• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Deyrez Zor okumaları

    Rojava’dan gelen işaretler taşların giderek yerine oturmaya başladığını gösteriyor. Daha Rakka operasyonu sonuçlanmadan Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) Deyrez Zor’da ikinci cepheyi açması bunun en önemli işareti. Türkiye’nin, Afrin ile Şehba’nın köylerine dönük saldırı tehditleri sürerken bu cephenin açılması, pek sıradan bir durum gibi durmuyor.
    Hatırlanacağı gibi, YPG ve YPJ üzerinden gelen açıklamalar, Türkiye’nin Afrin ve Şehba’ya dönük tehditkâr davranışlarının devam etmesi durumunda Rakka operasyonunun tehlikeye gireceği ve kendilerinin bu operasyondan çekilmek zorunda kalacağı yönündeydi. Türkiye’nin bölgeye dönük tehditleri top atışları, desteklediği güçler üzerinden saldırılar ve en önemlisi de söylem düzeyinde zerre azalmamışken, QSD’nin yönünü Deyrez Zor’a çevirmesi, artık bu tehditlerin önemsenmediği, ciddi bir etkisinin olamayacağı anlamına da geliyor.
    QSD’nin Deyrez Zor’a dönük operasyonunu aynı bölgede Suriye rejiminin sürdürdüğü operasyonu önleme girişimi olarak değerlendirenler de oldu. Elbet, Suriye – Irak sınırının sadece Suriye ordusunun denetiminde olmasını –öncelikle– ABD istemiyor. Bu bilinen bir durum çünkü ABD, IŞİD’in bölgeden kovulması ve Suriye ordusunun bu boşluğu doldurması durumunda özellikle de Şii Hilal’in önemli bir geçiş noktası olması muhtemel Deyrez Zor’u, kendi politik çıkarları açısından risk olarak görüyor. Buna rağmen QSD’nin Deyrez Zor operasyonunun amacını Suriye ordusunu engellemek olarak açıklamak tek başına yeterli değil.
    Şunu biliyoruz, YPG ve YPJ, hatta QSD, Suriye ordusu ile karşı karşıya gelmek istemedi, istemiyor. IŞİD’in yenildiği her noktada bu güçler Suriye ordusu ile komşu olduklarında bile bölge dengelerini değiştirecek ciddi çatışmalar yaşamadılar. Lokal çatışmalar ise kısa sürede çözüldü. Suriye ordusunun güneyden, QSD’nin kuzey ve batıdan yürüteceği Deyrez Zor operasyonu sonuçta bu güçleri bir kez daha komşu yapabilir, hatta yapacaktır. Burası doğru. Buna rağmen oluşacak yeni komşuluğun bir çatışmaya dönüşmesi, sadece çatışan güçlerin elini zayıflatıp IŞİD başta olmak üzere bölgedeki Selefist-Cihadist gruplara yeni fırsatlar sunacağı için Suriye ordusu ile QSD arasında bir çatışma yaşanması pek olası görünmüyor. Ancak bu bölgede Suriye ordusu ile QSD’nin komşu olması, her şeye rağmen İran’ın yayılmacı emellerine ket vuracaktır.
    Türkiye’nin farklı bir versiyonu olan İran yaşanan savaştan nemalandığı için bugün Suriye ve Irak’ta rahatlıkla cirit atabiliyor. Suriye ordusu ile QSD’nin komşuluğu çatışmalı alanları asgariye indirince, giderek de bitirince, İran artık istediği gibi cirit atamayacaktır. Bu durum, pekâlâ tarafların yararına olabilir. Üstelik böylesi bir komşuluk siyasetin devreye girmesi durumunda kolaylaştırıcı da olabilir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde Deyrez Zor operasyonunu sadece Suriye rejimini önlemek için geliştirilmiş bir plan olduğunu belirtmek, bizi doğru sonuca götürmez. Ancak bu operasyon Suriye’yi önleme amacı içermese bile bölgeye dışarıdan müdahil olan İran’ı engelleme amacı içeriyordur.
    Bu operasyonun önemli amaçlarından biri kanımca Kuzey Suriye Federasyonu’na dönük tehditleri asgariye indirmektir. Rakka operasyonunun bunca uzamasının nedenlerinden biri Deyrez Zor üzerinden taşınan IŞİD’lilerin QSD’yi zorlamasıdır. Deyrez Zor’dan Rakka’ya akışın önlenememesi durumunda belki Rakka operasyonunu bitirmek de mümkün olmayacaktı. Bu hamle Rakka operasyonunun süresini kısaltacağı gibi Kürtler ile Araplar başta olmak üzere diğer halklar arasında kurulan ittifakın güçlenmesine de neden olacaktır. Bu da, Kuzey Suriye Federasyonu’nun hakim olduğu alanların genişlemesini, daha da önemlisi bölgenin giderek daha güvenli olmasını beraberinde getirecektir. Rakka operasyonu sonuçlanmamışken QSD’nin ikinci bir cepheyi açmasının belki de en önemli nedeni budur.
    Son cephe İdlib mi olur, bilinmez. Ama bilinen IŞİD bölgede tükendikçe siyaset masasının giderek daha fazla etkili olacağı bir döneme ilerlediğimiz yönünde. Eğer İdlib sorununun çözümü siyaset sürecinin bir argümanı olacaksa, bu Türkiye’nin de o masada –elbet Rusya ve ABD kadar etkili olmasa bile– yer alacağı anlamına gelebilir. Ancak Türkiye o masada bir oyun kurucu olarak değil, daha çok Selefist-Cihadist kesimlerin yönlendiricisi olabileceği ihtimaline binaen yer alır ki bu ABD ve Rusya’nın tercih etmeyeceği bir durum değil. Elbet, Türkiye’nin rolünü üstlenmeye aday Ürdün ve Mısır’ı unutmuyoruz ama Türkiye de bu hamiliği özellikle iç politika açısından kullanılabilir bir kazanım olarak görüp ona göre bir politika geliştirebilir.
    Tabi bu politikayı geliştirebilecek bir akıl kaldıysa…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları