• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Eski Dışişleri Bakanı: Türkiye’nin Kaderi PYD ile Birliktedir
    Eski Dışişleri Bakanı: Türkiye’nin Kaderi PYD ile Birliktedir
    26 Şubat 2016 10:58
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    AKP’de kurucu üyelik, Dışişleri Bakanlığı, NATO Daimi Temsilciliği ve Şam Büyükelçiliği Müsteşarlığı yapan diplomat Yaşar Yakış, Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin Suriye’de yanlış bir taktik izlediğinin altını çizen Yakış, dış siyasetten iç siyasete kadar soruları yanıtladı.

    * Türkiye’nin Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Suriye politikasında en başında doğru şeyi yaptık. Suriye’nin başındaki diktatörün nispetsiz güç kullanmasından sonra Türkiye uluslararası camia ile birlikte halkın yanında yer aldı ve bu da isabetli bir karardı. Muhalefete sağlanan imkanların, silahların yanlış ellere gittiğini görünce uluslararası camia frene bastı. Türkiye, Esad’ın kısa zamanda düşeceğini varsayan bir politika izledi. Hakikaten de kısa zamanda düşmüş olsaydı, Türkiye onun meyvelerini toplayacaktı ve ötekiler yanlış yaptığı için Türkiye kazanmış duruma gelecekti. Ama bu varsayım doğru çıkmayınca Türkiye yalnız kaldı. Belki o tarihte yetkililer ‘Ey Türk milleti biz politikamızı Esad’ın kısa zamanda gideceği varsayımına dayandırmıştık, bu gerçekleşmedi. Onun için politikamızı şimdiki koşullara uyarlıyoruz’ deyip de doğru hamleyi yapmış olsaydı, bu sıkıntıların önemli bir kısmı gerçekleşmeyecekti. Geminin rotası değişti. Dış politikada bugün sabah uyguladığınız bir kural, öğleden sonra geçerli olmayabilir. Hemen uyarlamak lazımdır. Türkiye bunu yapamadı. Şimdi de onun sıkıntılarını çekiyor.

    * AKP’nin Rusya’ya karşı ABD’yi yanına çekerek, Suriye’ye müdahalede bulunması mümkün mü?

    Suriye’deki her şeyin sorumlusu Türkiye değil. Ama bunları ön görebilmek de yöneticiliğin sorumluluklarından biri. Bu gelişmeleri ben öngörmüştüm ve Sayın Başbakanımız, o tarihte Dışişleri Bakanı iken, eski dışişleri bakanlarına verdiği bir yemek sırasında (Ortadoğu’da en uzun süre görev yapan Türk diplomatıyım. 4 yıl Suriye’de, 4 yıl Mısır’da, 4 yıl da Suudi Arabistan’da görev yaptım. Yani oralarda o kadar uzun süre toz yuttuğumuz ve biraz da Arapça bildiğimiz için, biraz daha iyi tanıyoruz), ‘Bir an önce Suriye politikamızdan sıyrılmak gerekir’ diye söyledim. Fakat Sayın Başbakanımız ne kadar doğru yapılmakta olduğunu izah etmeye başladı. Dolayısıyla ben bana düşen vazifeyi yaptığımı düşünüyorum. Kimseye zorla ‘Hayır öyle değil böyle yapacaksın’ diyemezdik. Tahminlerimin çıkmamasını çok temenni ederdim. O zamanki hava şöyleydi; Esad ya bu haftanın sonuna kadar ya da hafta başına kadar muhakkak düşecek. Bir televizyon programında spiker bana sorduğunda ben, “Esad’ın düşmesi deprem tahminine benzetilebilir. Üç gün sonra da olabilir, üç yıl sonra da olmayabilir dedim. Spiker şaşırdı. ‘Neden bu kadar kötümsersiniz?’ diye sordu. ‘Kötümser olma meselesi değil’ dedim. Diplomaside hiç yapılmaması gereken bir şey yumurtalarınızın hepsini aynı sepete koymaktır. Türkiye yumurtalarının tamamını Esad’ın düşeceği varsayımına dayanan sepetin içine koydu. Şimdi onun sıkıntısını çekiyor.

    Suriye’yi Salih Muslim daha iyi bilir

    * AKP, PYD’yi düşman gören politikada niçin diretiyor?

    Çamura çok gömülünce sağlıklı değerlendirme daha da zorlaşıyor. PYD konusunda hükümetimiz aslında vaktiyle doğru bir karar vermişti. Salih Muslim’i Türkiye’ye çağırıp, ona belki kabul edilmesi zor gelen bir şey önerdi. Ya Esad tarafına geç ya da bizim tarafa geç. Yani tavrını koy ortaya. O tarihte yetkililerimizin, medyaya verdiği demeçler de ‘Biz Salih Muslim’i çağırdık, tavrına açıklık getirmesini istedik. Getirmediği için bu duruma geldik’ dedi. Şimdi ben kendimi Salih Muslim’in yerine koymaya çalışıyorum. Müslim’in Türkiye’ye karşı hiçbir olumsuz duygu taşıdığını zannetmiyorum. Çünkü Türkiye’de okumuş, burayı biliyor. Tabii onun zihni, Kürt davasını daha ileri götürmek. Şöyle bir değerlendirme yapmış olamaz mı? ‘Esad’lı, Esad’sız Suriye’de şimdiki rejim varlığını sürdürürse, yarın kriz bitip Amerika çekilir, Rusya yerinde durursa, benim Kürt davam ne olacak?’ Başka bir deyişle; belki Salih Muslim de yumurtalarının hepsini, Esad’ın düşeceği varsayımına dayanan sepetin içine koymak istememiştir.

    Şimdi biz mi Suriye’yi daha iyi biliriz. Yoksa bir Suriye vatandaşı olan, Kürt davasını ileri götürmek için çalışan biri mi Suriye’yi daha iyi bilir? Herhalde o daha iyi bilir. O öyle takdir etmiş. Muslim’in tahmininin doğru olup olmadığını zaman gösterecek.

    Türkiye’nin kaderi PYD ile beraberdir

    * AKP her seferinde Suriye politikasında kırmızı çizgilerinin olduğunu söyledi ve PYD’ye karşı DAİŞ’i destekleyen bir politika izledi…

    Daha geniş bir perspektif içerisinde düşünelim; PYD’nin kaderi, Amerika’nın kaderi ile mi daha iç içe, yoksa Türkiye’nin kaderi ile mi? Tabii ki Türkiye ile. PYD’nin temsil ettiğini ileri sürdüğü Kuzey Suriye halkı Türkiye ile komşu. Kaderleri aynı. PYD’nin kaderi Türkiye ile beraberdir ve Türkiye’nin de kaderi PYD ile beraberdir. Dolayısıyla bu iki taraf ne yapıp edip bir anlaşma yolu bulmalıdır. Bu ne Türkiye’ye fayda sağlar ne de PYD’ye. Kuzey Irak’taki Kürtlerle Ak Parti’nin gelmesinden sonra, Dışişleri Bakanı olduğum zamanda bir dostluk oluşturduk. Şimdi iki taraf da onun meyvelerini topluyorsa, aynı şeyi PYD ile de yapabiliriz.

    Dünya ‘terör örgütü’ olarak nitelemek zorunda değil

    * Ankara’daki intihar eylemi sonrasında henüz deliller toplanmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun “YPG yaptı” demesi Suriye’ye müdahale için bir gerekçe olabilir mi?

    Yani eğer böyle bir anlayışla yapıyorsa yanlıştır. Geri teper. Biz YPG’yi ve onun siyasi kanadı olan PYD’yi terör örgütü olarak niteliyoruz diye, dünyadaki bütün ülkeler de öyle nitelemek mecburiyetinde değiller. Mesela dünyadaki devletlerin çok büyük bir bölümü Hamas’ı terör örgütü olarak görürken, Türkiye terör örgütü olarak görmüyor. Herkes kendi ulusal çıkarları çerçevesinde değerlendirir. Diplomasinin en temel kurallarından biridir bu. İkincisi, diyelim ki güzel delillerle PYD’yi Amerika’nın terör listesine soktuk. Zannedebilir miyiz ki Amerika PYD’ye desteğini çekecek? Listeye sokar ama desteğini çekmez. Çünkü PYD onlar için önemli bir görev ifa ediyor. Nedir o görev? Amerikan ve Rusya bombardımanı ile geri çekilen IŞİD’in yerini piyade asker olarak PYD alıyor. Ne Amerika ne de Rusya’yı PYD ile işbirliğinden vazgeçirmek kolay değildir.

    Uçak krizinin etkisi Türkiye üzerinde daha fazla oluyor

    * Türkiye, Rusya’yı NATO ve BM ile tehdit ediyor. NATO Rusya karşısında Türkiye’nin yanında yer alır mı?

    Uçak düşürülmesi olayına kadar Türkiye ile Rusya yakın işbirliği yapan iki ülkeydi. Uçak krizinden sonra bu yollar kesildi. Rusya Türkiye’yi cezalandırmak için bir dizi önlem aldı. Bundan Rusya da zarar görüyor. Ama Rus ekonomisi Türkiye ekonomisinin 2.5 mislidir. Yüz milyonluk zararın Türk ekonomisinde oynayacağı olumsuz etki, Rusya’nınkinden 2.5 misli daha fazladır. Dolayısıyla ‘ikimiz de zarar görüyoruz. O da bu önlemleri almaktan vazgeçsin’ mantığı doğru değil. İkincisi, Rusya bu önlemleri kendi seçerek alıyor. Rusya kendisine en zarar gelecek önlemi alıyor. Dolayısıyla onlar daha seçici. O önlem içinde de onların ekonomileri daha büyük olduğu için göreceli etkisi Türkiye üzerinde daha fazla oluyor. Bu nedenle bu noktaya gelindi.

    Türkiye’nin Suriye’de rol alması artık zor

    * Türkiye Suriye politikasındaki yanlışlığını daha önce de eleştirmiştiniz. Peki, Türkiye neye güvenerek böylesi bir politikayı sürdürüyor? Türkiye Ortadoğu’da istediği role sahip olabilecek mi?

    Türkiye özellikle uçak düşürülmesiyle ilgili Rusya’nın Suriye’ye daha kesin yerleşmesinden sonra Türkiye Suriye’de oyuncu olmaktan çıkmıştır. Türkiye burnunu Suriye sınırlarından çıkarsa Rusya hemen Türkiye’yi cezalandıracak önlemi alacaktır. Onun için Türkiye’nin Suriye’de rol alması artık zor. Esad kim terördür derse Rusya hedeflerin hepsini vuracak demektir. Halep’i de bu nedenle vuruyor. Rusya’yı caydıramayacağız. Rusya’nın uzun vadedeki amacı, Ortadoğu’ya yerleşmek. Uluslararası camiada Suriye’deki rejim, Suriye’yi temsil ediyor. O meşru gördüğü rejim Rusya’yı davet etmiş. Gelip bana yardım eder misin diye. Suriye’den böyle bir teklif gelince siz Putin’in yerinde olsanız bu teklifi kabul etmez misiniz? Putin de kabul etti. Rusya bu nedenle oraya yerleşmeye devam edecektir. Rejime muhalif olan unsurları, DAİŞ ve El Nursa gibi örgütleri vuracaktır. Türkiye’nin bu realiteyi bir an önce görmesi gerekir.

    Bir an önce mutabakata dönülmeli

    * Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe Mutabakatı’nda sembolleşen masanın devrildiğini söyledi. Ve Kürdistan’da yaşanan katliamlar uzun bir süredir devam ediyor. AKP Kürdistan’da ne yapmaya çalışıyor?

    İç siyasete pek vakıf değilim ama masa neden devrilmiş pek açık değil. Bir an önce mutabakatın tekrar başlatılması gerekir. Kendi vatandaşlarımızı öldürmeksizin bir çare aramak lazım. Toledo’ya benzettiğimiz bir tarihi yapı da yok oluyor. Buna meydan vermeden başka nasıl çözülebilir buna yoğunlaşmak lazım.

    Kuruculuk tarihi bir vakadır

    * Siz de AKP’nin kurucu üyesi olmaktan çıkarıldınız. Sizin ve Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimlerle AKP arasındaki çatlaklığın sebebi nedir?

    Önce üyelikten çıkarılmam için de bir işlem başlatılmıştı. İlgilenmediğim için onun akıbeti ne oldu bilmiyorum. Dün birkaç gazeteci arkadaşım aradı. Kuruculuktan da çıkarmışlar. Kuruculuk böyle istenildiği zaman çıkarılan, istenildiği zaman alınan bir şey değil. Kuruculuk tarihi bir vaka gibidir. 1920’li yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuranlardan İsmet Paşa’yı, Ali Fuat Cebesoy’u, Kazım Orbay’ı kuruculuktan çıkardık deseler bu ne katar mantığa ters düşüyorsa, benim de kuruculuktan çıkarılmamı buna benzetiyorum. 2050 yılında bir araştırma yapılacak olsa acaba bu AK Parti’yi kimler kurmuş diye. Neye bakacaktır? O günkü gazetelere! O gün kuruluş dilekçesini Yasemin Kumral ile İçişleri Bakanlığı’na birlikte götürdük. Şimdi bu şuna benzer; Napolyon 1812 yılında Moskova’ya sefer yaptı. ‘Hayır, Napolyon Moskova’ya sefer yapmamıştır’ denildiğinde, Napolyon sefer yapmamış mı oluyor? Onun için ben bunun mantığını anlayamıyorum.

    Yaşar Yakış kimdir?

    Türk Dışişleri’nde uzun süre elçilik ve temsilcilik görevlerinde bulunan Yaşar Yakış, 2001 yılında AKP kurucu üyesi olarak siyasete atılmış, Genel Başkan Yardımcılığı ve Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır. 3 Kasım 2002’de düzenlenen genel seçimlerde Düzce’den milletvekili seçilmiş, 18 Kasım 2002 tarihinde de T.C. Dışişleri Bakanı olarak atanmış, daha sonra görevini Abdullah Gül’e bırakmıştır. Milletvekilliğinden sonra TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders vermektedir.


    Yorumlar



    İlgili Haberler