• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Eğitimdeki sorunları birlikte çözeceğiz”
    “Eğitimdeki sorunları birlikte çözeceğiz”
    20 Eylül 2017 08:00
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    İshak Karakaş

     

     Yeni eğitim yılı sorunlarla başladı. Gerek hükümetin eğitimi muhafazakârlaştırma ve dincileştirme politikası gerekse sistemde art arda yapılan değişiklikler, velileri de öğrencileri de endişelendiriyor. Kadro, atama, iş güvencesi, siyasi kadrolaşma gibi sorunlar ise öğretmenlerin hayatını her geçen gün zorlaştırıyor. Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ile buluştum ve örgüt olarak sistemdeki sorunlara karşı ne gibi çalışma ve kampanyalar yürüteceklerini sordum:

     

     Yarın yeni ders yılı başlıyor. Siz Eğitim Sen Başkanı olarak Türkiye’deki eğitim alanına ve sistemine baktığınız zaman nasıl bir manzara görüyorsunuz?

     

    Ülkemizde son 15 yıldır hiçbir öğrenci eğitim sürecine girdiği günden itibaren aynı eğitim sistemi ve müfredat üzerinden eğitim sürecini tamamlayamadı. Eğitim sistemi yap-boz tahtasına dönüştürüldü. Özellikle 2012 Nisan ayında 4+4+4 yasasının çıktığı günden bu yana eğitimde özelleştirme arttı. Devlet okullarına ayrılmayan bütçeler özel okullara ve protokoller eliyle dini yapılanmalara, vakıflara, derneklere aktarıldı. 4+4+4 yasasının çıktığı Nisan 2012’den bugüne; MEB ile yapılan protokollerin neredeyse tamamı Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden Türgev, Ensar, İHH, Anadolu Gençlik Derneği, Kimse Yok Mu Derneği (15 Temmuz darbe girişimi sonrası kapatıldı.), Hayrat Derneği ve daha onlarca yapı ile birlikte hac-umre yarışmaları, yaz okulları, kuran kursları, sıbyan okulları,’Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var’ projesi, kamplar, konferans, sempozyum, paneller vb. okul binalarında gerçekleştirildi. 4+4+4 ile birlikte önce liselerde zorunlu olan mescit açılması zorunluluğu, fiilen çok sayıda ortaokul ve ilkokulda da  hayata geçirilmiş, yine geçtiğimiz günlerde yayınlanan kurum açma-kapatma yönetmeliği ile de tüm okullarda zorunlu hale getirildi.Yine kurum açma-kapatma yönetmeliği ile öğrencillerimize imam hatip liseleri dışında hiçbir alternatif bırakılmadı.

     

    Kız çocuklar ayrımcılığa uğruyor mu?

    18 yaş altı her birey çocuktur. Dini, ideolojik hiç bir dayatma yapılamaz!’ ilkesine rağmen yasal olarak 9, fiilen ise okul öncesinden başlatılarak kız çocuklar kapatılmaya başlandı. İmam hatip okullarından başlanarak yasa ve yönetmeliklerde yer alan karma eğitim uygulaması fiilen sonlandırıldı, kız-erkek sınıfları, koridorları, binaları ayrıldı. Okul öncesi parasız-zorunlu hale getirilmezken, protokoller üzerinden okul öncesi eğitim kurumları yerine sıbyan okullarının açılması teşvik edilmiştir. Halihazırda ihtiyacı karşılamayan okul sayısına rağmen, okul binalarının tamamı veya bir kısmı imam hatip ortaokullarına veya liselerine dönüştürülmüştür. Bir çok yerde ilkokul binalarının içersine dahi (Örneğin İstanbul Pendik ilçesi) imam hatip sınıfları açılmıştır. Antalya pilot bölge tarif edilerek; tüm ortaokul binalarının içine imam hatip sınıflarının açılması kararı alınmış ve açıklanmıştır. 2012’den bu yana, imam hatip ortaokullarına  giden öğrenci sayısı 7 kat, imam hatip liseleriine giden öğrenci sayısı ise yaklaşık 3 kat artmıştır. (Toplam sayı: 1 milyon 291 bin 20) 2012’den bu yana yüzbinlerce öğretmen atama beklerken, din öğretmenleri en çok atama sıralamasında ilk 3’ün içinde yerini almıştır. Mülakatlar eliyle liyakat reddedilerek, kadrolaşma politikaları hızlandı. Sözleşmeli, ücretli, taşeron adı altında güvencesiz çalıştırma politikaları hız kazandı. Bu durum hem eğitim emekçilerinin mağduriyetine hem de eğitimdeki sürekliliğin ortadan kalkmasına neden oldu.İmam hatip okullarına giden öğrenci sayısı 7 kat, özel okullara giden öğrenci sayısı 12 kat arttı. Son yapılan müfredat değişikliği ile de tüm derslerde bilim neredeyse tamamen reddedildi. Ve daha onlarca örnek sıralayabiliriz…

     

    Sorunlar çok. Hangi öncelik sırasına göre kampanya yürüteceksiniz?

    Bugün okullarımız ve tüm yaşam alanlarımız üzerinden bakıldığında, memlekette yaşanılan  haksız ve hukuksuz uygulamalar, sonucu tablo her zamankinden  karanlık görünebilir. Ama bizler Encümen-i Muallim’den ,TÖS’ten ve TÖB-DER’den aldığımız miras ve mücadele kültürü üzerinden çok iyi biliyoruz ki, ‘Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu zamandır’ ve  Eğitim Sen, eğitimin içinden tüm sorunlara sahip çıkarak; KHK’lara, ihraçlara ve OHAL’e karşı mücadele başta olmak üzere, bu karanlık tabloyu dağıtma  kararlılığındadır.” “Bütün baskılara rağmen iş yerlerimizden başlayarak, şubelerimizden mücadele dilimizi örerek   sendikamız dimdik ayakta durmuştur. 100 bin üyemizle, KHK’lara, ihraçlara ve OHAL’e karşı inadına gülümseyerek, başka bir ülkenin mücadelesini vermeye devam ettik, hem eğitimdeki sorunları  birlikte çözeceğiz hem de yeniden ülkemizi kazanacağız.

    Ayrıca yeni kamusal eğitim mücadelesi vereceğiz.’Yeni Kamusal Eğitim’ mücadelesi tartışmalarını ve pratiklerini  aydınlık bir gelecek mücadelesi veren tüm kesimlerle hep birlikte sürdüreceğiz.Bu pratikler özellikle 4+4+4 yasası çıktığı günden bu yana oluşmuş ve güçlenmiştir.Tüm bu deneyimler üzerinden  akademisyenler,öğretmenler, veliler olarak kamusal eğitim mücadelesini okul okul, sokak  sokak,  mahalle mahalle örmek çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakma mücadelesini yükseltmek tek çıkış yoludur.

     

    İş güvencesi de üyeleriniz için önemli bir sorun, değil mi?

    Güvencesizlik bir başka gündem maddemiz. Sözleşmeli-ücretli çalışma,sözlü mülakat ve son  KHK  Süreçleri ile birlikte kamu emekçilerinin iş güvencesi tamamen ortadan kalkmış durumda… Biz kamu emekçileri, eğitim emekçileri tüm haklarımızı mücadele ederek kazandık. İş güvencesi hakkı da tüm emekçilerin en temel hakkıdır. Mücadele ederek kazandığımız iş güvencemize sahip çıkacağız. Eğitim emekçilerinin güvencesizleştirilmesi, eğitimin de tamamen paralı hale gelmesi anlamına gelmektedir. Eğitimin özelleştirilmesi açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan tüm emekçi çocuklarının eğitim hakkından da hiç bir şekilde yararlanmaması sonucunu ortaya koymaktadır. Güvencesizliğe karşı mücadelemizi de velilerle birlikte yan yana gelerek yükselteceğiz. Kadın eğitimcilerin de sorunları için mücadele edeceğiz. Eğitim Sen mücadelesinde kadınlar her zaman mücadelenin en önünde yer aldı. Kadın emekçilerin kazanılmış tüm haklarında Eğitim Senli kadınların emeği ve ödediği bedeller vardır. Pantolon  giyme hakkı, doğum izinleri, süt izinleri mücadelesini. Eğitim Senli kadınlar yüzbinlerce imza toplayarak, eylemler örgütleyerek başardı. 25 Kasımlarda, 8 Martlarda kadına yönelik her türlü şiddete karşı, tacize, tecavüze, mobbinge karşı ,tüm baskılara inat sokakları, meydanları örgütledi. Eğitim Sen’i tüm baskılara karşı hala dimdik ayakta tutan en büyük güçtür kadınların mücadelesi ,direnci…Önümüzdeki  mücadele dönemini kadınların  ‘Geceleri de, sokakları da, meydanları da terketmiyoruz!’ inadı ve kararlılığı güçlendirecektir. Özlük ve mesleki haklar mücadelesi geçmiş te olduğu gibi bugün de daha da yüksek sesle sahip çıkacağımız temel mücadele alanımız olacaktır. Eğitim emekçilerinin sorunu olan her sorunu arkadaşlarımızla bir araya  gelerek,iş yerlerimizden doğru gelen önerilerle,çalıştaylar düzenleyerek ve tabii ki fiili-meşru mücadele hattımızdan aldığımız güçle, sokakları da, meydanları da terk etmeyerek birlikte sürdüreceğiz.

     

    Kamuoyunu en fazla ilgilendiren laiklik meselesi ama, değil mi?

    Laiklik mücadelesi Eğitim Sen olarak ,eğitim ve bilim emekçileri sendikası olarak en önemli mücadele alanımızdır. Korunulacak değil kazanılacak bir laiklik mücadelemiz vardır.Ensar ‘da cinsel istismara uğrayan, Aladağ’da yanarak hayatını kaybeden ve şu an Türkiye’nin her yerinde ‘vakıf’ yurtlarında sessiz çığlıklar atmaya devam eden tüm  çocuklarımızın  çığlığına çığlık olmak eşit, özgür,demokratik,laik bir cumhuriyet mücadelesini örmekle mümkün olacaktır.

     

    Eğitim – Sen bu kampanyalara yetecek güce sahip mi?

    Eğitim-Sen Türkiye’nin bütününü  temsil eden, inadına bir arada yaşamı haykıran tek sendikadır. Bizim topraklarımız, memleketimiz çok zengin bir kültüre sahiptir.Türkiye’yi tüm çoğulculuğuyla, tüm kimlikleri ile, inançları ile temsil eden eğitim emekçilerini  kimliğine, inançlarına, cinsiyetine göre ayrıştırmayan, emekçi kimliği, sınıf ve kitle sendikacılığı ilkesi üzerinden birleştiren, hem Edirne’de hem Şırnak’ta, hem Diyarbakır’da hem İzmir’de aynı anda sokağa çıkabilen, Türkiye’nin her yerinde  güçlü örgütlülüklere sahip tek sendikayız. Bu topraklarda yüzyıllardır birlikte yaşadık,bizleri ayrıştırmak,bölmek isteyen her saldırıya karşı inadına yan yana olmaya, bir arada yaşamı, barışı savunmaya devam edeceğiz.

     

     

    20170917_150911

     

    Eğitimin muhafazakârlaştırılması ve dinselleştirilmesi hangi yöntemlerle yürütülüyor hükümet tarafından?

     

    Eğitim süreçlerinin bilimi değil, dini referans alma sürecinin hızlandırılması 4+4+4 yasası ile belirgin hale geldi. Okulların zorunlu olarak imam hatip yapılması, birçok mahallede imam hatip dışında bir alternatifin bırakılmaması, protokollerle dini yapılanmaların okullarda, yurtlarda, halk eğitim merkezlerinde yarışma, sempozyum, yaz okulu, kamplar vb. her türlü çalışmayı yapabilmesinin önünün açılması, müfredat değişikliği, okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesi ve daha onlarca uygulama…

     

    Laik eğitimin önemini okurlarımız için bir kez daha vurgulamanız gerekse ne dersiniz?

     

    Laiklik eşitliktir, laiklik özgürlüktür, laiklik adalettir. 2012’de ortaya çıkan 4+4+4 sistemi ülkenin eğitim sistemini çökertti. İş yerlerimiz, okullarımız cemaat yapılanmalarına teslim edildi.Okulların imam hatiplere dönüştürülmesi, okullarımızda laboratuvar, kütüphaneler, resim-müzik atölyeleri,spor salonları yerine mescitlerin açılması,öğrencilerimizin yasal olarak 9 yaşından itibaren,fiilen okul öncesinden başlayarak başlarının ve bedenlerinin kapatılması, müfredat düzenlemesi ile bilimsel eğitimin tamamen terk edilmesi ve daha onlarca uygulama… Öğrencilerimiz mescide giden ve gitmeyen, başını, bedenini kapatan kapatmayan, cumaya giden ve gitmeyen diye ayrıştırılıyor. Öğrencilerimize dayatılmak istenen bu karanlığa izin vermeyeceğiz. Geleceğimize ve memleketimize çocuklarımızı ayrıştıran bu uygulamaları yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Öğrencilerimizi cinsiyetlerine, kimliklerine,inançlarına,ailelerinin sosyo-ekonomik durumlarına göre ayrıştırmaya sessiz kalmadık,kalmayacağız. Biz tüm bu baskılara boyun eğdik mi? Tabii ki hayır…Yine iş yerlerinde ve  yine sokaklardayız. İçinden geçtiğimiz karanlığa dikkat çeken, karanlığa teslim olmayacağız diyen, mücadele eden tek  sendika olarak buradayız. Laik ve bilimsel eğitim mücadelemize 4+4+4 grevi ve laik eğitim boykotunu örgütlediğimiz günlerden daha da güçlü bir şekilde ‘Laiklik eşitliktir,laiklik özgürlüktür, laiklik adalettir’ diye haykırmaya devam edeceğiz. Laik ve bilimsel eğitim mücadelesi olmazsa olmazımızdır. Bizler kindar bir nesil değil, öğrencilerimizin okuyarak, tartışarak, sorgulayarak, üreterek, hayallerini özgürce ifade edebildiği özgür bir nesil için,4+4+4 grevimizle de,laik eğitim boykotumuzla da haykırdığımız gibi  laik ve bilimsel eğitim mücadelesini hep birlikte yükseltmeye devam edeceğiz.

     

    OHAL öğrencilerin hayatını nasıl etkiliyor? Ne kadar öğrenci öğretmeniyle buluşamayacak? Bu onları nasıl etkiler?

     

    İhraç, açığa alma ve sürgün süreçleri süreklilik şeklinde devam ettiğinden mağdur olan öğrenci sayısı her geçen gün artmaya devam etmekte… OHAL hukuksuzca mağdur edilen eğitim emekçilerinin çocukları ve öğrencileri açısından psikolojik ve eğitim süreçleri anlamında onarılamaz yaralara neden oldu. Darbe ile mücadele adı altında başlatılan ihraç operasyonları kısa süre içinde yön değiştirerek geçmişten bugüne hükümeti uygulamalarına karşı çıkan, laik, bilimsel ve anadilinde eğitimi savunan ve örgütlü mücadele içinde yer alan eğitim ve bilim emekçilerine yönelmiştir. Eğitimde ve üniversitelerde yaşanan ihraçlar en çok eğitim sistemini vurmuş, en ağır sonuçlar eğitim ve yükseköğretim alanında yaşanmıştır. Okullarda ihraç edilen öğretmenlerin öğrencileri ve veliler ciddi mağduriyetler yaşamış, benzer bir şekilde bazı üniversite ve fakültelerde yaşanan toplu ihraçlar nedeniyle eğitim-öğretim durma aşamasına gelmiş, çok sayıda bölüm hocasız kalmış, lisansüstü tezleri yürütülemez hale gelmiştir. OHAL sürecinde yaşanan kitlesel ihraçlar ve açığa alamalar nedeniyle 1,5 milyonu aşkın öğrenci öğretmensiz bırakılmış, bazı bölgelerde ücretli öğretmen görevlendirmesi yapılmıştır. Bazı il ve ilçelerde bulunan okullardaki öğretmenlerin büyük bölümünün tamamen keyfi kararlarla açığa alınması, öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesi, öğrencilerin öğretmensiz, öğretmenlerin öğrencisiz bırakılmasına neden olmuştur. 2016-2017 eğitim öğretim yılında en büyük travmayı öğretmenleri, anne-babaları haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen çocuklar yaşamıştır. Yüz binlerce çocuk; çaresizlik, utanç, suçluluk, ürkeklik-korkaklık, endişe, öfke, kırılganlık, güvensizlik, değersizlik, anlamsızlık vs. gibi olumsuz duygularla baş etmeye çalışarak eğitim hayatlarını sürdürmeye çalışmıştır. Özellikle ebeveynleri kamudan ihraç edilen ve örgün eğitim içinde yer alan çocuklar için, okul idareleri ve rehberlik servisleri herhangi bir çalışma yapmayarak yaşanan psikolojik tahribatın daha da büyümesine neden olmuşlardır. Hem uluslararası sözleşmeler hem de Anayasa, Kanun, Yönetmelik ve genelgelerde; özellikle Birleşmiş Milletler Çocuk Haklar Sözleşmesinde “çocuğun üstün yararına” yönelik hükümlerin yer aldığı bilinmektedir. Kamuda yaşanan ihraçlar sürecinde anne-babası ya da öğretmeni meslekten ihraç edilmiş ya da türlü gerekçelerle tutuklanmış bulunan eğitim emekçilerinin çocukları, öğrencileri ile ilgili hiçbir çalışma yapılmamış, yüz binlerce çocuk ve gencimiz, yaşananlarda hiçbir sorumlulukları olmadığı halde, resmen cezalandırılmıştır.

     

     

     

    Eğitim Sen’in gücü oranında işini kaybeden ya sürgüne giden öğretmenler için nasıl bir dayanışma sürdürüyorsunuz?

     

    KESK/Eğitim Sen üyesi olmayan kamu emekçileri maddi anlamda da,hukuksal konuda da,eylemsellik açısından da sendikaları tarafından yalnızlığa terk edildi. İhraçların % 97’si diğer sendikalar ve sendikasızlardan…15 Temmuz sonrası 26 KHK yayınlandı, 112.863 kamu emekçisi ihraç edildi,32 080 kişi açığa alındı,günde 304 kişi işini kaybetti, 37 kişi intihar etti. İhraç edilen kamu emekçilerinin %97’si  Aktif-Sen, Memur-Sen(Eğitim Bir Sen), Kamu-Sen(Türk Eğitim Sen),Birleşik Kamu İş(Eğitim-İş) üyesi ve sendika üyesi olmayanlar…

    Kesk üyesi olmayan kamu emekçileri maddi anlamda da,hukuksal konuda da,eylemsellik anlamında da yalnıız bırakıldı. Diğer tüm ‘sendikalar’ kendi üyelerine kör ve sağır…İlk günden itibaren maddi dayanışma anlamında da,hukuksal,eylemsel anlamda da arkadaşlarımızın yanında olduk,olmaya da devam edeceğiz.Biz geçmişimizden aldığımız güçle; KHK’lara, ihraçlara, OHAL’e karşı mücadeleyi güçlendirmeye devam edeceğiz.İhraç edilen tüm arkadaşlarımızın,Nuriye ve Semih arkadaşlarımızın sesine ses,çığlığına çığlık olmaya devam edeceğiz. Haksızlığın, hukuksuzluğun diz boyu olduğu dönemde eşit,özgür ve demokratik bir cumhuriyet mücadelesinin kaçınılmaz olduğunun farkındayız.Korunulacak değil,kazanılacak bir cumhuriyet mücadelesini hep birlikte öreceğiz. Bunun için de OHAL’e, KHK’lara ve ihraçlara karşı fiili-meşru mücadelemizden aldığımız güçle sokaklarda, meydanlarda olmaya devam edeceğiz.Tarihsel geçmişimiz bize ışık tutuyor. Bu ışığın aydınlattığı yolda, KHK’lara da,ihraçlara da, OHAL’e de teslim olmayacağız. Aylardır sokaklarda haykırdığımız gibi KHK’lar gidecek, biz kalacağız.

     

     

    20170917_150918

     

     

     

    Eğitimdeki sorunların giderilmesi için hükümet harekete geçecek olsa hangi adımları atmalıdır? 

     

    Anayasamızda da belirtildiği üzere ülkemiz sosyal devlet olarak tanımlanmaktadır. Sosyal devlet olmanın gereği, başta eğitim olmak üzere tüm kamusal haklardan tüm yurttaşların eşit, nitelikli ve parasız yararlanma hakkının sağlanması anlamına gelmektedir. Öncelikle eğitimin özelleştirilmesi uygulamalarına son verilmeli ve ayrımsız  tüm çocuklar için kamusal eğitim olanakları yaratılmalı, kapatılan köy okulları yeniden açılmalı,cemaat yurtlarının desteklenmesinden vazgeçilmeli yerine devlet yurtları açılmalı, okul öncesi herkes için ücretsiz ve zorunlu olmalı, eğitimin sürekliliği açısından güvencesiz çalışma koşullarına son verilmeli, genel bütçeden en büyük pay eğitime ayrılmalı, yarım milyona yakklaşan ataması yapılmayan öğretmenlerin atamaları ve yeni okul binaları yapılmalı, okul idareci ve öğretmen atamalarında mülakat değil liyakat esas alınmalı ve tüm derslerin yapılandırılması ve eğitim sisteminin planlanmasında bilim, bilimsel eğitim esas alınmalıdır.

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler