• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Dirençli özgür alınların, özgürlük düşleri

     

    Ah zaman! Ah hatırlandıkça örseleyen zaman! Bilir misin? Bizde yarattığın, üzerimizde bıraktığın yıkımı, yıkıntıları… Üzerimize balçık gibi yapışan bizi kahırlara sürükleyen kayıplarımızı, arkadaşlarımızı…

    Neyi, hangi zaman hatırlar ki insan? Oysa hatırlamak, sevinçli anları anımsamak nasıl da güzeldir. Nasıl güzel bir hoşluk yaratır bizde… Ah, o acılar olmasa…

    Diyarbakır’ı, Sur ilçesini ve orada olanları izliyorum. Kadınlar, gencecik kızlar anlatıyorlar olanı, biteni… Zaten her şey o kadar ortada ki… Çocukların gözlerine bakmak, onları izlemek bile yetiyor gerçeği anlamama… Oyun dahi oynamıyor o çocuklar… Ne sokak var ne de avlu oynayacak… Her taraf toz toprak ve mermi kovanlarıyla dolu… Evin odasında fotoğraflarının asıldığı duvar artık yok! Kör bir adam gibi gözün olduğu yer nasıl boşluksa, nasıl karanlıksa öyle. Yaşlı babaannelerin dişleri nasıl eksikse öyle!

    O bazal taşlı sokaklardan geriye kalan koca bir yangın yeri; koca birer yıkıntı… Ah o Diyarbakır, Amed,  ya da Dikranagerd! Kaç kez yıkıldı, kaç kez yeniden inşa edildi. Ne çok eksildi, ne çok çoğaldı… Bizler çoğaldıkça o adına devlet denilen canavar; bizleri tekrar tekrar yok etti. Acımadı, üzülmedi…

    Adı Hüseyin’di. Memleketi Dersim. Yiğitti, mertti. Nasıl da güzel, dolu dolu gülerdi… Sarıldığında koca bir kestaneye sarılır gibi sarardı kollarını sırtımıza… Ardımızda güvenli bir duvar gibi durduğunu hissederdik. Bir sırayı paylaşırdık sınıfta… Vatan bildiği topraklar uğruna neler çektiğini, yaşadığı zorlukları bilirdim. Saatlerce memleketini ama en çokta ezilen horlanan Kürt Halkını anlatırdı dinleyen yüreklere… Biz başka bakardık, o ise baktığında ben yoldaşınım derdi âdeta… Yok, aynı görüşleri de paylaşmazdık. Ancak bu durum arkadaşlığımıza, yoldaşlığımıza etken olmazdı.

    Okulun kantininde oturduğumuz bir gün bir arkadaşıyla uzakta bir masaya oturmuştu. Üzülmüştüm yanıma gelmediğinde. Yanımda oturan arkadaşımda fark etmişti olanı biteni. Yakınlığımızı o da bilirdi. Sonra bir şeylerin ters gittiğini, salondaki öbekleşmelerin farkına varmıştım. Kalabalık oturan gurubun Hüseyin ve arkadaşına saldıracağını birden anlayıverdim. Okulu elinde bulunduran siyasi kitlenin Hüseyin’in siyasetine olan hıncını da biliyordum. Yanımdaki kıza fısıldadım. “Kalk olay olacak, Hüseyin’e saldıracaklar.” Hızlı adımlarla onu uyarmak için koştum. Yetişemedim. Aniden saldırıverdiler. O yiğit Hüseyin yanındaki arkadaşının önüne geçerek “kaç” dedi. O güruhun önüne korkusuzca geçti. Elinde bıçaklarla saldırıp onu bıçakladılar. Okulun merdivenlerinden yuvarlayıp dağıldılar.

    Ben ve yanımdaki kızcağız koşarak Hüseyin’in yanına gittik. Kasığından oluk oluk kan akıyordu. Sırtıma aldım. Bir taraftan da ağzıma geleni söylüyordum. Hızlıca koşup yola çıktım. İlk gelen arabanın önüne attım kendimi. Hüseyin o gün hastaneye yetiştirdiğimiz için kurtuldu. O yiğit kimseye söyleme dediği için tek kelime etmedim. Farklı görüşte de olsa, gammazlığı hiç sevmezdi.

    Aradan yıllar geçti. Bir gazete haberinde yeniden rastladım Hüseyin’e… Katledilmiş cesedi tozlu yolun üstünde sahipsizce yatıyordu. Kendini mazlum halka adamış o çocuk; o dirençli ve gururlu alın özgür bir halkın geleceğine olan özlemle bu dünyadan göçmüştü.

    Şimdi top ve tank seslerinin sıklıkla duyulduğu, yıkılmış, tarumar edilmiş şehirlerin civanları, kadınları, çocukları da o özlem duygusuyla hiçliğe gidiyorlar. Camilerden sala sesleri dahi duyulmuyor. Ne törenleri oluyor, ne cenazeleri… Devlet cenazelerin alınmasını engellediği için sahipsiz bir mezarda umarsızca yatıyorlar.

    Tozlu sokakta bir çocuğun ürkek gözlerine, ağlamaklı yüzüne takılı kalıyorum. Hüseyin düşüyor, benim ve özgürlük için direnen bir halkın düşlerine…

     

    ANADİL

    Düşünse

    En çok neyi ister insan!

    Düşünse, ölümüne özlemeyi

    Memleketi düşünse, uzaktan uzağa

    En sunturlusundan düşünse

    Küfrün feriştahını bütün namussuzlara

    Ya da edinilmiş zevkle düşünse

    Masis’ten koparılmış

    Dağ kekiğinin yemeğe kattığı lezzette

    Bir aşk şiirini

    Ah düşünüp de söylese

    Sevgiliye olan hasreti

    Kendi Anadilinde

     

    Bedros Dağlıyan

                                     Altınoluk,04 Temmuz 2009


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları