• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ‘Durmayalım, faşizmi durduralım’

    Son iki yılda, özellikle Suruç Katliamı’ndan bu yana, Türkiye’de Kürtlerin de Kürt hareketinin de ciddi olarak darbelendiğini söyleyebiliriz. Bu darbe kuşkusuz bir tek AKP veya Erdoğan tarafından değil, ırkçı, milliyetçi, şoven, statükocu kesimlerin işbirliğiyle karşılığını bulmuştur. Söz konusu hayırsız meziyetlere sahip tüm kesimler bir elden Kürtlere, Kürt siyasal, kültürel, sivil oluşumlarına saldırmış, Kürtlerin uzun erimli mücadelesinin sonucunda elde ettikleri kazanımlarını yok etmeyi kendi yararlarına görmüşlerdir.

    Nedenleri var elbet. En başta gelen neden şu ki Kürtlerin özgürlük mücadelesi meyvelerini vermiş ve Türkiye halklarının, farklı inanç gruplarının yararına olan, barışı ve demokrasiyi egemen kılacak politikalar karşılığını bulmaya başlamıştı. HDP’nin kuruluşundan sonra bu süreç daha ciddi biçimde kendini gösteriyordu. Artık Kürtlerin, Türkiye’deki diğer halkların, ötekilerin tümünün hak ve adalet arayışının kazanımlarla güçlendirildiği bir döneme giriliyordu. Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adaylığı sırasında toplumun geniş bölümüne yansıtılan yeni dönemin politikaları, toplumun geniş bir kesimi tarafından tasvip ediliyordu. 7 Haziran seçimlerinde elde edilen başarıyı, toplumda karşılığını bulan yeni dönemin politikalarından ayrı düşünmek mümkün değil elbet.

    Bu başarı, yani toplumun geniş bir kesimi tarafından karşılık görmeye başlayan politikalar, iktidarını korumak isteyen Erdoğan’ın yanı sıra statükocuları da korkuttu. Eğer Demirtaş’ın, HDP’nin önü kesilmeseydi çok değil en fazla bir seçim sonrasında HDP devlet yönetiminde yer alır, yalnız Kürtler değil Türkiye’nin tüm dışlananları, tüm ötekileri için yeni bir dönem başlayabilirdi. Bu kesimlerin kendi kimlikleriyle parlamentoda temsil edilmesi ve ilerde devletin yönetiminde yer alması korkusu, kendini çok çabuk gösterdi.

    Erdoğan 7 Haziran sonuçlarını tanımadı. HDP, hukuki bir süreç sonrasında onu iktidardan düşüren tek güç olmuştu. Önü kesilmeseydi devleti yöneten ve bir sürü haksızlığa yol açanların yargılanmasına kadar gidebilecek bir süreci başlatabilirdi ki başlatırdı…

    Ortaya çıkan sonuç, çok açık ki CHP’yi de korkuttu. CHP’ye umut bağlayan, çaresizce CHP’nin ipine sarılan geniş bir kesim giderek politika üretemeyen CHP’den uzaklaşıyor, HDP’ye yanaşıyordu. Yani HDP siyaseti, CHP’nin statükocu döneminin kapanacağının da işaretiydi.

    AKP, iktidarı kaybetmenin ve sonu yargılamaya kadar varacak korkunun sonucu olarak HDP’ye saldırdı. CHP de, çıkarlarını korumanın yolunu HDP’nin önünün kesileceği süreçte yapılanlara sessiz kalmakta buldu. CHP bu biçimiyle AKP’nin iktidarını sürdüreceğini gördü, ancak statükonun korunması amacıyla AKP iktidarında karşılaşacağı risklere razı oldu. Deyim yerindeyse hem AKP, hem de CHP, MHP politikalarını savunma noktasına savrulmaktan değil, HDP’nin değiştireceği Türkiye’den korktular.

    HDP’ye dönük politikalar ne yazık ki etkili olmaya başladı. Binlerce HDP’linin yanı sıra, eş başkanlar dahil çokça milletvekili, belediye eş başkanı cezaevlerine konuldu. HDP’nin önü kesildikçe iktidar güçlendi, iktidar güçlendikçe tüm muhaliflere yönelmeye başladı ve nihayetinde sıra CHP’ye geldi.

    CHP, sıranın kendisine gelmesinden sonra tepki göstermeye başlasa bile hala HDP’ye yapılanlara cesaretle karşı çıkacak durumda değil. Hala HDP’nin yanında görünmemek için takla üstüne takla atmaya devam ediyor. CHP’nin tek yapabildiği, AKP ve Erdoğan’ı hedefe koyduğu politikalarla ‘adalet’ istemek oldu. Bu süreçte CHP, ne yazık ki iktidarı kendisinin kurabileceği olası bir seçim sonucuna odaklanmanın ötesine geçebilmiş değil. Yarınki gün seçim yapıldığında, Erdoğan iktidarı kaybettiğinde iktidarı bırakmaz ve elde ettiği güçle devleti fiilen yönetmeyi sürdürür ise emin olun CHP’nin buna karşı ne yapabileceğini CHP’liler bile bilecek durumda değiller. İşin doğrusu şu ki CHP’nin bir B planı yok ve sadece 2019 seçimlerine odaklanmış durumda. 2019’da da sanki her şey normal yaşanacakmış gibi bir beklenti içinde.

    Tüm gelişmeler gösterdi ki Türkiye’nin derdi sadece AKP veya Erdoğan değil. Türkiye’ye köklü bir değişim gerekiyor. Bu değişimi gerçekleştirecek olan da demokrasi ve barış yanlıları, daha doğrusu devrimcilerdir. Yalnızca bu güçler tüm zorbalıklara göğüs gerebilir, tüm engelleri aşabilirler. Kürtler ve dostları, yani HDP bunu gerçekleştirebilecek yegâne güçtür. Hiç kuşku yok bu sürecin en önemli motivasyonlarından biri de Demirtaş’ın cesaretidir.

    HDP’nin son deklarasyonu, “Durmuyoruz, Faşizmi durduruyoruz” şiarı, bu duygularla yorumlanmalıdır.

    Faşizmi durdurmak için devrimci güçlerin, ilericilerin, barış yanlılarının, demokrasi savunucularının direnişçi potansiyellerini harekete geçirmelerine ciddi biçimde ihtiyaç var. En önemlisi de özgürlük, demokrasi ve barış isteyenlerin destek ve dayanışmasına gereksinim var.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları