• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Deprem ve vicdan

    Biliyorsunuz, birkaç gün önce Irak Kürt bölgesinde 7.3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Merkez üssü Süleymaniye olan depremde gelen son bilgilere Irak Kürt bölgesinde 7, İran Kürt bölgesinde 407 kişi hayatını kaybederken binlerce insan yaralandı. Felaketin çapı düşünüldüğünde gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğunu kestirmek güç değil. Türkiye’de 1999 yılında yaşanan 17 Ağustos depremine eş değer büyüklükte bir depremden söz ediyoruz. O depremde binlerce insan hayatını kaybetmiş, yüzbinlerce insan evsiz kalmıştı.

    İnsan bilim teknikte ne denli mesafe kat ederse etsin, doğa üzerinde mutlak egemenlik diye bir şey söz konusu değil. Ayağınız yere basıyorsa, doğaya bağımlısınız işte…  Elbette depremlerde, sel felaketlerinde, kasırgalarda binlerce, yüzbinlerce insanın ölmesi de bir kader değil. Çarpık yapılaşma, kentleşmeye insan merkezli değil sermaye merkezli bakış, yatırımlara ihtiyaç olarak değil kar diye bakmak doğa felaketlerinin faturasının da ağır olmasına yol açıyor.

     

    Fakat en mükemmeline de ulaşsanız doğa karşısında aciz insanoğlu. İnsanız işte, doğadaki milyonlarca canlı türünden biriyiz. Doğanın hükümranlığına soyunsa da insanoğlu, öyle olamayacağını, kendi sınırlarını bilmesi gerektiğini her fırsatta sezdiriyor doğa.

    Bir doğa felaketi oldu mu, insanlar arasında dayanışma duygusu güçlenir. Savaşları durdurur doğa felaketi. Düşmanları hiç değilse bir süreliğine barıştırır.  İnsanın kendi türüyle savaşı, rekabeti, hırsı kibri içinde unuttuğu insani hasletleri çağırır. İnsan olduğumuzu hatırlatır bize eksilip gidenin arkasından bakarken…  İyidir insan olduğunu hatırlamak, unutmanın kötülüğü kadar…

    Fakat lanet olsun öyle bir zamana düştük ki, artık felaketlerden bile çıkar umar olduk. Doğa felaketlerinden düşmanlık çıkarmakta gayretli, mahir bir tür haline geldi insanoğlu.

    Süleymaniye depremine ilişkin sosyal medyada yazılan çizilenlere bakıyorum da, insanın midesi kaldırmıyor. “Hepsi ölsün!” diye kin kusanlar mı, “Yardım gönderilmesin!” diyecek kadar vicdanını yitirenler mi, “İhanetin bedelini doğa ödetiyor!”  diyecek kadar kendini kaybeden politik insancıklar mı?

    Ne ararsan var.

    Bir doğa felaketinde insanların canını, evini, ocağını kaybetmesine sevinecek kadar haset ve kinle var ediyorsanız kendinizi, bu coğrafyada nasıl bir huzur arzuluyorsunuz, merak ediyorum.

    Buna milliyetçilik mi diyorsunuz şimdi siz?

     

    Ya, o felakette çocuklar ölüyor, belki o mesajı yazan siz anneler gibi anneler ölüyor. Sizin kendi acınıza ağladığınız kederle ağlıyor o felakette canını cananı toprağa kaptıran insanlar da… Sizin gözyaşlarınızı daha kıymetli kılan nedir, söyler misiniz?

     

    Bir de Kürt cenahındakiler var; aynı haset, aynı kin… Neymiş, Kerkük ihanetinin bedelini ödüyorlarmış. Bunlar da Kürt üstelik. Dinsel metinlerde tanrının lanetine uğrayan kavimler vardır ya, o kültürel kodlardan besleniyor bu zevat da… O müthiş politik dehasıyla, Kerkük’le deprem arasında hemen bir neden sonuç ilişkisi kuruveriyor. Güya Kürtlerin haklarını ve varlığını savunmak adına yapıyorlar.  Nasıl bir politik zehirlenmedir bu, anlamak mümkün değil. Fakat bilmiyorlar ki, ‘Kürtçülük’ yapacağız derken insan kimliğini unutuyorlar, tıpkı Kürt düşmanlığında ‘Türkçülüğünü’ törpülerken insanlığını kaybedenler gibi…

    Şu küresel çağda barbarlaşmak böyle bir şey işte…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları