• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Demokrasi bahane, dizayn şahane

    Ortadoğu’da sular pek kolay durulacak gibi görünmüyor. Üçüncü Körfez Krizi’nden bir Üçüncü Körfez Savaşı’nın çıkmayacağı büyük olasılık ancak geçmişten günümüze gelen, bugünden de geleceğe yayılacak krizle bölgenin dizaynı için kan pahasına atılan adımların sürdürüleceği de bir o kadar açık.

    Aslında bu adımın çok uzun yıllar önce 1970’lerin sonundan bu yana, İran’da Şah rejiminin devrilmesiyle atılmaya başlandığını biliyoruz. Sonradan palazlanmasını kendileri açısından risk gördükleri Saddam’ın devrilmesi de bugün yaşanan krizin ilk görünen sonucudur.

    İran, Şah Rıza Pehlevi döneminde Batı’nın en iyi jandarmalarındandı. Onu, yine Batı’ya sığınmış, Fransa’da yaşayan Humeyni devirdi. Öyle oldu ki ‘geliyorum’ diye bağıran İran İslam rejimini engelleyecek tek kişi kalmamıştı orta yerde. Gerçi Humeyni bir İslam rejimi kurulmayacağı konusunda, İran’da demokratik düzenin yerleşmesi için kendisine destek veren güçlere güvence vermişti. Bu güvence nedeniyle komünistinden Kürdüne örgütlü tüm kesimlerin desteğini almıştı. Toplumun geniş bir bölümü de Şah’a karşı desteğini Humeyni’ye sunmuştu. Jandarmalık Şah rejimini öyle bir noktaya getirmişti ki ‘denize düşen yılan’ misali herkes Humeyni’ye sarılmıştı.

    Batılılar, özellikle de ABD işin rengini biliyordu. Engellemek için çok uğraştı. Ancak güç yetiremedi. Nihayetinde Şah devrildi, Humeyni, İslam dünyasının Şii lideri olarak gelip Ortadoğu’ya oturdu. Çok geçmedi, kendisini destekleyenleri de elimine etti.

    Hiç kuşku yok İran iç eliminasyonda, muhaliflerini bertaraf etmede Saddam’ın çok faydasını gördü. İran-Irak savaşı, dini tandanslı Fars milliyetçiliğinin büyüyüp güçlenmesine neden oldu. Komünistler, Kürtler, demokratlar, liberaller ya ülkeden kaçmak zorunda kaldı ya da zindanlara atıldı, idam edildi. Savaşın korkunç acımasızlığında Humeyni’nin yaptıkları İranlıların çoğuna normal geldi.

    Şah gitti, Saddam’ı palazlandırma pahasına da olsa İran’ı Humeyni’den geri alıp Şah türevlerine teslim edemediler. Elbet İran’da hala Kürd’ünden Beluci’sine, Fars’ından Azeri’sine çoğu ülke dışında yaşayan etkili muhalif gruplar var ancak Şah’ın da, türevlerinin de esamisi okunmuyor artık. Saddam ise Batı jandarmalığının bedelini canıyla ödedi. İkinci Körfez Savaşı sonrasında yakalandı, birçok suçtan, katliamdan yargılaması sürerken diğer suçların kırıntısı bile olmayacak bir suçlamayla alelacele idam edildi.

    İşin ilginci, İran yayılmacılığını önlesin diye İran’a sürülen Irak, sonrasında İran’ın Şii hilalinin bir parçası oldu. Şii gruplar İran desteğiyle Irak’ta silahlandı, 2011 Suriye krizinden sonra ise İran nüfuzunu daha da yaydı. Suriye’den Lübnan’a, oradan Yemen’e geniş bir coğrafyada askeri olarak da bulunmaya başladı. Açık demek gerekirse İran, kendi güvenliğini kendi dışında oluşturmanın tüm adımlarını attı ve bunda başarılı da oldu. Bir müddet sonra Sana’dan Şam’a, Bağdat’tan Tahran’a birçok başkenti neredeyse ilk elden yöneten ülke konumuna geldi.

    İran’ın bu yayılmacılığı etkisini Suudi Arabistan, Katar gibi Sünni kralların ülkesinde de gösterdi. Bu ülkeler her ne kadar Sünniliğin merkezi olsalar da nüfusların bir kısmının, hatta Katar’da olduğu gibi nüfuslarının önemli bir kısmının Şii olması nedeniyle kendilerini İran’a karşı güvende hissetmediler. Suudi Arabistan, bunu İran’a karşı açık cephe alarak gösterdi. Katar ise ticaretinde önemli bir yer tutan likit gazını daha güvenli bir biçimde pazarlamak için İran denetiminde olan Körfez’in de varlığını düşünerek İran’la uzlaşarak yürümeyi tercih etti. Katar’ın tercih ettiği yolu Türkiye’de tercih etti. İşin ekonomik boyutu Türkiye açısından da önemliydi ancak unutmamak gerekir Kürtlere karşı işbirliği Türkiye ile İran’ı yan yana getiren önemli etkenler arasındadır.

    Katar krizi, gelinen noktanın son aşaması mı bilinmez ama 1979’da ipin ucunu elinden kaçıran Batı’nın ipleri yeniden ele almak için o günden bu yana çaba harcadığı, Ortadoğu’yu denetiminde tutmak için milyonlarca insanın canı pahasına savaşları sürdürmekten imtina etmediği açık. Esasen bu savaşları çıkaran Batı’nın yanı sıra iktidarlarını kaybetmek istemeyen hanedanlar ile yeni hanedanlıklar kurarak bu sürece katılmak isteyen anti demokratik, diktatoryal rejimler de Ortadoğu’daki savaşların ve ölümlerin sorumlusudur.

    Dizayn süreci sürüyor. O çok dillerine doladıkları demokrasi işin bahanesi. İşin gerçeği istedikleri gibi dizayn da edemiyorlar ki edebilseydiler, bu kadar uzatmayacaklardı. Ancak görünen bir gerçek daha var, kendi iradelerine rağmen yapılan/yapılacak olan dizaynı reddedenlerin, iradelerini egemen kılmak isteyenlerin mücadelesi de sürüyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları