• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    GEÇMİŞE GİDEN KATAR

    İktidarı hiç sevmedim. Muhteris insanlar bir de iktidara sahip oldular mı, onlardan hep korkmak gerekir diye düşünürüm. “Bizim doğru yolda bulmadıklarımız, muhteris ve kendi ikballeri için çalışıyor zannettiklerimizdir.” demiş” -T. Buğra. Her iktidar sahibi iktidara olan nefretimi yeniden körükler diye düşünüyorum.. En gururlu insan, lider tanımayan hatta kimse peşinden gelmeden önde giden insandır herhalde…

    Küçük insan yığınları birilerinin peşinden gittikleri ölçüde kendi peşinden gelecekleri de yaratır. Doğruyu bilmeden yanlışların peşinden koştukça bir sarhoşluk durumu yaşıyor belki de o biçare varlık… Bir tür uyuşturucu etkisi…

    Turgut Uyar “Göğe bakalım’ diyor ya boşuna; kimseler göğe bakmayı bırakın başını kaldıramıyor işte. Başı önde, bir köleci zihniyet gelişiyor çoğumuzda. Buna şaşıyor musunuz? Kimse şaşmıyor. Ya farkında değil ya da bundan oldukça hoşnut herhalde. Zaten zayıf insanlar, büyük adamı, güçlü adamı sever ve onunla kendisiymiş, aileden biriymiş gibi gururlanır. Kendinde gururlanacak başka bir şey bulamadığından mıdır? Bilmem…

    Keşke bilime, yeniliğe, buluşlara açık ve bu türden insanlardan ötürü gurur duyabilseydi geniş halk yığınları… Herkes kendini çağdaşlarıyla ölçebiliyor olsa gerek. Zaten çağdaşlarını önemsemiyorsa, kendini de önemsemiyor demek değil midir?

    Her insan gerçeğe inanır. Peki, bunca inanırken gerçeği nerede nasıl bulacağını bilir mi o biçare insan… Neye elini atsa bir yalana değer ve kirlenir. Kirlenmek; öyle hamamla, suyla, sabunla çıkan bir durum da değil; üstelik kirlendiğin vakit bunu yedi ceddin hatırlar.

    Büyüklerime, sevdiğim o ulu yaşlılara her daim saygıda kusur etmedim. Bu topraklarda kendini bilen hiç kimse de bunu yapmaz zaten. Peki, ne kadarı bu saygıyı hak ediyor, bilebilir misiniz? Beni eğiten, bana yeni bilgiler öğreten her bireyi kendimce dost bildim, bilge saydım. Şimdi anılarımda bir yerlerde zaman zaman usuma geliyor. Değil mi ki insanlar birbirleriyle anılarını paylaşır; halkların paylaşımı da bize ve karşıdakine anılarımızın acı zamanlarını anımsatır. Ağzımızda kekremsi bir acılıkla kalakalırız…

    Dinlerin çoğu insanları daha ahlâklı yapmıyor ki. Dindar biri oldum söylenemez. Ancak ailemden vicdanlı ve ahlâklı olmayı öğrendim. Bunu olmazsa olmazım saydım üstelik. Zaten dinin içinden vicdanı ve ahlâkı çıkarmışsanız, size kalacak olan sadece dogma ve safsatadır ki bu da din değildir. Yoksa nasıl insanlar bunca dinin içinde gayriinsani davranabilir. Son yüzyılda yapılan dine dayalı katliamları düşünün. Hangi din bunca kötülüğü barındırabilir ki.

    Bir seçim geldi geçti. Ne geçti elimize. Ne geçti bunca ezilen, horlanan insanın eline… Sadece böbürlenme mi? Sadece kuru yavan keçiboynuzu mu tattığımız meyve diye… O, kurumuş meyvenin içindeki karatın kaç kişi farkında… Bizi çağdaş medeniyet haline getirecek olan sadece maddi olanaklar mı? Eğitimi, kültürü, bilimi nereye sığdıracağız. Bunca bina, elektronik alet, yollar, köprüler bizi ileri nasıl götürebilir ki. Bizim ileri gitmekten anladığımız sadece yol mu yoksa…

    Keşke, gerçekten bu sistem bizi ileriye, özgürlüklere, insanca yaşamaya götürse, götürebilse… Gökyüzüne bakmak bize sadece mavi rengi, beyaz bulutları göstermez ki. Güneşin, şimşeğin, yıldırımın hatta uzayın derinliklerinden payımıza düşenin mutlaka bilim olması gerekir.

    Şimdi kazananların ve bizim payımıza düşen boş bir kazanım hatta bir Pirus Zaferi’dir belki de… Tüm ülkeyi hiçliğe götürüp, yoklukla imtihan eden… Bazen sevinçlerimizi acılarımızla yaşıyoruz. Bundan keyif de alıyoruz üstelik.

    Kimseler kanıt aramıyor. Gerçeği de… Yalan bir hakikatin içinde insan olmaya çabalıyoruz. Nasılsa kuru dalları çiçekler, kel başımızı da şapkalar örtüyor. Gerçek ve acı olan yaşamı da boş zaferler… Öyle ki çölde halüsinasyonlarla kendimizi vaha görmüş bedevi zannediyoruz. Öylesine susuzuz, yani…

    Bazı gönlü yüce insanlar bilgelik yolunda bilgi toplar. Kendileri için övgü toplayıp, bunlardan kıvanç duyanlarsa yalan bir paralel evrende yaşıyorum sanırlar. Onlar, insanların dünya olaylarıyla, gerçeklerle, bilgiyle, özgürlüklerle hatta savaşlarla değil, kendileriyle ilgilenmesini isterler.

    Her küçümseme, yok sayma ya da eleştiri için dağarcığında türlü cezalar saklar ki buna ölüm cezası bile dâhildir…

    Zaman artık tersine akan bir nehir gibi bizi acı geçmişe çağdaşlığın öte yanına götürüyor. Aynı trenin katarındayız ve acı sürgünlüğün yine, yeniden başındayız.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları