Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tutuklu akademisyenlere ilişkin olarak “Tutuksuz yargılanmalarından yanayım” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu’ya gönderme yaparak “Son zamanlarda efendim işte neymiş, akademisyenler tutuksuz yargılansınmış. Suçluysa, yardım ettiyse tutuklu yargılanacak. Diğerinden onun ne farkı var?” dedi. Erdoğan, “Terör örgütünün güdümüne giren akademisyenlerin, memurların elinde bomba olan teröristlerden farkı yoktur” ifadesini kullandı.
Erdoğan, Davutoğlu’ya dün de “PKK 2013 Mayıs’ına dönülürse her şey konuşulur” sözleri sebebiyle ayar vererek “Teröristler ya teslim olacak ya etkisiz hale getirilecek. 3. yol yok” demişti.
Avukatlar Günü dolayısıyla sarayında konuşma yapan Erdoğan, konuşmasının öncesinde MİT TIR’ları davasında yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliyesini sağlayan kararına “Uymuyorum, saygı da duymuyorum” dediği Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Zühtü Arslan’ı kabul etti.
T24’ün haberine göre Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:
“Adalet kavramının dolayısıyla hukuki çok önemli bir yeri var. Hukuk sisteminin en önemli unsurlarından biri olan avukatlık müessesi ne kadar itibarlı ve ilkeli olursa adalete o kadar katkıda bulunacaktır. Kimse size itibar vermez, güç vermez. Bunu eğitiminizle mesleki kabileyetlerinizle, dayanışmanızla, duruşunuzla sağlayacak olan sizsiniz. Her meslekte olduğu gibi avukatlar arasında da bu sıfatı istismar ederek başka emeller peşinde koşanlar olduğu gibi olacaktır.
Avukatlık bürosu adı altında terör örgütünün birimi olarak çalışan sözde avukatların bulunduğunu biliyoruz. Hiç şüphemiz yok. Aynı durum gazeteci kimliği, akademisyen kimliği, doktor, öğretmen kimliği taşıyanlar için de geçerlidir. Şüpheniz var mı? Son zamanlarda efendim işte neymiş, akademisyenler tutuksuz yargılansınmış. Suçluysa, yardım ettiyse tutuklu yargılanacak. Diğerinden onun ne farkı var? Avukatlar, hukukun üstünlüğünü sağlama, adAletin tecellisini yardımcı olma misyonları, bu fotoğrafın içine hiç yakışmıyor. Bizim ülkemizde avukatlar geleneksel olarak toplum lideri, halkın hislerininin tercümanı görevini gören konumu vardır.
Sizleri toplumsal hayatın her yanında görmek istediğimi özellikle belirtmek istiyorum. Merhamet ve adalet o kadar önemli ki biz merhamet ve adalet peygamberinin izinden giden bir milletiz.
Avukatlarımızın çözüm bekleyen sorunları mutlaka vardır.
Benim de danışmanlasrımın ağırlıklı kısmını hukukçular teşkil ediyor. Büyük oranda hukukçu arkadaşlarımdan, akademisyen hukukçular, gerekse avukatlardan oluşan arkadaşlarım, onlardan oluşan bir ekibim var. Buradaki çalışmaların temelini de onun olşuturduğuna inanıyorum. Bugün Türkiye’nin başına musallat olan sorunların ortak noktası bu milletin coğrafyasıyla, geçmişiyle … görürsünüz.
Ülkemiz uzun süre farklı isim ve görüntüler altında faaliyet gösteren, vesayet odaklarının altında duran, milletimizin inancını hedef aldılar, başaramadılar, siyaset ve toplum mühendisliği projeleriyle hapsetmeye çalıştılar, istediklerini elde edemediler. Mezhep farklılıkları üzerinden kurgulara giriştiler, sonuç alamadılar. Hepsi sonuçsuz kalınca 2013’ten itibaren yeni olayları devreye soktular.
Gezi olayları üzerinden şahsıma ve hükümete muhalif olan herkesi mobilize ederek sosyal bir kaos çıkarmayı denediler. Başlangıçta kullanılan kavramların çekiciliğine kapılarak bu işe sempatiyle bakanlar bile, mesele Gezi parkı değil, sen hala anlamadın mı şifresini duyunca…
Ben belediye başkanlığım döneminden tutun başbakanlığım döneminde milyonlarca değil, milyarlarca ağaç dikmiş bir başbakandım, belediye başkanıydım.
İçinde milletin, halkın olmadığı her hareket gibi Gezi eylemleri de söndü gitti. Bu yöntem tutmayınca, daha sinsi, daha ince planlanmış bir operasyonun düğmesine basıldı. Paralel ihanet çetesi harekete geçirilerek şahsımla birlikte bu ülkenin büyük projelerini hedef alan bir saldırı başladı. Dikkat ediniz, burada da işin içinde millet yoktu. Öyle olunca Allah’ın yardımı ve milletimin desteğiyle bu saldırıyı da boşa çıkardık.
Yine durmadılar, önce tüm güçleriyle bölücü terör örgütünün güdümündeki partiye destek verip hedeflerine uygun bir siyasi aktör üretmeye çalıştılar. 7 Haziran seçimlerini bu partinin zaferi gibi gördü herkes, aslında yaşanan büyük bir hezimetti. Keskin bir sonuç hedefleniyordu. Olmasyınca da en aşağılık, en insanlık dışı yöntemi devreye soktu. Yıllar sonra yeniden ülkemize can ve kan pazarı kurdular.
Temmuz ayından itibaren eylemlere başladığında, yıllar süren hazırlığı gördük. Bunu arkadaşlarımla da paylaştım. Gezi olayları da aslında içeride planlanmış bir olay değidli. Orada bir yurtdışı seyahatinden gelirken arkadaşlara şunu söylemiştim, bu olay bir üst aklın planlaması dediğimde bana o zaman gazeteci arkadaşlar üst akıl kimdir diye sorudlar. Sizin mesleğiniz bunu bulmaktır dedim.
O üst akıl ortaya çıktı. Bunu dilendirmeye başladılar. Son ABD seyahatimde uygulama çok daha açık ortaya çıktı.
Dikkat ederseniz, Gezi olayları da, paralel yapının darbe teşebbüsü de, 7 Haziran öncesi iklim de, bölücü terör örgütünün eylemlere başlaması da zahirde bağımsız görünüyor ama gerçekte hepsi aynı oyunun birbirini takip eden sahneleri. Aynı davanın, dosyaların birbirini takip eden duruşmalarından söz ediyorum. Şayet şehit olan güvenlik güçlerimiz, hayatlarını kaybeden sivil vatandaşlarımız olmasa, inanın terör örgütünün eylemleri bizim için Gezi’den daha büyük bir tehdit değil. Şehit acısı, gazilerin üzüntüsü dışında bu mücadelenin başarısı konusunda en küçük bir şüphemiz yok.
Çok enteresan. Son seyahat. Brookings Enstitüsü… Malum yapılar gelmiş. Yaklaşık 100-150 kişi falan. Fakat hayatta bir araya gelemeyecek olanlar bir arada. PKK orada, PYD orada, Asala orada, paralel devlet yapılanması orada. Atatürkçü Düşünce Grubu. Onlar da orada. Önce hepsi bana saldırıyordu, hakaretler filan. YPG’nin paçavrasını sallıyor biri. Paralel devletin malum temsilcisi orada. Birazdan Atatürkçü Düşünce Grubu’ndan biri onlara saldırdı. Öbür tarafta da sağ olsunlar bizi destekleyenler. Bağırdıkları kim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı. Neyse, girdik. Konuşmamızı yaptık.
‘BİZ BURADA TWEETTEN MWEETTEN İÇERİ GİRENİ GÖRMEDİK AMA ABD’DE…’
Kimler kimlerle bir araya geliyor, kime karşı bir araya geliyor, nerede bir araya geliyor. Amerika’da. Ve oradaki güvenlik güçlerinin herhangi bir müdahalesi söz konusu değil. Orası özgürlükler ülkesi. Ama kısa süre önce Obama’ya Twitter’da ölüm tehdidi gönderen birisi 3 yıla mahkum oldu. Özgürlükler ülkesi ya. İçeride. Biz burada tweetten mweetten içeri gireni görmedik. Hakaretler, ölüm tehditleri. Sadece tazminat alıyoruz, onu da ben almıyorum zaten. Avukat arkadaşlara bildiğiniz gibi yapın diyorum.
Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz. Biz bunu kararlılıkla sürdüreceğiz. Şehitlerimizin toprağa düşen her damla kanı bu toprakların bizim ebedi vatanımız olduğunun birer tapusudur, mührüdür. Dün de ifade ettim, eğer devlet olarak terör örgütüyle mücadeleyi ahlak, vicdan ve hukuk ölçülerinde yürütmezsek bu mesele bizim için 3 günlük iştir. Terör örgütü evlere, sokaklara, odalara, Kuran’ın cildinden oyuncaklara, şeytanın bile aklına gelmeyecek yerlere bomba koyarak insanlıktan nasibini almadığını göstermiştir. Aslan gibi mücadele etmeyi, mertçe davranmayı sürdüreceğiz. Biz düşmanını bile milletini sırtından vuran bir millet olmadık. Göğüs göğse çarpışarak bir millet olduk. Özelliğimiz bu. Bu milletin tarihinde alçaklık yoktur, soykırım yoktur, kimseyi gereksiz incitmek yoktur.







