• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “DİSK korosunu işçinin sesi olarak kurduk”
    “DİSK korosunu işçinin sesi olarak kurduk”
    8 Kasım 2017 11:50
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

    Hasan Karayol, bir müzisyen. Ruhi Su’nun izinden giden bir bas bariton. Ama onunki sadece bir hayranlık değil Ruhi Su’ya olan. Bütün çocukluğu Ruhi Su ve onun yanı sıra Ahmed Arif, Hıfzı Veldet Dedeoğlu,  Enver Gökçe, Yaşar Kemal, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi isimlerin dizinin dibinde geçmiş. Komünist babası nasıl siyasi mücadele ile iş hayatı arasında savrulup durmuşsa, o da ticaret ve müzik arasında gidip geldikten sonra müzikte karar kılmış. Hasan Karayol ile çocukluğundan 70’li, 80’li yılların sanat ortamına uzanan, darbelerden geçen bir sohbet yaptım:

     

    Hayranlarınız çok, biliyorum. Kamuoyunda tanınıyorsunuz ama yine de kendinizi okurlarımıza kısaca tanıtır mısınız?

    1956, 9 Temmuz Ankara doğumluyum. Babam 1955 yılında cezaevinden çıkıyor, daha sonra annemle evleniyor. İkinci evliliği.

    Babanız neden cezaevindeydi?

    Babam, TKP ve Barışseverler Derneği’nin kurucularından. Onun için 3 dönem hapishanede kalıyor. 1940, 46 ve 51 tutukluluğu yaşıyor. Alevilerin dini lideri diye tutuklanıyor.

    Dede miydi kendisi?

    Dede evet. Baba Mansur ocağıyız. Ağuiçen Hoca büyükannem.  O ocağın sahipzadeleri. Ocakzade olduğumuz için mürşitlik vardır. Fakat biz babamla beraber o işi fazla üstelemedik.

     

    Babanız nereliydi?

    Erzurum, Aşkale doğumlu. Büyük babam Aşkale doğumlu. Ondan öncekilerden bir kısmı Malatya’da doğmuş. Bir kısmı atalarımın, Mazgirt Muhundu’da doğmuşlar, Tunceli. Ondan öncekiler Ardahan, Damal. Ondan öncekiler de İran, Horosan. Yani 1069’da gelen 97 bin kişinin komutanları. Arkadan da aileler geliyor 700 bin.

    Bir şeyi merak ettim. Muhundu dediniz…

    Muhundu işte Dersim, 1072’de kuruluyor.

    Peki sizin Cem Vakfı Başkanı İzzetin Doğan ile bir akrabalığınız var mı?

    Büyükannemle… Muhundulu değil onlar. Ağuiçen ocakları Elazığ Palulu. Asıl çıktıkları yer Elazığ Palu, Sun köyü.

    O kadar geleneklerine bağlı bir aile, bir sülale ve siz babanızla birlikte bu aileyi laikleştirmişsiniz. Öyle mi? İşte Alevilik kültürüyle iç içe bir ailesiniz.  Kurumsal bir aileniz var…

    Evet.

    Müzikle uğraşmak… Bütün bunlar babanızın komünistliği sayesinde mi oldu?

    Tabii bütünüyle babamın, hapishanedeki arkadaşları, Hıfzı Veldet Dedeoğlu, Yaşar Kemal, Ahmed Arif, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ömer Faruk Toprak… Bunlarla aynı değerleri taşıyarak herkes birbirine bilgilerini aktarmış. Yani matematikçiden matematiği, Türkçeciden Türkçe’yi, felsefeciden felsefeyi. Mesela ünlü sosyologdu Behice Boran. O dönemlerde tabii ki doktor İbrahim Kıray, Mübeccel Kıray…

    Tarık Ziya Ekinci?

    Evet onlar hep bizim evdeydi. Şahap Bakırsan. Onlar babamın arkadaşlarıydı hep, Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, Aziz Nesin… Babam çok severmiş Ruhi Su’yu. Sıdıka yengeyle evlenmesinde de babam onlara vesile oluyor. Tabii ki biz doğduk, 56 senesinde. Babam daha önce TCDD’de baş makinistliğe kadar yükseliyor. Ondan sonra makinistliği vermiyorlar. Babam bu sefer nakliyatçılığa başlıyor. Ruhi Su ile beraber nakliyat yapıyor ve Ankara’da Altındağ Atikbey mahallesinde bir tuhafiye mağazası açıyorlar. Orada da işçi yoğunluğu var.  İşçi yoğunluğundan dolayı alınan mallar geriye gelmiyor borçları. Bunlar iflas ediyorlar. Ruhi amca yine devam ediyor…

    Tuhafiyeciliğe mi?

    Operaya devam ediyor. O arada sürgüne gönderiyorlar, Ilgın’a. işte oğlunun adının Ilgın olması da o yüzden, Ilgın’da doğmasından. Daha önce de Konya’nın diğer bir ilçesine gönderiliyor. Oradan geliyor Ilgın’a. Sürgün hayatları yaşıyorlar. Mesela Ahmed Arif de öyle. Bizde bir buçuk yıl kaldı. Onun kitabı bizde basıldı. Her sabah babamla giderlerdi karakola, imza atarlardı. Diyarbakır’dan gelmişti Ankara’ya. Kız kardeşi vardı…

    O zaman da aşk acısı çekiyor muydu Leyla Erbil’e olan aşkı nedeniyle?

    Onu evlendirmeye çok çalıştılar. Şunu anlatırdı Arif amca: Diyarbakır’dan gelip Ankara’da kaldığı bir gün kaldığı evde çamaşırını kendisi yıkarmış, gömleğini, beyaz gömlek… Sabah kurur diye asmış ama yağmur yağmış. Kurumamış. Onun evleneceği kişi de onu çok beklemiş. Sonra çekmiş gitmiş, öyle bir anekdot Arif amcadan.  Tabii Ankara’da kağıt, matbaa ve nakliyat işi yapıyorduk biz o zaman,  Güneş Nakliyat.

    Siz de sonra ticaret yaptınız…

    1963 senesinde başladım işe. çok haylaz bir çocuktum. Mahallede herkesi dövüyordum. Beni annem mutlaka cumartesi günleri babamla birlikte gönderiyordu matbaaya. Biz matbaada çalışmaya başladık. Amcamın oğlu vardı. Benden bir ay küçük. İkiz gibi büyüdük onunla, ikimizi götürüyorlardı matbaaya. Biz mücellithanede böyle yavaş yavaş işte kağıt kırmalar, işte kağıt toplamalar, forma çekmelere başladık. Tabii matbaanın mürettiphane, mücellithanesi, hepsini öğrendik. Çok bilgilendik. Heidelberg makine, onların sökülüp takılmasında babam çok ustaydı. Kendisi aynı zamanda motor ustasıydı. Böyle başladık. Ruhi amca geliyor gidiyor, işte Cemil Toygan geliyor, Fakir Baykurt geliyor… Hep onları çocukluğumuzda tanıdık. Yani ben 6 yaşımdan itibaren babamın tüm 1940, 46, 51 tutuklusu dostlarını tanıdım. Böyle bir hayat standardımız oluştu. Babam Köy Enstitüsü öğretmeni olduğu için Hasanoğlan’da, o dönemde ilk Mahsuni Şerif’i, Aşık Veysel’i tanıyanlardan. Ankara’da Yenidoğan bölgesinde Zafer Sineması’nda aşıklar günü yapmışlardı o dönem… o zamanlar Türkiye İşçi Partisi’nin hazırlanmaları vardı. TİP’in kurucularındandı babam. İlk sahneye babam çıkarmıştır onları. O zaman Ali İzzetin’ler falan en son atışmaya kaldıklarında, Ali İzzetin, “daha dur hele oğul bende neler var” demişti, hiç unutmuyorum onu… 9 yaşlarındaydım. Diğeri ama çok müthiş bir deryaydı. Aşık Mahzuni.

    Ruhi Su’dan bahsediyorsunuz. Çocukluğunuz onunla geçmiş. Ruhi Su sizin için ne ifade ediyor?

    Ruhi su Doğu-Batı senteziyle, opera şeklinde, halkın türkülerine öncülük eden büyük bir ozandır. Bütünüyle Doğu’yu Batı’ya, Batı’yı Doğu’ya tanıştıran diyelim, çok büyük bir deha. Türkiye için çok önemli bir isim. Ben de babamdan dolayı oldu herhalde ki seslerimiz aynı kaldı. Mesela Ilgın’da yok bu ses. Birçok sanatçıda yok. Dünyada ender seslerden  biriyiz. Ben 2000 – 3000 kişilik salonda cihaz bile kullanmadan türküleri rahatlıkla yorumlayabiliyorum. Ruhi amca babamı çok severdi. Çok buluşurlardı. Ayda bir kere mutlaka birbirlerini görürlerdi. Yakında olmasalar bile, İstanbul’daysa babam İstanbul’a gelir, o Ankara’ya geldiğinde de mutlaka buluşurlardı.

    Peki Ruhi Su eserlerini söylemeye nasıl başladınız?

    Muzaffer Erdost’un Ankara’daki Dost kitapevine Ruhi amcanın ilk plakları gelmişti. O zaman daha kaset falan yoktu. Plaklar gelmişti. Bize hepsini bir koli halinde verdiler. Rahmetli ilhan (Erdost) abi verdi. Muzaffer abi fazla ilgilenmiyordu, İlhan abi ilgileniyordu.

     

     

    2017-11-03 15-21-09

     

    Anladım, Ruhi Su eserlerini o zaman söylemeye başladınız, öyle mi?

    Doldurduk arabaya, biz de amcaoğluyla taşıdık onları, gittik, evimizde de babamın Almanya’dan getirdiği çok güzel bir  pikap, teyp, radyo içerisinde olan kapalı, böyle şeffaf bir müzik aletimiz bulunuyordu… Ona koyduk, başladık onları dinlemeye. Ama o arada Cem Karaca’yı da verdi, Feyzullah Çınar’ı da verdi, Rahmi Saltuk’u, efendim, birçok sanatçının plakları da verilmişti bize. Bayağı büyük bir koliydi. Yıllarca onları dinledik. Özümsedik yani bayağı başarılı bir şekilde özümsedik, duyduk yani. İrdeledik. Beynimize işledi. O zamanlar bir yandan da  ticaret yapıyorduk.

    Sizin bir de halk dansları oyunculuğu tarafınız var.

    Evet, 6 yaşında halk oyunlarıyla başladım. Daha sonra birçok dernekte faaliyet gösterdim. Halkevlerinde eğitmenlik yaptım. Halk oyunları eğitmenliği. İstanbul’a gelmeden önce Devlet Halk Dansları kurumunda çok çalıştım.

    Ticareti tam ne zaman bıraktınız?

    Ticaret şöyle… İstanbul’a geldikten sonra Dostlar Tiyatrosu’na başladık. Ortaköy Halk Oyunları Derneği’ni de kurmuştuk burada. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Galatasaray Lisesi’nin halk oyunu birimlerini çalıştırıyorduk. Dostlar Tiyatrosu’nda Genco Erkal, Zeliha Berksoy, Mehmet Akan, Ahmet Gülhan ile çalışmaya başlamıştım. Orası kapatıldı 78 sonlarında falan. Biz de Hasad’ı kurduk Mehmet Akan ile beraber. Ahmet Gülhan falan oynuyordu. O da geçti. Hızlı bir şekilde mücadele başladı. Biz de o sırada ticarete başladık yine o dönemde, toptan gıdaya başladık. Askere gittim geldim o arada.20 kasım 80’de evlendim. Hemen karar aldım, askere gittim. 81, 12 Şubat’ta, Erzurum’da generallerin de sürgün olduğu, sakıncalıların çok yoğun olduğu bir yerdi. Ama tabii biz tiyatro, halk oyunları, müzik ile iştigal ettiğimiz için orduevlerinde geçti. Orada komutanların eşlerine, çocuklarına, halk oyunları, koro vesaire, böyle dersler verdik…

    Kesin olarak müziğe başlama tarihiniz bundan sonra mı, profesyonel olarak yani?

    1993 sonu müziğe kesin olarak karar verdim. Tasfiye ettim bütün işlerimi.

    Riskli bir karar almışsınız…

    Riski yaşadım. Çok da iyi oldu benim için ve müziğe başladım. Ruhi Su türkülerini zaten ezbere biliyordum. Repertuvar da geniş. Tabii, onun söylemediği birçok türküleri de söylüyordum. Halkımızdan da çok büyük kabul gördüm. Dostlarımdan da, arkadaşlarımdan, her yerde başarılara imza attım. Alaylıyım bu konuda. Hiçbir eğitim almadım. Ama kendimizi iyi yetiştirdik. Bu arada tabii hiç siyaseti bırakmadım. Yani siyasetin her dalında oldum. En son CHP’ye 1971’de katılmıştım. 73 civarlarında TİP’teydim ama legal olarak orada da görev alıyordum. TİP’in Beyoğlu ilçesinde, genel merkezde görevim vardı.

    Sizin müzik tarzınız hep siyasetle ilişkilendirilir. Özgün müzik dedikleri tür… Siz müzikle siyaseti nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

    Müzik şöyle… Bir insanın içine bir virüs girdiği zaman nasıl tahrip ediyor, kansere yol açıyorsa, bu müziği de bir virüs olarak düşünün. Ama kaliteli bir virüs. Yaşama yaşam katan, hayat veren ve insanı kalitelileştiren bir damar. Ama aort damarı. Diğer damarlar o kadar önemli değildir ama aort çok önemlidir. Halk müziğini seçmemin nedenlerinden biri de halk çocuğu olmamdır. Sanat müziğinde koma sesler vardır ve bunlar ara seslerdir. Bir de hanedanları hep süslemiş bu müzik eskiden beri. Hep aşk, sevgi üzerine. Hiç başkaldırı yok, teslimiyet var. Onun için onu hiç tutmadım. Yani müziği sevdim. Ama insanlara bir şey katmadığı için de tutmadım. Ben halk müziğini arya şeklinde söylemeye başladım. Yurt dışına gittiğimde bile hep türkülerimi Türkçe söyledim. Bazen Kürtçe de söyledim ezberlediğim türküleri.

    Kürtçe biliyor musunuz?

    Bilmiyorum. Babam, büyükannem, büyükbabam, Kürtçe Kurmancı , Arapça, Farsça, Osmanlıca ve Türkçe biliyorlardı. Bize öğretmediler. Babam zaten hapishaneden çıktıktan sonra da bunları konuşmadı, bize de öğretmedi.

    O kadar köklü bir gelenekten geliyorsunuz. Önemli şairleri, yazarları, çocuk yaşınızda tanımışsınız. Sesiniz çok güzel. Çok da güzel söylüyorsunuz. Siz, O ses Türkiye’ye niye katıldınız? Amacınız neydi?

    İshak dostum…

    Amacınız neydi? Gençlere Ruhi Su’yu sevdirmek mi? Gençlere onun yolunda gitmeleri için bir mesaj mı vermek istediniz?

    Şimdi, Ruhi Su Dostlar Korosu’nda çok değerli abilerimiz vardı, arkadaşlarımız vardı. Onlardan bir tanesi doğru dürüst yol alamadı Ruhi Su’dan sonra. Ruhi amca da paylaşmayı seven, öğretmeyi seven ve öğrettikten sonra da bir yere yerleştirmeyi bilen bir insandı. Yerine geçebilecek. Ama hiçbiri onun yerine yetmedi. Sıdıka yenge çok uğraştı. Beraber çok olduk Ilgın’la. Baktım bu tür bir yaklaşım olmayınca, karar verdim, Ruhi Su’nun yolunda gitmeye, hem de onun o güzel bakışını, müziğe katkısını taşımaya için. Halka mal olmuş bir sanatçının yolunda gitmek istiyordum. Onun türküleri Batı’ya açmasını bazıları kaldıramamıştı, yani halk müziğini. Devlet de bunu engellemeye çalıştı. Baktı ki üretim olmayınca, bir Mahzuni Şerif ile veya bir Aşık Veysel’le de bu bir yere kadar gidiyor. Ama öbür türde söyleyince, ben şimdi dünyanın neresine gidersem gideyim, beni çok iyi dinliyorlar, çok sesli yaptığımız için de, orkestra, senfonik yapılanma da olduğu için hiç fark etmiyor yani, Avusturya’da bir Avusturyalı, sanki bir Avusturya türküsü dinliyormuş gibi… bütün dünyada halk müzikleri vardır. Yani İtalyan sanat müziği yoktur. Fransız sanat müziği yoktur. Ama Türkiye’de alıştırılmış, uyuşturucu gibi diyeyim yani, daha kısacası enjekte edilmiş bir Türk Sanat Müziği. Türk’ün sanatı savaştır zaten. Ama halk müziği bambaşkadır. Pir Sultan öyle bir deme vurmuş ki, Yunuslar, Yunus Emre,  Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, çok biüyük bir yelpazesi var. Onu Batı’ya taşımanın işini başaran yegane müzisyen de Ruhi Su’dur. Batı öyle özümsedi yani. Doğu da öyle özümsedi.

     

    2017-11-03 15-22-52

     

     

    Peki, O Ses Türkiye’ye katılmanızın bu konuda bir yararı oldu mu?

    Torunlarım yüzünden katıldım. Onlar gitmiş kaydetmişler. Ben de onları kırmamak için katıldım. Gittim, kazandım da. Baktım ki şey yok, bir yere kadar gidiyorsunuz, ondan sonra onlar tüccarlığında bu işin, sizi orada bırakıyor, kendi yönünde gidiyor. Ben onları aşabilirdim, onları sollayabilirdim de. Fakat bir şey getirmezdi. Benim gibi bir sahne sanatını yorumlayamaya çalışan, ona katkı sağlamaya çalışan kişi için gereksiz bir şeydi.

    Pişmanlık mı duyuyorsunuz?

    Yok, pişman değilim. Gittim, kazandım, kazanmasam pişman olurdum.  Yani, zaten Hadise’nin, Murat Boz’un, Ebru Gündeş’in dönmesi mümkün değildi, çünkü bizim tarzımızı anlaması mümkün değil. Onlar kalıplaştırılmış, sıkıştırılmış bir şeyin içindeler. Yani kendilerini pazarlıyorlar, oturmalarıyla kalkmalarıyla…  Giyimleriyle kuşamlarıyla, konuşmalarıyla…

    Demin Türk sanat müziğinin savaşla, hükümdarlıkla ilşikisini kurdunuz. Siz ise halk müziği yapıyorsunuz. Müzikle barış arasında nasıl bir ilişki kurarsınız?

    Şimdi, kardeşimin adı Barış. 1960 doğumlu. Menderes’ten sonra doğuyor. 4 Temmuz doğumlu. Çok şanslı, ABD’nin kuruluşu 4 Temmuz olduğu için. Bana  biraz sorun çıkarırlar vize verirken. Ben 9 Temmuz doğumluyum. Ama ona süresiz vize verdiler. O şanslı, yani barış şans getirendir. (Gülüyor). Barış her şeyin güzelliğidir. Toprakla barışırsanız size ummadığınız şeyleri verir, havayla barıştığınız zaman size her şeyi verir. Suyla barıştığınız zaman size hayat verir. Barışın sanattaki rolü, bütün dünya insanlarını tek dilde, tek dinde buluşturmaktır. Barış çok geniş yelpazesi olan bir şeydir. Savaş çok kısırdır. 2 ya da 3 ya da 5 ülkenin birbirini yemesi hiçbir şey vaat etmez. Olan insanlara olur. Ama barış tüm dünyayı, evreni, enternasyonel bir bakış açısıyla kavrar. Savaşlar hiçi kimseye yarar sağlamamıştır. Her zaman savaşlar insanları geriye götürür. Toprakları ne kadar genişti Osmanlı’nın ne oldu? 700 yılık hükümranlık yaptılar ne oldu? Bir şey ifade etmiyor.

    Hasan Mutlucan ile ilgili bir anınız var mı ya da yakınlığınız? O da sizin gibi bas bariton tarıznda söylediği için soruyorum?

    Evet, Hasan amcayı tanıdım, fakat onu MHP grupları biraz o dönemdeki örfi idarelerin, sıkıyönetimlerin ona olan ilgisinden dolayı MHP’liler hep çıkarıyordu. MHP’ye çok büyük bir hayranlığı vardı, milliyetçiliği vardı. Ama sonradan anladı, iş işten geçti. Çünkü onu herkes sıkıyönetimlerde ordunun bir elemanıymış gibi görmeye başladı. Mesut Mertcan’a da oldu aynısı 80’de. Adam örfi idareni bildirisini okudu, Mesut Mertcan Mesut Mertcanlık’tan çıktı.

    Dışlandı mı yani?

    Çok dışlandı tabii halk tarafından. Sonra kendisini kabul ettirdi ama geç kaldı. İşte yakınlarda da vefat etti. Çok üzüldüm.

    Peki, politik propaganda için yapılan müziği nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Ben şöyle bir ayrım yapıyorum: politika, gel geç bir şeydir. Partiler gelir geçer. ANAP vardı, şimdi yok, DYP vardı şimdi yok. Yarın bir gün belki AKP de olmayacak. Ama siyaset kalıcı bir şeydir. Siyasetinizin bir felsefesi olması lazım. O yüzden o partilerin yapılmasını istediği müzikler, o partilere hizmet eden müzisyenler unutulur gider ama Ruhi Su kalır. Mahzuni de duruyor.

    Bundan sonraki projeleriniz, hedefleriniz nedir?

    Şimdi DİSK korosunu oluşturduk. Orada bas bariton görevim var. Biz alçak gönüllü, mütevazı bir yapıyla, herkes öyle korolardan kaçmaya çalışırken, yani sanki ozanmış gibi, halbuki işte burada barışın temelinin gücü, paylaşmanın, o kolektif çalışmanın insanlara kazandırdığı, şefimiz Berktay Akyıldız’ın birlikte başardığı, çok değerli korist arkadaşlarımızla bu koroyu işçinin sesi olarak kurduk. Çünkü bugüne kadar işçinin hiç sesi olmadı Ruhi Su’nun dışında.

    DİSK korosunda ve ayrıca solist olarak konserler vereceksiniz yakında.

    Evet, birçok konserimiz olacak.

    Öyleyse size başarılar diliyorum.

    Teşekkür ediyorum.

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler