• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    DİZENİN NOTAYLA VALSİ

     

    Şiirle resim arasında garip bir yakınlık seziyorum ben. Belki şiirlerimi kaleme alırken görsel düşünmekle ilgili bu… Her dizenin bir resmi oluşuyor zihnimde. Resmini kuramadığım dizeyi, okurken de alımladığım söylenemez. Konu şiir olunca, şekillenen resimler de haliyle soyut oluyor.

    Ancak müzikle şiirin başka türlü bir sevişmesi var. Mesela Metin-Kemal Kahraman şarkılarının şiire çok yakışacağını düşünmüşümdür hep. O evrensele akan mistisizmin modern tınılarla birleşirken otantiği hissettirmesi, çok zengin bir şiir dünyasının notaya dökülmüş hali gibidir. Yarattığı duygusal kozmosla ilgili olsa gerek; müzik şairi şiire yaklaştırıyor, şiir bestecide müziği kışkırtıyor. Şiir dinletilerinde hiç değilse, bir gitarın, kemanın, bağlamanın arkadan aheste tınılarla şiire katılması bu kan bağıyla ilgili olsa gerek.

    Bugüne kadar çok şiir bestelendi. Elbet güzel örnekleri kadar besteyle güftenin harp ettiği verimsiz örnekleri de var. Şiiri musikinin harflere dökülmüş hali gören Yahya Kemal’in bestelenmemiş kaç şiiri vardır bilmiyorum. Ama Münir Nurettin Selçuk’un muhteşem sesiyle ruhumuzu rüzgâra bindirip eski zaman sokaklarına götüren Aziz İstanbul, Rindlerin Akşamı, Endülüs’te Raks ne muhteşem bestelerdir öyle…

    ‘Bestelenmiş şiir’ deyince Nazım Hikmet yine başköşede oturur sanırım. Çok da güzel bestelenmiş şiirleri var: Onur Akın’ın seslendirdiği Salkım Söğüt, Seviyorum Seni; Cem Karaca’nın besteleyip söylediği Ceviz Ağacı, Zülfi Livaneli’nin bestelediği Bulut mu Olsam, Şeyh Bedrettin destanı, Vapur, Kız Çocuğu; Edip Akbayram’ın hit haline getirdiği Güzel Günler Göreceğiz, Gidenlerin Türküsü şiirine yakışır besteler olarak ilk aklıma gelenler…

    Hele Orhan Veli şiirlerinin şarkılarını Ezginin Günlüğü’nden dinlemek… Zaten Ezginin Günlüğü sadece müzik değil, şiirdir de… Garip şiirinin en saydam ve cezbedici derinliğini onda yaşarsınız.

    Ahmet Kaya derseniz, şiirin ruhunu müziğe geçirmede vahşi bir yetenekti. Gerçekten vahşi ve sınır tanımayan… Nazım, Nevzat Çelik, Ahmed Arif, Can Yücel, Attila İlhan, Yusuf Hayaloğlu, Sabahattin Ali, Mehmet Akif Ersoy gibi pek çok şairden şiirler besteledi ve bu bestelerin hepsinde şiirin cevherine indi. Sevgi Duvarı’nı Hüsnü Arkan’dan dinlemek de güzeldir ama Ahmet Kaya’da bambaşkadır.  Nevzat Çelik şiirlerine hiç dokunmuyorum bile, bu ülkede en milliyetçisinin bile dinlemeden edemediği Şafak Türküsü tam bir fenomendir. Nevzat Çelik şiirlerinin yaygınlaşmasında Ahmet Kaya’nın ne kadar etkisi varsa Ahmet Kaya müziğinin kimliğini kurmasında da Nevzat Çelik şiirinin tartışılmaz bir yeri var. Keşke sanatın kardeşliğinde birbirinden ayrılamayan bu ikili, hayatta da dargın kalmasalardı. Telafisi yok artık…

    Belki şöyle bir soru sorulabilir; müzik mi şiire gönderir, şiir mi müziğe? Sanırım her ikisi de… Ama bestecinin şiirle, şairin müzikle kurduğu ilişkiyi yan yana koyduğumuzda şiir biraz daha öncelikli sanki… Şöyle… Şairlerin pek çoğu, şiirini müzik eşliğinde yazar. Kendimden de bilirim, klasik müzik mesela şiirin yaratım sancısına çok iyi gelir… Ancak müzik şairi şiire gönderirken, bunu okurun bilmesi biraz zor. Şu şiiri, şu müziği dinlerken yazdım, diyen şair bulmak güçtür çünkü. Belki şairin kendisi bile hatırlamaz, hangi şiire hangi müziğin esin verdiğini. Ama şiir bir müzisyeni besteye kışkırtıyorsa, o şiir şarkının iki kolajından biridir artık… Çünkü şiir, müziğin güftesi haline gelir. Şiir-şarkıların öncelik sıralamasına bakınca sanırım, besteciye müziği yaptıran, şiir…

    Başarısız örnekleri de var şiir bestelerinin… Suavi’yi severim, ama Ahmed Arif şiirlerinden seslendirdiği parçalar nedense bana hep dokusunu bulamamış gibi gelir. Ahmed Arif şiiri ötekileştirilmiş Kürdün kır şiirleridir, Suavi’nin ise kentlidir müziği. Bu doku uyuşmazlığı şiirin de ruhunu öldürüyor haliyle. Yine Fatih Kısaparmak’ın Karadut’u… Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun nefis bir şiiridir ama Fatih Kısaparmak’ın bestesinde çok mekanik ve hadi yazayım, ruhsuz bir şeye dönüşür.  Bir zamanlar sağın Ahmet Kaya’ya alternatif olsun diye parlattığı, ürünlerinde “Kilim” sınırını aşamayan Kısaparmak’ın imajının, müzikalitesinin hep önünde olduğunu düşünmüşümdür. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğinin iyi bir kanıtı gibi gelir bana Kısaparmak.

    Neyse,  bu yazıyı bitirirken belki dinlemek istersiniz diye birkaç şiir-müzik de önermiş olayım;  Sessiz Gemi (Yahya Kemal -Hümeyra), İstanbul’u Dinliyorum (Orhan Veli Kanık-Zülfi Livaneli), Kaldırımlar (Necip Fazıl Kısakürek-Funda Arar),  Yol Türküsü (Nazım Hikmet-Grup Gündoğarken), Sıyrılıp Gelen (Ahmet Telli-Grup Yorum)…

     

    önder yazı görsel


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları