• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    EDEBİYAT ULUSAL MIDIR?

    “Edebiyatın anavatanı dildir” savsözü klişe haline gelmiş bir söz artık.  Edebiyat nihayetinde dilsel bir yaratı. Ancak dünya edebiyatını tasnif ederken bu söze sadık kaldığımız kim iddia edebilir?

    Her fırsatta evrensel ve dilsel olduğunu belirttiğimiz edebiyat, neden yazım diline göre değil de ulusal kimliklere göre tasnif edilir, anlamıyorum. Sonuçta ulus tanımı siyasal bir kavram.

    Bir kütüphaneye gittiğinizde Rus edebiyatı, Amerikan edebiyatı, İngiliz edebiyatı gibi raf altı açıklamalar görürsünüz. Karşınıza ezici bir külliyat çıkıyor ve bir ulusu arkasına alan edebiyat, peşinen karşı konulmaz bir kök sağlıyor.

    Oysa örneğin Rus edebiyatı derken, o tasnifte yer alan kitapların gücü, ‘Rus’ olmasından değil ‘edebiyat’  olmasından ileri geliyor.

    Bir edebi eserin hangi ulusa ait olduğunun belirlenmesinde yaygın kıstas, ulusal dil… Kimi zaman yazarın kimliği ya da ait olduğu devlet de referans olarak gösteriliyor.

    Ancak bu kendi içinde açmazları olan bir tanımlama. Dilsel bir yaratının siyasal bir kavramla ifade edilmesi birinci handikap… İkincisi, evrenselliğin ancak ulusal kimliklerle var olabileceğini kabullenen, evrenseli ‘ulusal’a eklemleyen bir tanım bu. Ayrıca eserin, dil dışında çok farklı kültürlerin beslediği de bir vakıa.

    Aslında edebiyatın ulusal kimlikle tanımlanması ulus devletlerle ortaya çıkan bir şey. Feodalizmden ulus devletlere geçişte, burjuvazi edebiyatın sınırsız gücünü keşfetti. Edebiyat ulus yapısının pekiştirilmesinde çok güçlü bir referans haline geliyor, entelektüel bir yücelme sağlıyordu.

    Sheakspeare İngilizlerin, Goethe Almanların yüz akıydı. Hakeza Tolstoy, Dostoyevski, Çehov, Turganyev Rus kimliğinin yapı taşı…  Amerikan edebiyatı deyince Jack London’suz,  Stienbeck’siz olur mu? İsimler çoğaltılabilir.

    Oysa Tolstoy anarşist, Jack london ve Steinbeck sosyalistti. Yani edebiyatın köşe isimlerinin en azından bir kısmının çok da işi yoktu burjuva ulusçuluğuyla.

    Böyle baktığımızda çoğunluğu İspanyolca yazan Latin Amerikalı yazarları neden İspanyol edebiyatına değil de Latin edebiyatına dâhil ediyoruz mesela? Sanırım burada devlet olma faktörü ve coğrafi mesafe işin içine giriyor. Ama edebiyat devletsiz alanda yapılan bir iş değil miydi?

    Sonra kolonizasyon sürecinde halklara metazori kabul ettirilmiş diller var. Latin edebiyatı bunun en güçlü örneklerinden. Genellikle İspanyolca, Portekizce ya da İngilizce yazılır.

    Bir örnek… Tamamen Kürdi duyarlıkla şiirlerini yazan Ahmet Arif’e sırf Türkçe yazdı diye neden Türk şairi damgası vuruyoruz? Anadolu’nun zengin kültüründen beslenen Yaşar Kemal için de geçerli aynı şey. Bence Türk yazardan çok yeryüzü yazardır Yaşar Kemal. Bir kimliğe sıkıştıramazsınız.

    Edebiyatı pekâlâ siyasal kavramlardan çıkartıp kendi anavatanıyla, dille tanımlayabiliriz. Yani 18. yüzyılın kavramlarına bütün zamanlarda bağlı olmak zorunda olduğumuzu kim söylüyor? Sonuçta ulus devletler de aşılıp tarihe karışacak bir zaman sonra. Hatta bugün küreselleşme ile birlikte o süreci yaşıyoruz.

    Küresel çağda birkaç dilin birlikte kullanıldığı, diller arası geçişkenliğin olduğu kitaplar yazılıyor mesela. Hadi bir etnik kimlik bulalım bu kitaplara. Zor…

    Ulusaldan çıkıp edebiyatı her halükarda birbiriyle yatay ve eşit ilişki kuran dille tanımlamanın önünde ne gibi engel var?

    Edebiyatı ulusla yan yana koymak, kendi içinde ister istemez hiyerarşi üretiyor, siyasal kavramlara bağlayarak edebiyatın özgürlük alanını kaybetmesine yol açıyor.

    O yüzden diyorum; Türk edebiyatı değil, Türkçe edebiyat… İngiliz edebiyatı değil, İngilizce edebiyat… Kulağı beslemediğinin farkındayım ama dilin, ulustan daha zengin bir kozmos olduğunu keşfettiğimizde hiç de kulak tırmalamayacak bu.

    Uluslar birbirine zarar verebilir ama diller zarar veremez. Hangisi edebiyatın doğasına daha uygun sizce?


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları