• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    DEPREM VE FAŞİZMİN ENERJİSİ

    Wan depremi yol açtığı onca insan ölümü ve acı ile birlikte ilk bakışta bu hafta ele alınması gereken tek konu gibi görünse de, bir yandan da Türkiye siyasetini ve sosyolojisini belirleyen öyle çok etmeni gözler önüne serdi ki, bütün bu görüngülere de dikkat çekmek gerekiyor.

    Deprem genelde nasıl jeolojik bir doğa olayıysa ve anlamak için derine inmek, derinlemesine anlamak gerekiyorsa, Wan depremi de “toplumsal hayatın jeolojisi” denilen bir alanı gözlemlememizi gerektirmiştir. Çünkü tam da Kürdistan’da gerçekleşmesi nedeniyle Wan depremi Türkiye toplumunun ve Türk siyasetinin kimi zaman resmi ya da göstermelik söylemlerinin altında kalan kalan birçok enerjiyi, birçok dip akıntıyı, birçok kırılma ve yarılmayı da ortaya çıkarmıştır.

    Ortaya çıkan temel ya da ana enerjinin dayanışma ruhu olmasını çok isterdim. Belki de öyledir. Çünkü yaşadığım kent olan İstanbul’da güçlü bir mobilizasyona, yaygın bir dayanışma hareketine tanıklık ettim. Ama aynı zamanda Wan’daki büyük sarsıntıyla ortaya çıkan, Türk toplumunda nicedir alttan alta yayılan ve ülkenin farklı bölgelerinde farklı zamanlarda patlak veren gündelik faşizm ve ırkçılığın ne denli güçlü bir enerji olduğunu da gözlemlerimize katmazsak hata yaparız. Gerek sosyal medyada gerekse ana akım medyada Kürt halkına yönelik düşmanlık ve ayrıcalığın nasıl da çok sayıda insanın bilinçaltına ve diline nüfuz etmiş olduğunu gördük. Deprem nasıl bir kez daha bu ülke topraklarındaki jeolojik kırılmalara ve fay hatlarına işaret ettiyse, aynı zamanda bu faşist ve ırkçı söylemler de sosyolojik kırılmaya ve fay hattına dikkatimizi bir kez daha çekmiş olmalıdır. Bu kırılma ve Türk miliyetçiliğinin faşizme dönüştüğü çizgi elbette TV ekranlarındaki birkaç rüküş naylon bebekle sınırlı değil.

    Wan depremi toprağın altında olup bitenleri bize hatırlatırken aynı zamanda devlet-hükümetin sosyal ve iktisadi politikalarının altındaki gerçekliği de sergiledi. ‘İnsan odaklı’ değil ‘para ve kâr odaklı’ politikaların yol açtığı büyük bir çevresel yıkım, burjuva partilerinin bir yandan da nasıl da rant ile siyasetin buluşma mekanları olduğu, vergi sisteminin işleyişindeki yalan ve sömürü; bütün bunlar Wan depreminde çok net görüldü.

    ‘Komşularla sıfır sorun’ denilen Türk dış politikasının iflasının yol açtığı problemler ve AKP hükümetinin zenofobisi ve saldırgan milliyetçiliği de Kürdistan’daki deprem ile gün yüzüne çıktı. İnsanların enkaz altında ölüme sürüklenmelerini önemsemeyerek sahte kabadayılık yapan Başbakan uluslararası yardım önerilerine üç gün boyunca sırt çevirerek arama, kurtarma ve barınma çabalarında hayati bir zaman kaybına sebep olurken, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bu gecikmeye ve sahte kabadayılığa destek vermesi, TC devletinin faşizan resmi ideolojisinin hükümet ile sınırlı olmadığını hatırlattı.

    İnsan hayatlarını iktidarı için gerekli bir araçtan başka bir şey olarak görmeyen AKP hükümetinin deprem bölgesinde BDP’li yöneticiler ve Kürt sivil toplum örgütleri ile çalışmayı ve işbirliğini reddedip yardım, arama ve kurtarma faaliyetlerini tek elden ve propaganda amaçlı olarak yürütmeye kalkışması halkın büyük can kayıplarına ve mağduriyetine yol açtı. Bu arada şunu da bir kez daha gördük ki, BDP, Kürt siyasal hareketi ve Kürt sivil toplumu KCK operasyonları ile her ne kadar dağıtılmaya çalışılsa da son derece diridir ve örgütlenme, inisiyatif koyma kabiliyeti çok yüksektir. Çalışmaların ilk haftası tamamlanırken Kızıay ve Başbakanlığa bağlı kurumlar hâlâ atalet içindeyken, BDP ve Kürt halkının dostları ülke çapında ve bölgede büyük bir dinamizm içinde çalışmaktadır.

    Faşizm ve ırkçılık, ‘para ve kâr odaklı’ politikaların iflası, müteahhitlikten devşirme milletvekilliği, yaygın bir yolsuzluk, bütün bunlar yüzeyin altında gizli ya da alttan alta gelişir ve depremin saldığı enerji ile net biçimde görünür hale gelirken, TC devletinin Kürt özgürlük hareketine karşı sürdürdüğü açık ve kirli savaşı depremin acılarını umursamadan gündemde tutması, depremle derdi katmerlenmiş Kürt halkına evlatlarının işkence edilmiş, yakılmış cenazelerini göndermesi bu devletin zulüm ve vahşetinin derecesini ve insana yaklaşımını gözler önüne sermiştir.

    İstanbul ve diğer metropollerde KCK operasyonları ile BDP’ye yönelik tutuklama kampanyasına ara vermeyen hükümet-devlet bu operasyonlara ivme kazandırarak adeta deprem dayanışmasını sabote etmek için harekete geçmiştir.

    Kürt özgürlük hareketinin Kürdistan’daki depremin yaralarını sarmaya yönelik faaliyetlerini sürdürürken,


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları