Faşizmin kolluk güçlerinin, sokaklardaki tehditleri günbegün büyüyor. 22 Kasım’da Alevilerin yoğun yaşadığı Malatya’nın “Cemal Gürsel” Mahallesi’ndeki 13 evin kapılarına ve duvarlarına kırmızı boyayla çarpı işareti yapılıyor. Aynı gün Malatya emniyeti, kentte Alevilerin evlerinin işaretlenmesini ‘provokasyon’ olarak değerlendiyor: “Bunun halen hangi saikle, kim ya da kimler tarafından yapıldığı belli değil. Şüpheliler de aranıyor.” Bu “karanlık güçlerin” halkı provake etmeye çalıştığını aktarıyorlar.
Kadim Anadolu’nun pek yabancı olmadığı bir olaylar silsilesi. Önce evlere çarpı işareti yapılır. Sonra emniyet açıklama yapar. “Şanslıysak” (Şanslıysak diyorum, belki adil bir soruşturma gerçekleşir!) birkaç şüpheli ama genelde de bu olayların failleri bulunamaz. 2012 yılından bu tarafa onlarca yerde, yüzlerce Alevi evlerine işaretleme yapılıyor. Bunlardan sadece Kağıthane’de yapılan işaretlemenin failinin bulunduğu söylendi. Onun faili de tekrar Alevilere yüklendi. Onun dışında hiçbir olayın faili tespit edilemedi. Alevi dernek başkanlarına silahlı saldırı ve plakasız araçla takipleri aklımızda kalanlar.
Aslında bu işaretleme geleneği, daha dün gibi yaşanan ve aklımıza kazınan Maraş, Çorum olaylarının, “karanlık güç odaklarının” işi. Bu “karanlık güç odaklarına” bu cesareti kim veriyor, bu olayların failleri korunuyor mu? Tabii suçun ne olduğu değil de suçun kime karşı işlendiğine bakılarak, evet düşmanıma karşı işlenmiştir diyerek failleri bulunmuyor ise, yargılama yapılmıyor ise bu hukukun üstünlüğü olan bir ülkenin yapabileceği bir iş değildir. Üstün hukuku işlemekte.
Bir işaretleme suçunda, polisler tarafından “çocuk yaptı” deniliyordu, bugün çocukları ters kelepçelerden geçirirken, hapishanelerde kalmalarına, tacize ve işkenceye uğramalarına, türlü işlemlere maruz bırakırken acaba bunu hangi çocuk yaptı, hangi çocuk bu ayrıma varabildi?
Anayasa yasalar önünde eşitliği 10. maddesinde düzenlemiş; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir… Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” hükmünü bu ana kitaba şerh düşülmüştür. Ayrıca, kanun maddesi devletin, bu eşitliği sağlamak ile yükümlü olduğunu zorunluluk haline getiriyor. Türk Ceza Kanunu’un, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçu 216. maddede düzenleniyor. “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, cezalandırılacağından bahseder. Yine, Siyasal Partiler Kanunu’nun, “Demokratik devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar ” başlığında, 78. maddesinde düzenlenen; “… Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak; Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler…” Anlaşılacağı üzere, etnisitenin bir suç olduğu kanun hükümlerinde açıkca belirtiliyor.
Etnisite ve din üzerinden siyaset yapmak, finali çoğu zaman kaoslu ve kanlı bitirir. Fakat “karanlık güç odakları” birçok zaman siyasi ideolojilerine ve dillerine bu etnisite söylemleri pelesenk ederek meydanlarda finale rağmen, hatta deyim yerindeyse, “Aba altından sopa göstererek” kan ve kaostan beslenirler. Ötekileştirilen ve yıllarca itilip kakılan mütedeyyin insanların partisi olarak yola çıkan AKP bugün kan ve kaostan güç almakta. Kanuni Sultan Süleyman’ın ünlü şeyhülislamı Ebussuud Efendi diyor ki “Esir alınan Alevi kadınların Sünni Müslümanlar tarafından iğfal edilmesi şeriata uygundur.” Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Çorum’da yaptığı mitingde şöyle demişti: “Ebussuud Efendi ile gurur duyuyorum!” Bu aba altından sopa göstermek değil de nedir?
Maalesef Osmanlı artığı zihniyette, yok et ve kurtul mantığıyla katliamlar hala meşrudur, hala birileri kalkıp katliamlara fetva veren şeyhülislamların fetvalarını geçersiz saymak yerine bugün hala övüyorlarsa hala tehlike devam ediyor demek. Cemevlerine ‘cümbüş evi’ diyen, milletvekilinden tutun da Sivas katliamı sanıklarının zaman aşımından dolayı bırakılmalarına “Hayırlı olsun” diyen bir iktidar genel başkanı düşünün.
Sizin inancınız binlerce kişi tarafından yuhlandı mı? 12 Haziran seçimlerinde, “Biliyorsunuz Bay Kemal bir Alevidir!” ,“Yuuuuuuhhh!” Şimdinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Malatya’da yaşanan olayın ardından 25 Kasım’da Balıkesir Miting’inde, Alevilerin katlini vacip gören Osmanlı hükümdarını mezhepsel sopa ile halen alanlarda haykırıyor. “Çatlasanız da patlasanız da köprünün adı “Yavuz Sultan Selim” kalacak diyebiliyor. Alevi kimliğinin topluma ‘vebalı’ gösterilmesi, Anadolu’da olan “Alevifobi”‘yi azdırarak bu karanlık güçlerin oy devşirme aracı haline gelmiştir.
Failller bulunamadığı sürece Alevilere yönelik korku, sindirme tehditleri, tacizleri de devam edecektir. Hala Alevilerin bugünden yarına bir can güvenliği sorunu, insan haklarının en büyüğü olan yaşama hakkı sorunu devam ediyor. Temel hak ve özgürlükleri kendine yol etmiş bir devlette ancak toplumsal adalet sağlanır.







