• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Enkaz altındaki insanlık…

     

    Üç gündür sesler kesildi. Üç gündür haber yok enkaz altından. Yaşıyorlar mı, ölüler mi, kimse bilmiyor.

    Cizre’de bir apartmanın bodrumuna yaralı halde sığınan 28 kişiden söz ediyorum. Pardon,  28 değil,  geçen günler içinde hep birlikte iktidarın garantörlüğü altında usul usulkatletmiştik altısını. Şimdi kalanların akıbetini sorma cesaretimiz yok.  Bunun ağır vicdan yükü yüz kez ezip geçiyor şu fani varlığımızın anlamını. Unutmak, yok saymak, bu kabusu hatırlamamak yaşama tutunmanın en akılcı yolu şimdi.

    Sesler kesildi. Üç gündür…

    Cizre’de harabe bir bodrum katında yaşananlar,  son 6 aydır yaşadığımız adı konulmamış bir kirli savaşın tarihe geçecek en simgesel olayı, bundan kuşku yok. HDP vekillerinin, demokratik kitle örgütlerinin, odaların tüm girişimlerine rağmen etrafı tanklarla çevrili o ölüm kuyusuna ambulanslar gönderilmedi. 28 insan mehter marşı eşliğinde gün be gün ölürken koskoca bir dünya ruhsuz, donuk gözlerle izledionların can çekişmelerini…Sesler kesildi, üç gündür…

    Tarih şöyle özetler bu yaşanılanları; “Bu toprağın Kürdüne bir bodrumda can çekiştirme ayini yaşatıldı. Kayıt altındadır. ”  Bütün resmi ve gayrı resmi organların işbirliği içinde, susarak onaylayan bir toplumun gözleri önünde el birliği icra edildi bu ayin…

    Anayasa mahkemesi tedbire gerek yoktur, diyor. AİHM hala  meseleyi incelemekten söz ediyor. Yaralı evlatlarını o ölüm kuyusundan çıkarmak isteyen annelerin önünü kara kara tanklar kesiyor. Meslek onurunu hayatlarının üzerinden tutan sağlık emekçileri şehrin kapılarında silahlı askerlerce geri çevriliyor. TBMM’nde muhalefet partisinin grup başkan vekilleri ve milletvekilleri bu taammüden katliamı engellemek için açlık grevi yaparken, yüce meclisin bulduğu tek geçerli çözüm meclisi tatil etmek… Mümkünü yok ölecek onlar. Sarayın hükmü kesin…

    Ne güzel kardeşlik hikayelerimiz var bizim, değil mi? Harika bir ülkeyiz biz.  Ama emin olun, şu an o bodrum katında yaşayıp yaşamadıklarını bilmediğimiz o yaralı insanlar, kardeşlik filan beklemiyorlardı sizden. Düpedüz kendilerine düşman hukuku uygulanmasını istiyorlardı. Çünkü düşmanlığın da bir raconu vardır. Savaşta sıhhiyecilere ateş edilmez mesela,  çatışmadan sonra taraflar birbirinin yaralılarını ve ölülerini toplamasına izin verir. Çünkü insanoğlunun icat ettiği o en adi şeyin, savaşın bile insan kalan bir yanı var.

    Ama yok, hiçbir hukuk yok. Kendi vatandaşlarını can çekişe çekişe ölümle terbiye eden bir devlet aklının cinnet haliyle karşı karşıyayız.

    Ne diyor cumhurbaşkanı Erdoğan; orada sürekli ambulans var. Kendileri çıkmıyor, belki de yaralı değillerdir… 700 metre ilerde ambulanslar varmış. Neden çıkmıyorlarmış ki… Ambulansları ayaklarına kadar getirterek zafer kazanmak istiyorlarmış. Sahi ya, o yaralılar neden etrafa saçılmış karaciğerlerini, yuvasından patlayan bağırsaklarını toplayıp da bi zahmet 700 metre yürümezler ki! İnsan ne diyeceğini şaşırıyor. Eğer bir devletin zaferi bodrum katında can çekişen insanların “ayağına” ambulans götürme meselesine kalmışsa, tanrı o ülke insanlarının yar ve yardımcı olsun. Bir tufandan geçiyor demektir çünkü…

    Biliyor musunuz, öyle veya böyle bitecek bu kabus… Geriye harabeye dönen sokakların enkazı, ve o enkazın altında Kürdüyle Türküyle can vermiş çocukların sedaları kalacak. Belki bir süre sonra onların yarası bile kabuk bağlayacak.

    Ama o bodrum katında can çekişenler var ya, o insanların sesini ne sonsuz zaman ne ulu gök kubbe asla bastıramayacak.

    33 Kurşun Olayı gibi, Roboski gibi tarihin belleğine kazındı o bir kere… Bazı şeyleri affetmez tarih. Ne kadar üstünü kapatmaya çalışırsanız çalışın, patlatır, yeryüzüne çıkarır o acı gerçeği… Yarın birbirimizin yüzüne nasıl bakacağımızı bilmeden, yasını tutacağımız günlerin umuduyla…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları