• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Durum
    Durum
    4 Ekim 2017 08:53
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

    Bir süredir yerel yönetimlerde bir şeyler oluyor. AKP’li belediye başkanları, hem de zamanında Cumhurbaşkanı’nın ve hükümetin favori belediye başkanları olanlar, art arda istifa ediyor. Tabii, buna “istifa” demek biraz zor. Çünkü siyasi kulislerden sızan bilgilere göre hepsi de Cumhurbaşkanı’nın direktifiyle koltuklarını terk ediyor. Her ne kadar bu başkanlar halk tarafından seçilmiş olsa da, olan düpedüz görevden alma ve bunun arkasında da iki şey yatıyor olmalı. Ya Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliği referandumunda kaybettiği illerdeki problemin sorumluluğunu bu yerel yöneticilerde arıyor ya da yine Cumhurbaşkanı’nın teşhisine göre bu belediye başkanları, sık sık sözünü ettiği “metal zehirlenmesi”nden mustarip. Aslında olay kamuoyuna daha çok İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bazı imalı açıklamalar yaparak istifasıyla mal oldu. Ben bu yazıyı yazdığım saatlerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in istifasının da Cumhurbaşkanı tarafından istendiği konuşuluyordu. Her iki belediye başkanı da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yol arkadaşlarıydı kariyeri boyunca. Ve hayli güçlü isimler bunlar AKP içinde. Bunların partide bir erozyona yol açması bile beklenebilir.

    Yönettikleri kentlerin ahalisi açısından bakıldığında ise bu gelişmeler sevindirici. Her iki kentin de durumu ortada.

    Yalnız şunu sormak istiyorum: Kadir Topbaş’ın istifasının ardından İstanbul’da seçim yapıldı yeni başkan için. Peki, madem usül bu, bir şekilde görevden alınan HDP’li ve DBP’li belediye başkanlarının yerine niye seçimle birileri getirilmedi de kayyum atandı? Bu kayyumlar maalesef uygulamalarıyla o kentlerin sakinlerini rencide ediyor gibi görünüyor. Büyük bir edebiyatçı olan Mehmed Uzun’un isminin bir parka verilmiş olması, birilerini neden rahatsız ediyor da, kayyum emriyle parkın adı değiştiriliyor mesela? Bunun toplumsal barışa ne gibi bir katkısı olur?

    Geçen haftanın gündemi Kürtler’in Irak’taki bağımsızlık referandumuydu. Siyaset kürsülerinde bu konuda kullanılan söylemler de yine toplumsal barışımıza faydası olacak nitelikte değil maalesef.

    Bu konuyu ve barış için yapabileceklerimizi eski bakanlardan, Diyalog Grubu’nda barış çalışmaları yapan, siyasetçi Ziya Halis ile konuştum.

    “Barış” demekten yorulma, bıkma lüksümüz yok. Bu herkes için böyle.

    Haftaya görüşmek üzere.


    Yorumlar



    İlgili Haberler