• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Edebiyatın cumhurbaşkanı olur mu?

     

    “Sanat muhaliftir”  savsözü sanatla alışverişi olan herkesin aşina olduğu bir klişe… Sanat doğası gereği iyiyi arar. Bu arayış, var olana itirazı da koşulluyor haliyle… Sanatın, sanatçının muhalif kimliği onun bu doğasıyla ilişkili biraz da. Aynı zamanda sanat bir özgürlük alanı. Yaratının kendisi özgürlük bilincini kışkırtıyor çünkü… Şairlerin, yazarların, sanatçıların ezici bir kısmının muhalif ve soldan olması, bu özgürlük arayışının bir tezahürü.

    Elbette muhafazakâr ve iktidarla barışık sanatçılar da hep oldu her yerde… Mesela Ezra Pound, Nazizm’in kararlı savunucusudur. Varoluşçu Heidegger Nazizm’i  “yeni bir ulusal ve toplumsal yaklaşım”  olarak görür ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar da Nazi partisinin üyesi kalır.

    Bizde Necip Fazıl,  Sezai Karakoç gibi muhafazakâr milliyetçi kimliği ile öne çıkan şairler var. Hatta 90’lardan sonra siyasal İslam’ın yükselişine paralel, ‘İslam entelektüalizmi’ gibi bir kavram da tartışılır oldu.  Tekil örnekleri bir kenara bırakırsak, öyle göz kamaştıran bir literatür çıkmadı o çevrelerden. Yazının ve sanatın taşıyıcıları, hayatı soldan okuyanlar oldu hep.  Nazım’a alternatif gibi sunulan Necip Fazıl, tüm birikimine karşın Nazım’ın yanında biçemi ve içeriğiyle ne kadar da sönük kalır. Nazım bir dünya şairi, Necip Fazıl bir iddia…

    Otorite ve yazın ilişkisini düşünürken vaziyeti en karmaşık olanlar Kemalizm’le barışık cumhuriyet yazarları-şairleri sanırım. Cumhuriyet döneminde Beş Hececiler, Yedi Meşaleciler gibi bugün şiir için çok da bir miras anlamı taşımayan akımlar gelip geçmiştir. Ancak isimleriyle bugüne kalan, başka bakımlardan pekâlâ emperyalizme kafa tutan, eşitlikçi toplum özlemini duyan şairlerde de güçlü bir Kemalist damar görürsünüz. Cahit Külebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Ceyhun Atıf Kansu gibi güçlü kalemlerin hepsinin mutlaka bir iki Atatürk şiiri vardır. Sanırım bu şairleri Kemalizm’le yan yana getiren tılsımlı kavram “aydınlanmacılık”. Onların dünyasında Kemalizm anti emperyalizmdir biraz; eşitlikçi bir toplum arayışıdır, ilericiliktir.

    Bunu da çok yadırgamamak lazım…

    Çünkü Kemalizm’in sağ olduğu kadar sol yorumu da hep var olageldi bu topraklarda.  Yeni kuruluşunu tamamlamış cumhuriyette idealist bir şeyler aramak çok da aykırı değil elbet. Yine de bu şairlerin dünyası solda ve muhalif bir dünyadır. 2. Yeni’ye kadar Garip şiirini de hatırlayarak yazında bir sivilleşme hareketi görmek zor… Kaldı ki o damar, 2. yeniden sonra da ayrı kulvardan akıp bugüne gelir.

    Bunların hepsini bir birikim süreci olarak da okuyabiliriz tabii.

    Ama sanatın-yazının ontolojik bakımdan otorite dışı bir alan olduğunu tecrübe edecek bir literatüre de deneyime de sahibiz bugün. Sahibiz sahip olmasına ya, edebiyata devlet girince onu o dünyanın dışına atmak haliyle zor oluyor biraz. Hala günümüzün önemli yazarlarını, şairlerini tarif ederken “Edebiyatın cumhurbaşkanı”, “şiirin büyükelçisi”, “edebiyat komiseri” gibi devletçi kavramları cömertçe kullanan yazarlar var. Üstelik buna çok itiraz da gelmiyor.  Fakat bağışlayın, bana da bir şairi, yazarı devlet kimlikleri ile özdeşleştirmek hiç estetik ve zekice gelmiyor. Bırakın devlet sanatın dışında kalsın. Niye yazını, yazarı devlet kavramlarıyla tanımlama ihtiyacı hissederiz ki! Sanatın her türlü otoriteden uzak, kendi özgür coğrafyasında nefes almasını yeğlerim ben.  ‘Edebiyatın cumhurbaşkanı olmaktansa ‘sokak çocuğu’ olmak daha özgürce…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları