• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Eşit Olmayanlar

    Umudun köreltilmesi konusunu daha önce konuşmuştuk diye hatırlıyorum. Gece üzerine, geceler üzerine kesiştiğimiz çizgileri silip yeniden çizdiğimiz umutlarımızdan, bir kez daha üzerinden geçmek şartıyla yarım bıraktığıma inandığım ama kelimelerimle bitirdiğim sanrısı doğuran “o” umuttan bahsetmek istiyorum.

    Bazı geceler, nefes alamadığım o geceler, başımda cellat gibi kılıcını sallayan karanlığa teslim olmayarak sabahı iple çektiğim o gecelerden bahsediyorum.

    Duyuyor musun?

    Peki, devam ediyorum o hâlde…

    İşte o gecelerden birinde, bazan bir kuduz köpek gibi duvarlara anlattığım hayatımın yanlışlarına karşılık fazlasıyla ağır basan doğrularımdan eşitsiz dünya çıkarımları yaparım, bazan da yaptığım yanlışların hayatımı olumsuz etkileyeceğini ve diyetinin yıllar süreceğine inanarak daha karamsar bir hâle bürünüp ağlamaklı bir kedi yavrusu gibi pişmanlık yaşarım. İşte o zamanlar sabah olmaz, karanlık daha ağırdır. Sessizlik, pişmanlıkla kuytularda bir anlaşma yapmış gibi iki kişilik oyun oynarlar. Kapı gıcırtısı, musluktan damlayan suyun şıpırtısı veya rüzgârın esintisi de dakikalar ilerledikçe bu oyuna dahil olur. Hepsi sessizliğin yanında saf tutar. Karanlık cellat gibi kafamın üstünde kılıcını sallarken, sessizlik; maddeyi ve nesneyi de yanına alarak saha avantajını lehine çevirmiştir. Şartlar eşit olmadığı hâlde her şey eşit gibi gözükür.

    Rüzgâr, mevsim yaz diye yok olduğunu söyler…

    Su, şebeke hatlarında arıza var, der…

    Kapı gıcırtısı, bir sirkülasyon yoktu, der…

    Bu güce karşı koyabilen nadir insanlar tanıdım, hepsi de cesur mücadele yöntemleri geliştirdiler. Muazzam bir kaybediş hikâyesi yaşattılar; rüzgâr’a, suya ve kapıya. En görkemlisi karanlığın yenilgiyi kabul etme hâliydi, sessizlikle birlikte sessiz sedasız arkalarını dönerek gitmek zorunda kaldılar. Yenilgiye bile asillik katan bir davranıştı bu. Bilirsiniz, sessiz sedasız giden kimse aslında sevmemiştir. Karanlık ve sessizlik de öyleydi, hiçbir rakiplerini sevmediler. İlâhi güçler onlara bu görevi verdi, tıpkı Azrail’in can almayı ilk başta istemediği gibi, şeytanın kötülük yapmayı kabul etmediği gibi. Mecbur, kabul ettiler…

    Bulundukları her yerde bir neden bulunuyordu. Tıpkı Azrail can almaya giderken, kalp krizinden, trafik kazasından, kanserden ve daha nice nedenlere kadar. Bunların hepsi Azrail için hazırlanmış bir tiyatroydu, oyunun sonunda Azrail’in suçlanmaması, insanların Tanrı’ya isyan etmemeleri için bir oyundu. Hepimiz gibi Azrail’in de nedenlere ihtiyacı vardı, bu acımasız oyundaki ortağı Tanrı.

    Bu tiyatronun iş bitiricisi olarak görünen Azrail’de bir neden hazırlayandı, karanlık ve sessizliğe rol belirleyendi…

    *Devam edecek…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları