• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Filistin trajedisi

    ABD başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsral’in başkenti olarak tanımasının ardından Filistin sorunu yeniden Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin gündemine oturdu.

     

    Üç semavi din için de kutsal şehir Kudüs… Filistin sorunun merkezindedir her zaman… ABD devlet başkanının bu kararı açık bir emperyalist operasyon başlangıcı ve provokasyon…

     

    Ortadoğu’nun asırlık kanayan yarası Filistin sorunu. Sorunun başlangıcı 1917 Balfour Deklarasyonuna kadar gider. O dönemler Britanya mandasıydı Filistin.  Britanya Dış İşleri Bakanı Balfour düğmeye bastı ve Filistin’de Yahudi Milli Yurdu projesini gündeme getirdi. Başlangıçta çok masum bir proje gibi gözüküyordu. Vatansız bir halktı Yahudiler ne de olsa. Tarihsel kökleri Filistin’deydi. Ama herkes bilir ki dünyaya hükmeden emperyalist devletler bir proje ortaya atıyorsa ardında mutlaka emperyalist bir hesap vardır. 2. Dünya savaşı sonunda daha net ortaya çıktı bu. Artık emperyalist dünyanın yeni patronu ABD idi.

     

    2. Dünya savaşında 6 milyon Yahudi’nin Naziler tarafından katledilmesi, İsrail devleti projesini ivedilikle gündeme taşıdı. 2. Dünya savaşı sırasında Filistin’de 1 milyon 200 bin Arap, 600 bin Yahudi yaşıyordu. Hakkaniyetli bir çözümle dinler arası barışın sembolü olabilirdi Filistin. Öyle olmadı.  14 Mayıs 1948’de hiçbir uzlaş yolu aranmadan ABD ve İngiltere’nin projesi olarak doğdu İsrail. Ortadoğu’da kalıcı bir üsse ihtiyaç vardı ve İsrail bu amaçla kuruldu. Tanımadı İslam dünyası bu devleti. Suriye, Lübnan, Ürdün ve Irak, İsrail’e savaş açtı. O zamanlar 75 bindi İsrail ordusunun asker sayısı. Yeni kurulan bir devlet 75 bin kişilik ordusu ile dört Arap ülkesini yeniverdi nasılsa…  Savaşı kazanan İsrail değil, ABD ve İngiltere idi şüphesiz. Filistin topraklarını dörtte üçü bir anda İsrail’in eline geçti. 1 milyon Arap göç etmek zorunda kaldı.

     

    Filistin direnişini örgütleyen FKÖ 0 zamanlar Ürdün’ün elinde bulunan Doğu Kudüs’te kuruldu; sene 1964… 1966 yılında da örgütün silahlı gücü El Fetih kuruldu. 1967 yılında yaşanan 6 Gün Savaşları dönüm noktası oldu Filistin sorununda. Mısır, Suriye ve Ürdün İsrail karşısında yine kaybetti savaşı. Ürdün’den Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı, Mısır’dan Sina yarımadasını, Suriye’den Golan tepelerini aldı İsrail. Siyonizmin sırtı bir türlü yere gelmiyordu.

     

    1973 yılında Kefaret Günü’nde tekrar saldırıya geçti Mısır ve Suriye. Savaşın sonu yine hezimet oldu. Suriye içlerine kadar ilerledi ABD destekli İsrail orduları.

    Filistin’in nüfus yapısı iyice değişmişti artık. Yerleşik devletler güç yetiremiyordu yeni İsrail devletine. Gemiyi ilk terk eden Mısır oldu. 1977 yılında Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, İsrail parlamentosunda bir konuşma yaptı. İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke oldu Mısır. Bütün pazarlık Sina yarımadası üzerineydi şüphesiz. Enver Sedat’ın bu jestini ödülsüz bırakmadı İsrail. Sina’da çekildi.

     

    1980’li yıllar İsrail zulmü ile geçip gitti. Beyrut’u işgal ettiler. Yanlarında bu kez Falanjalistler de vardı. FKÖ tarihsel bir hata ile İsrail ile ateşkes ilan edip bölgeden çekilinse mülteci kampları sahipsiz kaldı. Sabra ve Şatilla’da binlerce mülteci katledildi.

     

    Yıl 1987… İntifadayı gösteriyordu bütün ibreler. Gazze’de başlayan direniş kısa sürede Batı Şeria’ya yayıldı.  Koca koca devletleri tek başına dize getiren İsrail, Filistin intifadası karşısında çaresizdi. Filistinli çocukların taşları İsrail tanklarını püskürtüyordu işte. 1988 yılında Filistin Ulusal Konseyi iki devletli yapıyı kabul ettiğini açıkladı. Bir anlaşma çabasıydı bu…

     

    1993 yılında Oslo görüşmelerinden Filistin Ulusal Yönetimi çıktı. FKÖ lideri Yaser Arafat, devlet başkanı oldu. İsrail işgal ettiği toprakların bir kısmından geri çekildi. Yeni dünya düzeni sistem dışı hareketlerini görüşmeler yoluyla lağvetmek ve sistem içine çekmeye çalışıyordu. İrlanda’da, Meksika’da, Kolombiya’da, Peru’da ve daha pek çok yerde görüşmeler vardı. Anlaşabilen anlaştı, anlaşamayan büyük katliamlara maruz kaldı. Ama hep bir belirsizlikti Filistin.

     

    FKÖ iktidara geldikten sonra kısa sürede bürokratik bir yapıya dönüşüp yolsuzluklara bulaştı. İntifadanın liderleri büyüsünü kaybetmeye başlamıştı ve Ortadoğu’da iki kutuplu dünyada Sovyet destekli anti emperyalist hareketlerinin doldurduğu muhalefet boşluğunu, Yeşil Kuşak politikası gereği ABD’nin semizletip büyüttüğü, denetimden çıkmaya başlamış radikal İslami hareketler doldurdu Yeni Dünya düzensizliğinde. Bu iklimde Müslüman Kardeşlerin Filistin kollarından Hamas radikal söylemleri ile halkı kazanmaya başladı. Oslo sürecini ve o güne kadar yapılan tüm anlaşmaları tanımadığını açıkladı. 2001 yılında Ehud Barak’tan sonra başlayan aşırı milliyetçi Şaron döneminin zulmü, Hamas’ın palazlanması için uygun iklim sağlıyordu. 2006 yılında zaferini ilan etti Hamas. İktidara geldi. 2007 yılında Gazze’de El Fetih- Hamas çatışmasında 118 Filistinli öldü. Batı Şeria ve Gazze bölünmüştü artık.  Sonradan Mahmut Abbas’ın girişimiyle bir uzlaşma sağlansa da Filistin, içeride FKÖ-Hamas yarılması, dışarıda aşırı milliyetçi İsrail’in zulmünün dar boğazındaydı artık.

     

    Zaman zaman parlayan zamana zaman geri çekilen baskı ve isyan dalgası bugüne kadar sürdü. 134 ülke Filistin’in bağımsızlığını tanısa da hala kanayan yaradır Filistin ve büyük fotoğrafın arkasında petrolünün emperyalizme peşkeş çekerek Arap Birliğini tarumar etmiş asalak Arap şeyhleri vardır.

    Türkiye açısından da şu söylenebilir; Filistin iç politika malzemesi yapılamayacak kadar vicdani bir meseledir, samimi duruş gerektirir.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları