun tarihini anlattığı epik filmi 1900 (Novecento)’da iki başrolden birini (diğerini Gerard Depardieu oynuyordu) oynattığı Robert De Niro ‘yu tarif ederken, onu sette yönlendirmek yerine kamerayla takip ettiğini, onun kendisi olarak kalmasının filme yettiğini söylemişti. Sinema tarihinin en fazla karakter canlandırmış oyuncularından olsa da, De Niro’nun Tony ödülleri sahnesinde de samimi olduğuna ikna olmalıyız bu durumda. Bu aynı samimiyet sorunu üzerine Springsteen de konuşur ve özellikle 1990’ların ortasında rock tarihinin en sert sosyal eleştirisini barındıran albümlerinden biri olan ‘The Ghost of Tom Joad’u yaparken müzikten kazandığı milyonlarca dolara rağmen nasıl halkın ve işçi sınıfının yanında durabileceğini düşündüğünü anlatır. Thomas Mann, Amerika’da radyo programları da yaptı ve Naziler yenildikten sonra da bu programlarda Alman halkının bir kolektif suç işlediğini ve cezalandırılmasını talep etti. Yine de Almanlar onun savaştan sonraki ilk Almanya cumhurbaşkanı olmasını istedi. Radyo deyince, 1972’de, yine Hollywood’dan Jane Fonda’nın Vietkong saflarına geçerek Hanoi radyosundan Amerikan ordusunu


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları