• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Demirtaş sorunu

    Siyasetin her zaman iki veçhesi, iki katmanı olur. Bir katmanda yazılı veya yazısız, belirlenmiş bir hedef vardır ve bu hedefe ulaşmak için hedefe uygun ideal araçların ideal biçimde kullanılışı, parti ya da örgütün programının harfiyen takip edilmesi ve uygulaması öngörülür.

     

    Diğer katmanda ise bütün imkânları, ihtimalleri, zenginliği, kontrol edilemezliği ve sınırları ile gerçek hayat bekler siyasetçiyi.

     

    Bir zamanlar sosyalist blok ülkelerinin hayatın gerçekliğine kendilerini fazlaca teslim ettikleri eleştirisi yapılırdı başka ülkelerdeki sol çevrelerde. Marx ve Engels ile onları takipçisi filozofların kuramlarından kopulduğu söylenir ve bu sosyalist ülkeler ‘reel-sosyalist’ olarak yaftalanırdı.

     

    Henüz sosyalist sisteme geçmemiş ülkelerin solcuları için tabii ki sosyalist bloğa bu eleştirileri yapmak kolaydı.

     

    Sonra da işte bildiğiniz gibi sosyalist blok çöktü ve solun tartışmaları başka eksenlere kaydı, sosyalist blok da nostaljinin konusu oldu.

     

    Aslında siyaset hayatın içinde, toplumun bütün karmaşık yapısını, ülkelerin özgünlüklerini, konjonktürel değişimleri göz önünde bulundurarak yapılan bir şey.

     

    Hayattan kopuk bir siyaset olamaz.

     

    Bu yüzden de kitaplarda formüle edilen kuramlar, örgüt ve parti programları, öngörülen siyasi araçlar, belirlenen strateji ve taktikler bir yol gösterici, bir kontrol mekanizması, bir ideolojik manzume olarak elbette çok önemli olsa da, bütün bunların hayatla, insanların gündelik ihtiyaçları ve duyguları ile, toplumun işleyiş biçimiyle bağlantısı ve dengesi kurulmalıdır.

     

    Doğru siyaset siyasetin yazının girişinde belirttiğim bu iki katman arasındaki dengeyi sağlayarak yapılandır.

     

    Bütün bunları niye anlattım?

     

    Bir haftadır özellikle sosyal medyada bir tartışma sürüyor. Bazı köşe yazarları da bu konuda söz açtı. Ben de sosyal medya görüşümü belirttim ve bunu bir kampanya gibi bir süre devam ettirdim.

     

    Konu Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden gönderdiği bir mektupla 11 Şubat’ta yapılacak HDP kongresinde eş başkanlığa aday olmayacağını açıklamış olmasıydı.

     

    Evet, Selahattin Demirtaş kendi iradesiyle eş başkanlığa aday olmaktan vazgeçiyordu fakat kendisine olan sempati o kadar büyük ki, kamuoyu hemen bu mektubun yazılmasının arkasında başka bir sebep aramaya başladı.

     

    Kamuoyu diyorum, çünkü tartışma sadece HDP çevresiyle sınırlı kalmıyordu. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de, 2015’teki 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimlerinde de HDP seçmeni olmayan birçok kişinin Selahattin Demirtaş’a sempatisi nedeniyle oy verdiği saptaması herhalde artık herkes tarafından kabul görüyordur.

     

    O yüzden de Selahattin Demirtaş bu kararı kendi iradesiyle almış olsa da -ki ben öyle olduğunu düşünüyorum- kendisine rağmen aday yapılmalı ve bunu kabul etmesi için ikna edilmelidir. Bu HDP için önemlidir.

     

    Parti yetkilileri toplumdaki bu talebe HDP’nin programından, ideolojisinden, siyaset anlayışından ve pratiğinden örnekler vererek yanıt arıyor.

     

    Elbette ki HDP’yi HDP yapan bu özgünlükleri ben de birçok başka insan da anlıyor ve önemsiyoruz.

     

    Fakat hayatın gerçeği ne olacak?

     

    7’den 70’e toplumdaki büyük bir kitlenin Demirtaş’a olan sempatisi, sevgisi ne olacak?

     

    İktidarın da, HDP muhaliflerinin de istediği epeydir Selahattin Demirtaş’sız bir HDP değil midir?

     

    Bu genç ve parlak siyasetçi bu yüzden hapiste değil mi?

     

    Sonra daha henüz hiç ceza almamış bu genç siyasetçinin hapisteki hayatını daha zorlaştırmayacak mıdır bu?

     

    Yargı kararları alınırken onu daha kolay bir hedef haline getirmeyecek mi mahkemede?

     

    Bütün bunlar kongreye kadar etraflıca tartışılacaktır, tartışılmalı.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları