• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Dokunulmaz Olan Halktır

    Nitekim 7 Haziran sonrası beklenen en nihai karar “tekrar seçim” vakti geldi çattı. Yarın vereceğimiz kararın ülkede ne olup ne olmayacağına karşın bir gerçekliği kısa vadede mümkün değil. 2 Kasım sabahında işçilerin maaşları iki katına çıkmayacak, emeklilerin aldıkları maaşlarda bir güzelleme olmayacak, ancak uzun vadede hepimizin yüzünü güldürmese dahi şimdiye kadar kanıksadığımız acılardan ve olay süsü verilen katliamlardan biraz olsun uzaklaşmış olacağız. Katliamları, tehditleri, şantajları ve Kürt illerindeki hukuk dışı alınan OHAL kararlarını bir süre yaşamayacağız.

    Sarayında tamburası önünde, soytarıları karşısında dizilmiş kralın iki veyahut üç günlüğüne sesini ve suretini görmeyip işitmeyeceğiz. Milyonlarca insanın kabusu haline gelen kralın korkusuna boyun eğmeden, nasıl olsa son sözü o söylüyor diyerek türlü manipülasyona kapılmadan yoluna devam eden insanlara da selam olsun. Bu da ayrı bir yazının konusudur diyerek yarın hakkında birkaç kelam daha etmek istiyorum.

    7 Haziran sonrasında AKP kurmaylarının HDP ve Kürt halkına karşın düşmanlık atfeden sözleri, tabuta sarılı genç bedenlere feryat figan ağıt yakan analar, devletin düşmanlık ve koltuğu kaybetme konusunda süregelen sistematik çalışmasını gözler önüne serdi. Sağ rejimin yolsuzlukları, hukuk dışı aldıkları kararları ve amiyane tabirle alaşağı olmaları ne zaman belirse, tutundukları tek dal genç çocukların bedenleri oluyor.

    Başta Erdoğan olmak üzere, “400 vekilin alınmaması, HDP’nin barajı aşması bu sonuçları doğurdu” açıklamaları üzerine, asker ve polis cenazelerindeki karşıt tepkilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünenlerdenim.

    7 Haziran sonrası Kürt hareketini gerekirse Sri-Lanka modeliyle (yani büyük katliamlarla) bertaraf etmeye çalışması da gözlerden kaçmadı. Cizre, Nusaybin, Silopi, Sur ilçelerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları da bu modelin koltuğu kaybetmemek için yapılanların en hafiflerinden biriydi. Zira bu katliam girişimleriyle duygusal ortamdan çok fazla nemalanamayan AKP hükumeti, 20 Temmuz Suruç ve 10 Ekim Ankara katliamlarına da bir nevi göz yummasıyla görevini yerine getirmiş oldu.

    Tüm bu olup bitenin ardından savaşı kimin başlattığını sorgulamaksızın Kürt hareketine yüklenmek mantıklı bir izahat gerektiriyor. Söylem ve eylemler gözler önündeyken “ya istikrar ya kaos” betimlemesini anlamamak akıcı olmayan bir zihin fukaralığına maruz bıraktırıyor.

    Hiçbir kaygısı, çekincesi, korkusu olmayan, ülkemizdeki savaş konseptine karşıt duruş olarak barış tutumu sergileyen başta HDP milletvekilleri olmak üzere, Saray talimatıyla tüm çatlak sesleri yok etme görevi alan bir grup soytarıya karşı verilen mücadeleyi saygıyla selamlıyorum. Soma’daki madencinin alın terine, Ordu’da ki fındık işçisinin nasırlı ellerine ve Çukurova’da ki pamuk tarlasında güneşten kararan emekçinin cebine el uzatmadan, her kesimin inancına ve kültürüne saygılı biçimde siyaset yapan irademize dokunulmasını istemiyoruz. Temsiliyeti döneminde hukukun dışına çıkmayarak, küçük düşürücü ve yüz kızartıcı hiçbir suça ortak olmadan, hedeflenen “biz” ve “birlik” olma aidiyetini bizlere hissettiren siyasetçilerin parlamentodan tasfiyesine el ele vererek karşı durmalıyız. El birliğiyle, Saray’a bir finiş çizgisinin olması gerektiğini hatırlatmalıyız…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları