• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Filistin sorunu üzerine

    Theodor Herzl, Siyonizm üstüne kapsamlı çalışmalar yapan Avusturyalı bir  Yahudiydi. Avrupa’nın birçok yerinde artan Yahudi karşıtlığı onun yaşamını etkilemiş, Siyonizm fikrine yöneltmişti. Yahudilerin tüm dünyada ezildiği ve acı çektiği düşüncesinden hareketle 1896 yılında “Der Judenstaat” (Yahudi Devleti) adlı kitabı yayımladı. Kitap yayımlandıktan sonra Siyonistleri 1896 Ağustos ayında Viyana’da bir araya getirdi. Bir yıl sonra da Dünya Siyonist Örgütü kuruldu ve başkan olarak Herzl seçildi.

     

    Siyonizm’in temel tezi olarak ırka dayalı şoven ideoloji Yahudiler arasında dalga dalga yayıldı. Herzl, Yahudiler için Filistin’i, “ulusal hakları sağlanmış ve güven verici bir vatan kurmanın yeri” olarak gösterdi.

     

    Filistin, Osmanlıların işgali altındaydı. Siyonistlerin böylesi bir tartışmayı başlatmaları ve sonuca varmaları da ütopya olarak değerlendiriliyordu. Çünkü Osmanlıların böylesi bir açılımı kabul etmesi çok zor bir ihtimaldi. Herzl “Der Judenstaat” kitabındaki anlayışını kongreye sunmuştu. Kongreye katılanlar ”Uluslararası yürütme kurulu, ulusal fon ile birlikte bir bankanın kurulması ve Filistin’de toprak satın almayı” temel hedef olarak belirledi.

     

    Herzl kitabında “Filistin, Ortadoğu’nun bir bölümü, Fırat-Dicle, Mezopotamya, Anadolu’nun bir bölümüyle Suriye’yi de Yahudi toprakları” olarak görüyordu. Siyonizm’in bu teorileri İngiliz emperyalistlerinin desteğiyle  gelişiyordu. İngilizler Ortadoğu’da sarsılan prestijlerini bu bölgede otorite kurarak sağlamak istiyordu. Onun için Siyonistlere bir yeşil ışık yakmışlardı. Filistin’de, Tevrat’ın vadettiği topraklara dönüş ve yerleşmeye bir ortam yaratılıyordu. Irak’ın petrol yataklarına göz diken İngilizler, kolonileri üzerinden Siyonistlerin varlığını kabul ettirmek istiyordu. Hatta bunun için 19. yüzyılın başlarında 2. Abdülhamit’e teklif bile götürdüler. 2. Abdülhamit bu teklifi geri çevirdiği için İngilizler ile arası açıldı.

     

    1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edildi.  Meşrutiyet sonrası İngilizler, Filistin sorununu tekrar gündeme getirdi. Bu teklif, çok büyük maddi yardımlar önerilerek yapıldı. Süreç Osmanlı İmparatorluğu’nun dejenere olduğu, hiçbir gücünün kalmadığı, Balkanlar ve Avrupa’da etkisinin kalmadığı bir süreçti. Bu arada Panislamizm, Jön Türkler arasında kök salıyordu. Osmanlı’yı ayakta tutacak tek gücün İslam olduğu fikri egemendi. Bu düşüncede ortaklaşan İttihat ve Terakki (İngilizlerin getirdiği öneriyle) Siyonistlerin Filistin’e göç etmelerine onay verdi ve bu onay sonucu ilk büyük Yahudi göçü başladı. İlk icraatları 1919’da Filistin topraklarında yüzde 2’lik  toprak satın almak oldu.  Göç dalgası sonucu 1920-22 yılları arasında satın aldıkları toprak yüzde 5.8’i bulmuştu.

     

    Siyonistler, Yahudi devleti için üç şartı kendilerine ilke yapmışlardı: 1) Ele geçirilen toprakların sonsuza dek Yahudilerde kalması. 2) Yahudilerin iş yerlerinde yalnız Yahudilere iş verilmesi. 3) Pazarlamada kendi ürettikleri mallara öncelik tanınması.

     

    Aldıkları kararları uygulayan Yahudiler, iş yerlerinde kurulan sendikaya bile Arap olanları almıyorlardı. Filistin toprakları üzerinde iş piyasasını da eline geçiren Yahudiler, Arapların ellerinde olan toprakları ve iş yerlerini de satın alıyorlardı. Satılan topraklar, Filistinlileri kendi topraklarında köleleştirmişti. Filistinliler kendi topraklarında ırgat olarak dahi çalıştırılmadılar.

     

    1928 yılında Filistinlilerin ellerindeki işyerleri yüzde 75 iken 1935’de bu oran yüzde 28 ‘e kadar düşmüştü. Yahudiler 1929 yılında Filistinli çiftçi ailelerinin topraklarının yüzde 29’unu ele geçirdi. Bu alım satım ve ticari gelişimin arkasında İngilizler vardı. Yahudilere her yönlü ekonomik katkı sunuldu. Bu destekle Yahudiler tüm Filistinlilerin topraklarına göz dikerek en verimli toprakları ve mevcut işyerlerini satın aldılar. Satılan topraklar ve işyerleri, Arapları topraksız ve işsiz bırakmıştı. Araplar, kentlere akın ederek iş ve aş aramaya başladılar. Bu arada Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesi sonucu Avrupa’dan da dünyanın birçok yerine Yahudi göçü başladı.

     

    Filistin’e doğru akın eden bu göçün yarattığı kaos ortamı Arapların iş imkanlarını kısıtladı. İş yerleri Yahudilerin eline geçtiğinden dolayı, Yahudiler göç eden insanlarına iş olanağı sağladı. Arapların çalışma imkanı böylelikle ortadan kalkmış oldu. Arapların işsiz ve topraksız kalması Filistin’de gelişen bir ulusalcılık akımını doğurdu. Kendi topraklarındaki yoksulluk ve işsizlik, Filistinlilerde isyana yol açtı. Bu başkaldırı sonucu 1930 yılında Arap eylemlilikleri Yahudilere yöneldi. Ulusal duygularla eylemlere girişen belli bir kesim silahlı eylemler başlattı. Ama “kadercilik ve alınyazıcılık” İslam dünyasının genel siyasi çizgisi olduğundan çözümü Allah’a havale ettiler! Dolayısıyla  emperyalist projeye karşı ulusal başkaldırıyı başlatanlar dımdızlak ortada kaldı, destek alamadılar. Silahlı ayaklanmayı başlatanlar hem kendi arasında dayanışma ağını kuramadığından, hem ulusal burjuvalarını yaratamadığından, hem de ulusal taleplerini siyasal bir programa dönüştüremediğinden, siyasal bir örgütlenme oluşturamadığından program ve tüzükten yoksun alternatif bir güç olamadı. Siyonizm’in iktisadi ve siyasi alandaki başarısının çok gerisinde kaldı. Onların bu geri kalmışlığının sonucu Siyonistler ezen ulus konumuna geldiler.

     

    Siyonistler ulusal örgütlenmelerini hızla tamamlamak için her türlü ekonomik, politik, siyasi, kültürel ittifakını kendi aralarında kurdular. Bu ittifakın birleşenleri Tevrat’ın yüceliğine ve kutsallığına inananlardı. Dolayısıyla Siyonistler, Tevrat’ın etrafında İsrail Devleti’ni emperyalistlerin desteğiyle kurdu. İslam’ın biat kültürüne bağlı, kaderci ve alınyazıcı olan Araplar ise her şeylerini sattı.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları