‘Bilinmeyen bir dili’ bilinen bir dil yapmak, sadece BDP-DTK-KCK’nin sorunu değil. Neden değil? Bence “ben insanım diyen” ve de anadili Kürtçe olan herkes siyası görüşü ve özgürlük projesi ya da tarifi ne olursa olsun şunu demeli, diyebilmeli: “Benim de bir dilim var ve bu dili kendim seçmedim, anamdan doğduğumda anam bu dili konuşuyordu, ben de ondan öğrendim ve şimdi de bu ana dilime, neden ‘bilinmeyen bir dil’ diyorsunuz, hangi dil olduğunu ister istemez öğrendiğinizde de, yani size bu öğretildiğine de, neden bu defa da duymak istemiyorsunuz, (mikrofonları kapatarak), bunu anlamıyorum.” Zaten bu denilip bir de anadillerinin özgürlüğü için Kürtler’in ne bedeller ödediğine bakıldığında mücadele kaçınılmaz olur. Kürtler’in birliği biraz da, en çok buradan oluşuyor. Oluşacak.
Geçen yazılarımdan birinde ana dilimle ilişkim üzerine bir özeleştiri yapmıştım. “Neden evde anadilimi değil de Türkçe konuştum, neden çocuklarıma anadilimi öğretmedim” diye sormuş, sonrada aldığım kararı açıklamıştım. Bundan böyle evde herkes, çocuklarım başta zorlansalar da, anadilimizde konuşacaktı. Bu özeleştirim bir çok eş, dost,arkadaş, akraba tarafından kabul gördü, ben şimdi bunun mutluluğunu yaşıyorum. Artık evde çocuklarımla kendi anadilimde konuşuyor, dışarıda dilimi bilen herkesle anadilimde merhabalaşıyorum, mahallemdeki esnafa, kendi çalışanlarıma, haftada altı gün size, bir gün bana misalı Kürtçe konuşma günü ilan ettiğim çarşambaları ‘günaydın’ yerine, ‘rojbaş’ diyorum, onları dilimi tanımaya ve konuşmaya teşvik ediyorum. Yani kısacası onlara göre ‘bilinmiyen’ bu dili bilinirliğe taşıma çabası veriyorum. İstanbul’da.
Yaşamak için, var olmak için, her birey kendi mücadelesini vermeli, mücadelesinin nüvelerini, toplumsal projesinin önerilerini, öngörülerini kendi bireysel hayatında yaşamalı veyaşatmalı. Demem şu ki: Artık evde, sokakta ,kahvede, işte okulda , her kes, her alanda anadilini konuşmalı, işyerlerine Kürtçe tabelalar asmalı, etiketler Kürtçe olmalı, resmi dairelerde Kürtçe konuşulmalı, herkes, her Kürt gözaltılarda, poliste, adliyede, mahkemelerde Kürtçe savunma yapmalı, politikacı ve kamuoyu oluşturucular televizyonlara, gazetelere Kürtçe demeç vermeli, Kürtçe bilen öğretmenler öğrencileriyle bu dilde ders yapmalı, konuşmalı ve öğrencilerini Kürtçe konuşmaya teşvik etmeli, doktorlar hastalarıyla konuşurken, avukatlar müvekileri ile görüşürken mutlaka mutlaka ana dillini kullanmalı ve konuşturmalı, bu anlamda her Kürt, günü top yekün mücadele günü ilan etmeli. Kürtlerin bu makus talihi ancak böyle değişir. Bölge’de de, Batı’da da. Evet, şimdi gün İstanbul’u da iki dilli, çokdilli yapma günüdür.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Salt Kürt siyasal hareketini engellemek üzere kurulan ve Bölge’de Şark İstiklâll Mahkemeleri’ni aratmayan değil aratan -o zaman Kürtçe savunma yapılabiliyordu- ideolojikleşmiş, siyasileşmiş ırkçı mahkemeler Kürtleri anadillerinden vazgeçiremeyeceklerdir. Olsa olsa, PKK Lideri Öcalan’ın tanımlamasıyla bu ‘gayrımeşru’ davayı sürdürdükçe kendilerini deşifre edecek, hukuk anlayışlarını ortaya koyacak ve trajikomik bir hukuk sürecinin aktörleri olarak tarihe geçeceklerdir. Dünya Dreyfus davasını nasıl unutmadıysa, Rosenberg’ler dünyanını vicdanını nasıl hâlâ sızlatıyorsa, Sacco ve Vanzetti için nasıl hâlâ şarkılar yakılıyorsa, KCK davası sanıkları da birer özgürlük savaşçısı, insanlığın gururlu evlaları olarak tarihteki yerlerini alacaklar. Diyarbakır sokaklarına bakın. Kürdistan coğrafyasının kentlerine bakın. Kürt, eski Kürt değil, ‘vur ensesine, ekmeğini elinden al’ değil, Kürtler uyanalı çok oldu. Şimdi tekrar ediyorum, Kürtler tarihi bir süreçten geçiyor, seçilmişleri kelepçeleyip Nazi kampı misali sıraya sokmaları, fotoğraflarını çekip medyaya sunmaları iradelerini kırmıyor, perçinliyor, birleştiriyor. Kürtleri kırdıklarını sananlar bilmelidir ki, bu kadim halk ayağa kalkmıştır. Hiç kimse Kürtlerin sabrını sınamasın. Kürtlerin, dillerini bilinmeyen bir dil olarak tutanaklara geçiriyorlar, duymamak için mikrofonları kapatıyorlar ama bir gün yoldaşlarımızın tarihi sözlerini o tutanaklara bu kadim, benim için de bir o kadar kutsal olan ana dilimde geçirmek zorunda kalacaklar. O gün KCK tutsakları özgür kalmış demektir. Sonrası Demokratik Özerklik bayramıdır. Bugün sokakta, gündelik hayatın her alanında kurulan her Kürtçe cümle tutsakların kilitlerini zorluyor, parmaklıklarını eğeliyor. Ben buna inanıyorum. Anadilimi konuşuyorum. Ez Etiyawa. Ez Liwirim.







