• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    DÜĞÜNDE HALKLAR MOZAİĞİ

    Geçen Cumartesi oğlum Umut Welat’ın düğününü yaptık. Düğün töreni tam bir Türkiye halkları mozaiği oldu. Oğlumun düğününü bir mozaik olarak  tanımlamamın öncelikli nedeni evlenen çocuklarımızın Kürt ve Türk olmak üzere ulusal aidiyetlerinin farklılığı ve köklerinin bu ulusal, dolayısıyla da siyasal kimlikler açısından en uç noktalarda olan iki şehirden gelmesiydi: Diyarbakır (Amed) ve Yozgat.<

     

    Diyarbakır (Amed) denince haliyle insanların aklına Kürt özgürlük mücadelesindeki yeri ve Türkiye ortak algısına uygun olarak ‘Kürt sorunu’ geliyor. Ve daha yakından bakanlar, gözünü kapatmayanlar içinse Amed on binlerce insanın hayatını kaybettiği, 7500 faili meçhul cinayetin işlendiği, 3500 köyün yakıldığı ve milyonlarca insanın doğduğu kentlerden, köylerden göç etmek zorunda kaldığı bir savaşın merkezi. İşte ben de böylesi bir göçle canım kadar sevdiğim Amed’i terk ederek, 1989 yılında İstanbul’a geldim. Göç etme sebebim ekonomik olmakla birlikte elbette politikti de. Ancak memleketimden bu kadar uzak olmam hiçbir zaman beni politikadan koparmadı. Aksine İstanbul’da daha da politikleştim. Nerede bir panel, nerede bir yürüyüş, nerede bir eylem varsa birey olarak ve çekirdek ailem ile katıldım. Çocuklarımın da halkının gerçeklerini genç yaşta öğrenmesini istedim. Tabii diğer taraftan İstanbullu olmanın gereklerini ve ayrıcalıklarını da yaşamıma içselleştirdim. Sadece Kürdistan için değil İstanbul için de, tüm Türkiye halkları için de özgürlük talebinde bulundum. İstanbul’u kentim bildim. Hatta bu öyle bir hal aldı ki, birkaç yıl önce ‘demokratik özerklik’ tartışmaları başladığında demokratik özerkliği  İstanbul için de tasarladım. Tasarlamakla kalmadım, bu talebimi yazıya da döktüm ve bu yazımı bir sempozyumda Sevgili Sırrı Süreyya Önder’in moderatörlüğündeki oturumda bildiri olarak sundum ve bu, sade bir örgüt dışında bütün katılımcılar tarafından kabul gördü . Şimdi Gezi direnişi vesilesiyle İstanbul’a demokratik özerklik talebinin BDP ve HDK vekilleri tarafından dillendiriyor olması beni gururlandırdı.

     

    Yani 80’lerin sonundan itibaren İstanbul da benim hayatımda Amed kadar önemli oldu ama Amed hayatını, geleneklerini ve kimliğini çocuklarımda da yaşattım. Üçü de kendilerini Diyarbakırlı olarak görseler de dünyanın her yerinde var olacak mesleki formasyonu edindiler. Umut Welat tıp doktoru, Uğur Azad avukat oldu. Ufuk Amed ise bilgisayar mühendisliği okuyor. Söze de Dr. Umut Welat’ın düğünü ile başlamıştım işte. Dedim ya, bizler Amedli olarak Yozgat’ı başka bilirdik. Malumunuz  Yozgat denince akla MHP gelir. Ve Yozgat’taki siyasi tavrın Amedliler için ne ifade ettiği de ortada. İşte gelinimiz tam da oradan, Yozgat’tandı. Bir başkası olsa belki de nişan ve düğün sürecinde bir pürüz çıkmasın diye memleketini saklamasa bile siyasi görüşlerini elden geldiğince, belki de hiç dile getirmezdi. Ama ben her zaman net olmayı seçmiş ve siyasi kimliği ile gurur duyan biri olmuşumdur. Dünürlerime ve gelinimin akrabalarına karşı da öyle olmayı seçtim. Bu benim prensibim. Biraz konuşunca gelinimin ailesinin de beni anladığını gördüm ve sevindim.

     

    Senelerdir her sabah yürüyüşe çıkar, sonra da spor yaparım. Spor arkadaşlarım da haliyle farklı halklar, kentlerden olur ve herkesin dünya görüşü farklıdır. Sadece şimdi, yani her şeyin daha kolay konuşulduğu bu dönemde değil, Kürt meselesini konuşmanın çok daha zor ve riskli olduğu dönemlerde de ben görüşlerimi spor arkadaşlarım ile sohbet ve tartışmalarımızda gayet net olarak savundum. Ve bu zaman zaman küçük sorunlara neden olsa da, dostluklarımızı çok daha kalıcı hale getirdi. Belki ben de bu insanların hayatında bazı şeyleri değiştirdim, bazı önyargıları kırdım.

     

    Oğlumun düğününde büyük bir masayı da işte Diyarbakır ile Yozgat arasında bir köprü diye gördüğüm bu ülkenin farklı bölgelerinden gelmiş, Laz, Çerkez, Egeli ve diğer kimliklerden spor arkadaşlarıma ayırdım ve düğün töreninin sahne repertuvarını hazırlarken onların kimliklerine de denk düşmesine özen gösterdim. Mesela madem davul zurna olacaktı, tulum da olmalıydı.

     

    Ortaya çıkan şey, yani tören belki de bu yüzden çok güzel oldu. Kürtler’in davul zurnası ve halayı ki sahiden iyi oynarım, Lazlar’ın tulum ve horonu, Türkler’in zeybeği, Çerkeslerin Zıgathlet oyunu, ortak kültürümüzün bağlaması, gençlerin rock müziği, Zazaki şiirler, Kurmancı klamlarla süren, Anadolu ve Mezopotamya’nın birçok folklorik öğesinin bir arada olduğu bir düğün töreniydi.

     

    Oğlum Umut ve gelinim Betül’ün düğün töreni hayatımızda kıymetli bir anı olarak kalacak. Ama bence şu da çok önemli ki, bu coğrafyanın farklı bölgelerinden insanlar özerkliklerini koruyup, kimliklerini net olarak sergileyerek bir araya geldiklerinde ortaya çıkan manzara ve yaşantı şahane bir şey oluyor.

     

    Bu mutlu günümüz vesilesiyle sizlere bu duygularımı ve saptamalarımı ifade etmek istedim…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları