• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Direksiyonu özgürlüklerden yana kırmak

    Kulisler hızlanmış. Türkiye partili cumhurbaşkanlığı ile yumuşatılmış MHP manivelalı başkanlık sistemine gidiyor. Ulusalcılar da MHP’nin manivelasına var güçleriyle destek veriyorlar. Mevcut anayasayı, başbakanlık makamını kaldırıp partili cumhurbaşkanını yürütmenin başı yapacak şekilde değiştirecek MHP ve Ulusalcıların cansiparane desteklediği yeni anayasa yolda. Az maddeli bir değişim gibi görünse de yeni anayasa ile yürütmenin başı olacak partili Cumhurbaşkanı’na verilecek yetkilerle OHAL’i kalıcılaştırıcı/süreklileştirici bir modelin Türkiye’ye sistem olarak dayatıldığını şimdiden söylemek mümkün.

    Cumhurbaşkanı devletin başı olacak, hükümeti tayin edecek, lütfederse parlamento içinden de bakan atayabilecek, en önemlisi ise bütçe kanunu dışında kanun teklifi veremeyecek ancak gerektiğinde kararname çıkarabilecek ve bu kararnameler Meclis’te kabul edilip kanunlaşıncaya kadar kanun hükmünde olacak. Tabi ilginç olan, anayasaya yönelik değişikliklerin cumhurbaşkanı ile Meclis çoğunluk dengesinin her zaman aynı taraftan olacakmış gibi tasavvur edilerek düzenlenmesi. Meclis çoğunluğunu ele alacak parti ile yürütmenin başı olacak başka partiden cumhurbaşkanının uzlaşamamaları durumunda sistemi tıkama olasılığı göz ardı ediliyor. Bu da sanırım önümüzdeki orta vadeli dönemde Erdoğan ve AKP’nin yeni aksiyonlarıyla, daha doğrusu bu dönemin destekçilerinin kısmen ya da tamamen ekarte edilerek üstesinden gelinecek bir durum olarak değerlendiriliyor.

    Yeni sistemde sorun, elbet yalnız yürütmenin başı olacak partili cumhurbaşkanı ile sınırlı değil. Partili cumhurbaşkanı yasama ve yargının da, güvenlik güçleri ve ordunun da fiili başı olacak. Dördüncü kuvvet medya ise hak getire… 15 Temmuz sonrasında toplumu tek seslileştiren ve ardından kendi hegemonik iktidarını anayasal güvenceye kavuşturan bir anlayış çok açıktır ki bu hegemonik sistemi zaafa uğratacak her gelişmenin önünü kesecektir. Bunu bazen “anti-demokratik yasalitenin” gücüne sığınarak, bazen de elindeki güç odaklarını devreye sokarak zorla yapacaktır. Bu zorbalıktan dönemin destekçilerinin de payına düşeni alacağını şimdiden tahmin etmek zor olmasa gerek.

    Böylesine baskıcı bir rejimin Türkiye’ye nasıl bu kadar rahat dayatıldığının gerekçelerini bulmak zor değil. Bunun için 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarına bakmak yetiyor. Mevcut sistemde 7 Haziran sonrasındaki sivil darbe engellenmiş olsaydı, Türkiye’nin demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olan güçleri en geç bir sonraki seçimde iktidarın sahibi ya da en güçlü ortağıydı. Köhnemiş iktidarların yönettiği Türkiye, bu ülkedeki her rengin kendini özgürce ifade edebildiği demokratik bir yönetime kavuşmuş olsaydı birçok sorunun hızla çözülmesi mümkündü. Türkiye’nin çoğunluğu elinde bulunduran ırkçı-milliyetçi aklı buna müsade etmedi. 1 Kasım ile önce demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olanların güçlenmesinin önü kesildi; şiddet ortamının sunduğu olanaklar ile zemin ırkçı-milliyetçi kesim lehine güçlendirilerek sürekli OHAL ile yönetilecek bir Türkiye’nin adımları atıldı.

    “Başkan” ile “Partili Cumhurbaşkanı” kavramlarının ardına sığınarak yaptıklarını normalize etmeye ve bu hile-i şeriye ile taraftarlarını yeni baskıcı rejime destek vermeye ikna eden MHP ne yaptığını elbet biliyor. Ulusalcılar da yaşanan durumun kendi lehlerine olduğunun farkında. Her iki kesimin gözü kapalı bir biçimde Erdoğan’a destek vermelerinin bir nedeni de budur; yani onlar Türkiye’de demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olanların iktidara gelmesini önlemek için Erdoğan’ın iktidarını ehveni şer bulmuşlardır. Erdoğan ise hem MHP’lilerin, hem Ulusalcıların istediğini yaparak karşılığında kendi iktidarını sağlama almaya çalıştı, çalışıyor. Erdoğan böylece –en azından şimdilik– 14 yıllık iktidarın ortaya dökülen suçlarının üzerine gidilmemesini sağladı.

    Bu durum ilanihaye sürer mi?

    Hiç kuşku yok Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmayı göze alan ırkçı-millyetçi akıl, o iktidarı bizzat ele almayı deneyecektir. Tıpkı AKP-Cemaat ilişkisinde olduğu gibi yeni çatışmanın burdan çıkması çok güçlü bir olasılıktır. Ancak bu çatışmanın kısa zamanda yaşanacağını da düşünmemek lazım. Onlar çatışacakları zamana kadar da olsa şimdilik “dayanışarak” kendi hegemonik-baskıcı sistemlerini adım adım örüyorlar. Türkiye’nin demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana olan güçlerinin de kendi sistemlerini yaşama geçirmek için dayanışmaktan ve ortak mücadele etmekten başka çareleri yok. Bu saatten sonra kavga artık sistem kavgasıdır. Bu sistem kavgasının nirengi noktasını da Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye’deki tüm halkların, farklı inanç gruplarının, farklı aidiyetlerin özgürlük mücadelelerine, kendi kendilerini özgürce yönetme isteklerine nasıl bakıldığı oluşturacaktır.

    Son söz: Onlar çatışacaklar ancak onların çatışmalarını beklemek yerine direksiyonu özgürlüklerden yana kırmak için harekete geçilmeli ve bunun için geç kalınmamalı…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları