• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Eşitsizliğin riskleri

    Bir kalabalığı toplum yapan en önemli unsurlardan biri eşitlik ilkesidir. Eşitlik ilkesi uygulanmadan bir coğrafyada bir toplum oluşmasını beklemek aymazlık olur. Burada doğal bir eşitlikten söz etmiyoruz. Elbette, insanlar birçok nitelikleriyle birbirlerinden farklıdır. Ama bir toplum oluşturacak olan eşitlik işte tam da bu doğal eşitsizlikleri dengelemek, en azından azaltmak amaçlıdır. Doğadan gelen ve kimi doğal eşitsizlikler içeren cinsiyet farkı erkek egemen toplumlarda kadınlar açısından büyük dezavantajlara sebep olmuştur. Etnik eşitsizlikler hakim ulus ya da etnisitenin acımasız sömürüsünün yolunu açmıştır. Kapitalist toplumda sermaye ve sermayenin üretim araçları üzerindeki mülkiyeti işçi ve emekçi kitlelerini orantısız biçimde yoksullaştırmıştır. Bu eşitsizlikler ortadan kalkmadan ya da en aza indirgenmeden o kalabalıktaki dezavantajlılar kendilerini dışlanmış hissederken, avantajlılar da beraber yaşadıkları insanları sömürü nesnesi olarak görürler.

    Modern bir toplumun oluşması için her iki grup da kurumlar karşısında eşit olduklarını bilmelidir.

    Hukuk, kurumlar karşısındaki eşitlik insanların sadece kendilerini güvende hissetmelerini sağlamakla kalmaz, onurlu birer yurttaş saymalarının da yolunu açar.

    Bugün maalesef Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var olan ve toplum mühendisliği sürecinde daha da ağırlaşan eşitsizlikler yeniden doruğa çıkmış durumda.

    Hükümetin bütün devlet kurum ve mekanizmalarını kendi iktidarının bekası için siyasallaştırması ve araçsallaştırması sonucunda toplumun büyük bir kesimi can ve mal güvenliğini kaybetmiş hissetmekte ve onur ve yurttaşlık mücadelesi vermektedir.

    Resmi kurumların, adalet mekanizmasının ve yargının siyasal bir araca dönüştürülmesi artık öyle bir noktadır, yurttaşlar siyasi, etnik ve sınıfsal durumlarına göre o kadar eşitsiz muamele görmektedir ki, bundan sadece yurttaşlar değil kurumların kendisi de zarar görmekte, durum kurumların içinde de risk oluşturmaktadır.

    Daha bir hafta önce bir basın açıklamasında gözaltına alınırken kolu kırılan ve buna rağmen ters kelepçelenen Gülsüm Elvan’ın görüntüleri kamu vicdanını derinden yaralamıştı. Son dönemde gözaltlarındaki şiddet uygulamalarındaki artış dikkat çekici. İnsan hakları aktivistleri, barış akademisyenleri ve daha birçok şiddet karşıtı yurttaş gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve ağır mağduriyetler yaşıyor.

    Diğer taraftan dinci terör örgütlerinin üyelerinin kelepçesiz, kollarına girilerek Emniyet’e götürülüşlerinin, kısa sürede serbest kalışlarının haberleri sosyal medyada sıkça tartışılıyor.

    Sadece dinci terör zanlıları değil ülkedeki farklı halklara karşı şiddet uygulamış zanlılar da öyle. Hrant Dink suikastinin tetikçisi Ogün Samast’ın karakolda çekilen bayraklı posteri daha unutulmadı.

    Bu aşırı eşitsiz davranış kurumları öyle bir hale getirdi ki artık riskler saptanamıyor, tehlikenin nereden geleceği kestirilemiyor, insan hakları aktivistleriyle , barış talep eden akademisyenlerle, gazetecilerle meşgul edilen güvenlik güçleri terör riskine odaklanma alışkanlıklarını kaybediyor.

    Geçen pazar akşamı Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde üstü aranmadan Emniyet’te misafir edilen, kelepçe takılmasına gerek görülmeyen bir DAEŞ’linin üzerinde sakladığı bıçakla bir polis memurunu katletmesi ülkede eşitlik ilkesinin korunmaması sebebiyle oluşan bu durumun sonucudur.

    Toplum olmayan kalabalıkları ortasında kalan kurumların kendisi de risk altındadır.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları