• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Enver Ercan’ın yüzleşme şiirleri
    Enver Ercan’ın yüzleşme şiirleri
    8 Haziran 2018 09:40
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Günün anlam ve önemine göre sosyal medya paylaşımı yapanlardan olmadım. Nazım Hikmet’in dizelerini şairin doğduğu ya da öldüğü günde Twitter’a yazmayı düşünmedim hiç… Âşık olduğumda tekrarladım. Ajandama felaket günlerini not etmedim, takvim o günü gösterdiğinde hatırlamadım. Ama hiç unutmadım, insanın acı- sını, kemiğin acısını… Başka türlüsünü anlayamadım, sahici olan takvimlere, #etiketlere takılmadan yaşamaktı benim için… Belki bundan Enver Ercan’ın ya- şamını yitirdiği gün uzun cümleler kurmadım. Usul usul yürüdü- ğünü hatırlamıştım, yavaş adımlarla dünyamızdan ayrıldığını hissetmiştim sadece. Enver Ercan ile İstanbul Tabip Odası’nda bir şiir matinesi yapmıştık. Sözünü sakınmıyordu, inandığı konuda polemikten kaçınmıyordu. Belli ki, ipini kopartmayı bilen genç şairleri yazarları seviyordu, ama gelenekten de kopmak istemiyordu. En azından kendisi için… Bugün kitaplığıma göz atarken, iki şiir kitabı dikkatimi çekti. İlk sayfasını çevirdim. Birinde, “Ayşegül zaman geçtiği her şeyi öper,” yazıyordu, diğerinde, “Türkçe’nin dudakları- yız biraz.” Enver Ercan’ın şiir kitaplarının sayfalarında dolaşmaya başladım: “o gün sait faik’in pera/kimbilir hangi öyküsündendi/o insan kalabalığı/yüzünü seçiyordum yalnızca/aklımda bir asansör yalnızlığı/ gümüş astarlı bir sözcük vardı dilinde/hiç kullanılmamış/tadı hâlâ dudaklarımda” Sinematografik öykülerden, romanlardan söz edebiliriz. Ancak sinematografik şiir, öyküye, anlatıya kaymadan yazılabilir mi? Şiirin bir yana imgeye dayanır. İmge de bir çırpıda zihinde canlanamaz. Ercan’ınki için sinematografik şiir demek belki iddialı olabilir. Ama dizelerinden zengin görsel çağrı- şımlar yarattığını söylemek yanlış olmaz. Pera’da Sait Faik’le ancak bir şiirde dolaşabilirsiniz. Başka türlüsü mümkün mü… Enver Ercan şiirlerinde biçimsel deneylere yer vermese de, içerikte “deney’lem” alanları oluş- turmaktan kaçınmadı. Şiirlerinde şairlerle konuştu, onlarla birlikte aynı rüyaya daldı. Dağlarca’nın evinde ilk rüya: “iyi ki geldin” diyor, “kombi bozuk”/kombisinin ayarını yapıyorum/yüzü aydınlanıyor/”sen şiiri bırak, kombici ol” diyor/oda ısındı ya, hayatından memnun artık/ ne kadar şair, ne kadar eleştirmen varsa/onun için hepsi “yürüyen sı- fır” Ercan’ın ilk rüyasının ardından onu şiirleri Oktay Rifat’ın şiir yazdığı mutfağa, Can Yücel’e savuruyor. Şairler çoğunlukla zamanla barışık değildir, ne kendinden önceleriyle, ne de gelecek olanla… Ercan, bu dizelerle zamanla barış- maya mı çalışıyor diye düşünüyorum. Sonra içimden, hayır, diyorum. Enver Ercan şiirinin içinden gelenekle yüzleşiyor. Rüyalardan mürekkep, muhasebe sayfalarında, Ercan’ın yolu Cemal Süreya’nın evine de düşüyor: “nasıl bir rüyaysa/on yıl sonra yine aynı evdeymişiz/aşk kırgı- nı bir durum var ortada/aşklar da bakım ister öğrenemedim gitti diyorum/”hiç kendine mektup yazmayı düşündün mü” diye soruyor/”iyi geliyor.”/ “ama gidip postaneye atacaksın” diye de ekliyor./ siz kaç mektup yazdınız kendinize diyorum/lafı değiştiriyor/’küsümser bilge, hınzır derviş’ diye bitirdiğim yazıya/takılmış:/ “hem derviş diyorsun hem hınzır” diyor. Ercan ile Süreya postaneye giderken bırakıyorum. Kendine bir mektup da yüzleşme değil midir, diye kendi kendime soruyorum. Ama gidip postaneye atacaksın elbette. Metin Eloğlu’nun evinden Can Yücel’e geçerken şöyle bitiyor beşinci rüya: “iki gün sonra ziyaretine gidiyorum/”iyiyim” diyor, “ölüyorum.”” Can Yücel evinde soruyor: “yoksa biz öldük mü enver” diyor/göz göze gelince./sonra doğrulup oturuyor/cebini yoklayıp/”şükürler olsun” diyor/”Allahtan şişe sağlam duruyor.” Enver Ercan’ın şiirleri elimden kucağıma düşüyor sonra… Gözlerimi kapatıyorum, kimbilir belki ben de şiirden bir rüyaya dalarım…


    Yorumlar



    İlgili Haberler