• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Geleceğin merkez medyasını kuruyoruz”
    “Geleceğin merkez medyasını kuruyoruz”
    22 Mart 2017 10:25
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Celal Başlangıç, Türkiye’nin en iyi gazetecilerinden biri. Seksenlerin başından beri her zaman halktan yana gazeteciliği ve mesleğin etik kurallarına bağlılığıyla medyada öne çıktı. Bugün de yine haberleriyle ve yazılarıyla Türkiye demokrasi mücadelesine katkı sağlıyor.

    Celal Başlangıç, bir süredir Almanya’da yeni medya oluşumlarına öncülük yapıyor. Önce Artıgerçek adlı internet sitesini kurdu, geçen hafta ise genel yayın yönetmeni olduğu Artı TV açıldı. Bu yeni televizyon kanalının açılış resepsiyonuna katılmak için gittiğim Almanya’da Celal Başlangıç’la medya ve siyaseti konuştuk:

    Öncelikle söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

    Ben teşekkür ederim.

    Kısa zaman önce yurt dışında Artı Gerçek haber sitesi ve Artı TV’nin kuruluşunu gerçekleştirdiniz. Artı Gerçek ve Artı TV hangi ihtiyacın ürünü olarak doğdu?

    Biliyorsunuz, Türkiye’de uzun süredir medya baskı altında. AKP iktidarı Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca hiçbir iktidarı yapmadığı bir şeyi yaptı; medya mülkiyeti ile oynadı. Bir grup gazete ve televizyonu TMSF’ye düşürüp ihale verdiği iş adamlarına verdi. Düşüremedikleri gazeteleri ise baskı yoluyla sattırdı ve kendine yakın iş adamlarına aldırttı. Yani mülkiyetle oynamak 12 Eylülcülerin bile aklına gelmemişti. En fazla gazeteleri bir süre kapatıyorlardı, o kadar… Diğer teslim alamadığı, dize getiremediği medyayı da kapatma yoluna gittiler. Bütün bu biat ettirdiği medya organlarındaki nitelikli gazetecileri de işten attırdı. Şu anda AKP iktidarında tutuklu gazeteci sayısı 157’yi buldu. Sadece 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra 160’a yakın gazete, televizyon, yayınevi, internet haber sitesi kapatıldı.  3 bin 500’e yakın gazeteci işsiz kaldı ve Türkiye insanının haber alma kanalları giderek yok edildi. Biz basın özgürlüğünü savunuyoruz ama bizim basın özgürlüğünü savunmamız sadece gazeteciler özgür olsun, dilediklerini yazsınlar, söylesinler, diye değil… Bizim savunduğumuz basın özgürlüğü, temelde halkın haber alma hakkıdır, halkın gerçekleri bilme hakkıdır. Türkiye insanının bu hakkı gasp edildi. Aynı anda 20’ye yakın televizyon kanalı, 50’ye yakın gazete aynı haberleri verir hale geldi ve bunlar iktidarın borazanı şeklinde bir yayın politikası izledi. Yani Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz zamanında bile medyası olan patronlara ihale verilirdi, şimdi ise ihale alan patronlara medya verilir hale geldi. En temel değişiklik bu… Türkiye’de birisi AKP yanlısı değilse, AKP’nin müteahhit değilse, AKP’ye birtakım çıkarlar sağlayan iş adamı değilse artık bir gazete veya bir televizyon kurma şansı sıfırdır; kimse de yatırım yapmaz. O kadar işsiz gazeteci var, o kadar işinden edilmiş nitelikli gazeteci var. Böyle bir durumda ne yapılabilir, diye düşündük.Bir haber sitesi bir elektronik gazete, bir televizyon gibi fikirlerle yola çıktık. Aslında yola çıkış tarihimiz, geçen yılın ağustos ayı idi. O günden bu güne her geçen gün Türkiye’de medya daha da daraltıldı. Her toplantıda sınıra daha da yaklaştığımızı, Edirne’ye doğru yola çıktığımızı fark ediyorduk. Ve artık Türkiye’de bu işi yapma şartlarının kalmadığı çok net biçimde ortaya çıktı. Yani bir gün senin koyduğun bir haberi, senin yayımladığın bir köşe yazısını beğenmeyecek,“Bunu kapattım,” diye kararname çıkartacak, gelip senin kapına kilit vuracak, içindeki malları mülkleri de TRT’ye, Basın İlan Müdürlüğü’ne, Basın Yayın Kurumu’na devredecek! Böyle bir zorbalık düzeni ile karşı karşıyayız. Yani her gün kapına gelip mühür takılacağı anı bekleyerek gazetecilik yapmak çok mümkün değil. Bu yüzden biz gazeteciliğin bu koşullarda daha bağımsız ve daha özgür bir şekilde Avrupa’dan yapılacağını düşündük. Köln’ü seçmemizin nedeni de şu oldu;  bu işi yapmak için gereksinim duyduğumuz alt yapı Köln’de diğer Avrupa şehirlerine göre daha fazlaydı. Yani şöyle söylenirse belki daha kolay anlaşılır; sırf Köln’de TÜRK-SAT üzerindenyayın yapan, lisansını almış iki televizyon kapatılmış şu anda. Yani ‘Türkiye’de basın özgürlüğünü engelleme’deyince buraya kadar uzanmaya çalışıyorlar. Biz buraya, Köln’e geldiğimizde TV 10’nun hazır alt yapısı vardı zaten. İstanbul’daki mal varlığına el koyup devletleştirdiler ama elleri buraya kadar uzanamadı sonuç itibariyle. Yayın yapmaya hazır bir televizyon duruyordu, kapatılıncaya kadar da TÜRK-SAT üzerinden yayın yapıyordu TV 10. Biz öncelikle internet sitesi ile başladık. Aslında bu internet sitesi televizyonun da temelini oluşturdu. İnternet sitesi bir gazeteden bile daha çabuk kurulabilecek bir medya aracı. Acelemiz vardı, çünkü referanduma çok az bir süre kalmıştı. 8 Şubat’ta internet sitesini devreye soktuk. 28 Şubat’ta da bu alt yapıdan yararlanarak televizyonun test yayınlarına başladık. 17 Mart’ta da televizyonun açılışını yaptık. Ama çok acele yaptık, çok hızlı yaptık hem siteyi hem de televizyonu. Çünkü vakit dardı. Bunun alternatifi ne olabilirdi? Hazırlıkları daha uzun sürede tamamlayıp daha derli toplu bir yayına geçmek… Ama böyle vakit harcamaktansa kervanı yolda düzmek adına yayına başlayalım, dedik. Çünkü gerçekten bu alanda büyük bir boşluk var.

    IMG_6930

     Muhalif bir çizgide mi yayın yapacaksınız?

    Muhalif demeyelim. Sonuç olarak gazetecilik kuşkuya dayanan, sorgulamaya dayanan bir meslektir. Tabii iktidarın yaptıklarından kuşku duymaya başladığınızda, onun icraatlarını sorgulamaya başladığınızda siz muhalif duruma geçmiş oluyorsunuz doğal olarak. Amaç muhalefet olsun diye bir muhalefet değil, Türkiye halklarına doğru bilgi aktarmak… İktidarın uygulamalarının ne anlama geldiğini bütün şeffaflığıyla aktarmak gibi bir derdimiz var. Çünkü halka çok yalan söyleniyor. İnanılmaz şekilde tek yanlı propaganda ile halk, olmayan gerçeklere inandırılıyor. Biz bunun alternatifini koyalım, dedik. Çok farklı bir yayın politikası izleme kararlılığındaydık. Bunun bir ihtiyaç olduğu, Türkiye’de çok kısa sürede ortaya çıktı. Bir kere şu anda Türkiye’de merkez medya çökmüş vaziyette. Yani esir alınmış, biat ettirilmiş, secdeye getirilmiş durumda. Eğer merkez medya varsa herkesin kendi mahallesine yayın yapmasının bir anlamı yok. Merkez medya çökünce, kendi mahallesine şöyle ya da böyle yayın yapan siteler, gazeteler kaldı geriye. Oysa farklı mahallelerin birbirini görmesi gerekiyordu; bu da merkez medya aracılığıyla olurdu ama merkez medya bunu yapmadığı gibi bugün merkez medya diyebileceğimiz bir medya da kalmadı. Bir anlamda biz projemizi,“geleceğin merkez medyasını kuruyoruz,”diye tanımlıyoruz. Farklı görüşlerin birbirini görebileceği bir alan açmak… Nedir bunlar? Antikapitalist Müslümanlar, muhafazakârdemokratlar, liberaller, solcular, sosyal demokratlar, sosyalistler, komünistler… Herkes birbirini görsün. İşte Alevi’si, Kürt’ü, Sünni’si, Türk’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Yahudi’si, Ermeni’si, Rum’u… Hepsi birbirini görsün… Biz bir büyük şemsiye açıyoruz bu anlamda. Bu büyük şemsiyenin kapsayabileceği alanlar, mahalleler de var. Nedir bu kadar farklı renklerin bir arada olmasının ortak paydası? Demokrasi ve barış… Yani demokrasiden, barıştan yana olan herkese burada yer var. Ne kadar farklı görüşte olurlarsa olsunlar, ortak payda demokrasi ve barış… Ama savaşın dilini kullananlara, ırkçılara, ayrıştıranlara, ötekileştirenlere bu şemsiyenin altında yer yok. Böyle olunca bu şemsiyenin dışında kim kalıyor? Tabii ilk bakışta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı destekleyenler kalıyor. O zaman da “Siz bunu TayyipErdoğan’a mı karşı kurdunuz?” diye soruyorlar. Biz de “Hayır,demokrasi ve barıştan yana kurduk ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı destekleyenler dışında kaldı” diyoruz.

    Yayın politikanızı özetlediniz, hedef kitleniz kimler peki?

    Ülkenin geleceğini düşünen, Türkiye’de demokrasiyi ve barışı isteyen herkes bizim hedef kitlemiz. Zaten yayın politikamızı geliştirirken de bir takım ilkeler belirledik. Bir kere, haber yorum, analiz ağırlıklı bir yayın politikası izleyeceğiz hem artıgercek.com’da hem de Artı TV’de… Barışı ve özgürlüğü savunacağız. Savaşa, şiddete, tek adam yönetimine karşı çıkacağız. Gazetecilik doğası gereği kuşkucu, sorgulayıcı ve eleştirel bir meslektir. Bu yüzden bizi muhalefet olarak adlandırıyorlar. Oysa biz sadece kuşkularımızdan, sorgulamalarımızdan ve eleştirilerimizden dolayı muhalif olarak görülüyoruz. Biz kendimizi siyasi, ideolojik, askeri, ekonomik, kültürel tüm iktidar odaklarına eşit uzaklıkta konumlandırmaya karar verdik. Kimsenin sözcüsü değiliz. Demokrasi, özgürlük ve barış talep eden bütün kesimlerin ve bütün mağdurların, sessizlerin sesi olmaya çalışacağız. Bunu yaparken de kimseyi kayırmayacağız, kimseden çekinmeyeceğiz. Tek uğraşımız okura gerçeği ve gerçekleri aktarmak, olgular hakkındaki farklı değerlendirmeleri iletmek olacak. Önce gerçeğe karşı sorumluyuz, sonra gazetecilik ilkelerine karşı sorumluyuz ve nihayet okurlarımıza, izleyicilerimize karşı sorumluyuz. Yayın ve haber politikamızda kimseyi ötekileştirmeden, kimseye hakaret etmeden, kadın ve çocuk haklarına saygı göstererek, gerçeği eğmeden bükmeden, abartmadan, küçümsemeden aktarmayı amaçlıyoruz. Ayrıca Türkiye’deki bu hukuksuzluk düzenine rağmen Artı Gerçek ve Artı TV olarak evrensel hukuka, Ankara’nın imzaladığı uluslararası anlaşmalara, anayasaya ve usulüne uygun bir şekilde çıkarılan yasalara uymayı görev biliyoruz. Gerçek ile yasa çeliştiğinde mesleğimiz gereği gerçekten yana olacağımızı da şimdiden duyuruyoruz. Haber dilimizde yorum olmayacak. Haberler kesinlikle objektif ölçülerle verilecek ama yoruma ve analize ihtiyacı olan hiçbir haber de yorumsuz ve analizsiz bırakılmayacak.

    IMG_6932

    Çok farklı görüşlerden ve çevrelerden yazarları, gazetecileri, entelektüelleri bir yelpazede topluyorsunuz. Bu kadar insanı bir araya getiren şey ne?

    Bu kadar insanı bir araya getiren şey, Türkiye’de AKP iktidarının uygulamaları, basın ve ifade özgürlüğünün ortadan kalkmasının yarattığı ortam. Kendilerini ifade etmek istiyorlar ama ifade edecek alan bulamıyorlar. Kimisi korkudan sesini çıkartamaz hale geldi, sesini duyurmak isteyenlerin de kendilerini ifade edebilecekleri mecra kalmadı. Kalan mecralarda birer birer ortadan kaldırıldı şu veya bu gerekçeyle. İşteen azından böyle bir mecrada sesini duyurmak isteyenler, AKP iktidarının bu tekçi, baskıcı, anti demokratik anlayışı ile mücadele etmek isteyenler toplu olarak ses çıkartabilecekleri bir alanda kendilerini ifade etme olanağı buldular.

    Referandum sonuçlarına ilişkin bir öngörünüz var mı kişisel olarak?

    Valla, ‘hayır’ çıkacak diyorum (Gülüyor). Ama bunu bir temenni olarak söylemiyorum, şu anda bütün veriler ‘hayır’ın önde olduğunu gösteriyor. Zaten kampanyaların şekline bakarsak, biraz Gezi ruhunu görüyoruz ‘hayır’ kampanyalarında. Şarkılar, türküler, rengârenk görüntülerle insanlar sokaklarda ‘hayır’propagandasıyapıyorlar. Bu propaganda hiçbir partinin önderliğinde ve tekelinde yapılmıyor; mahalle inisiyatifleri yapıyor, yurttaş platformları yapıyor. Çok dağınık ama hepsi aynı noktaya vuran kampanyalar yapıyor. Burada sivil toplumun gücünü de görüyoruz. Mesela CHP gibi bir parti bile CHP amblemleri ile yapmıyor bu kampanyayı. Çünkü evet-hayır meselesi AKP’nin, CHP’nin, HDP’nin, MHP’nin meselesi değilTürkiye’nin geleceğinin meselesi, Türkiye insanlarının nasıl bir yönetimde yaşamak istediklerinin meselesi… ‘Evet’ kampanyasını ise cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar mitinglerle, devlet kasasından ödenen paralarla düzenlenen mitinglerle yapıyor. ‘Hayırcı’ların renklilikleri o kampanyalarda yok. ‘Evet’ kampanyası daha çok televizyonlarda yayımlanan kamu spotlarına benziyor; renksiz, ruhsuz… Çünkü içerik olarak niye ‘evet’ denmesi gerektiğini anlatacak argümanları yok. Eğer bu kampanyada anayasanın nasıl değişeceğini ve Türkiye’ye nasıl bir rejimin geleceğini anlatmaya kalksalar onlar da çok iyi biliyorlar ki, ‘hayır’ların sayısı artacak. O yüzden ‘evet’i savunurken, utangaç bir biçimde hayırcıları, hayırcıların bileşenlerini karalamak gibi gerçekten çok ucuz bir yol seçtiler. Benzer yöntemleri 1 Kasım seçimleri öncesinde de uygulamışlardı. Şiddete dayalı, toplumu ürkütmeye, korkutmaya, teslim almaya dayalı bir kampanya yürüttüler. Türkiye tarihinde ilk defabombalı kampanyalara tanık oldu ve yüzde 10’luk bir seçmen kitlesi 7 Haziran’da AKP’ye vermediği oyu 1 Kasım’da verdi ama papaz galiba bir kere pilav yer. İkinci sefer papaza pilav yedirmeyecekler.

    IMG_6916

    Referandumda ‘evet’ çıkarsa ne olur, ‘hayır’ çıkarsa ne olur sizce…

    Yani bir kere,referandumdan‘evet’ çıkarsa Türkiye uzun süre kanlı ve acılı bir süreç yaşar, bunu biliyoruz. Ama ‘hayır’ çıkarsa en azından bu zulme, bu baskıcı rejime dur deme imkânının kapısı aralanmış olur. Bu da tabii ki zorlu ve sancılı bir süreçten geçecektir. Bu referandumda ‘hayır’ çıkmasını, en hafif itibariyle Turgut Özal’ın düşüş dönemine benzetebilirim. Yani 1987 yılında “Siyasi yasaklar kalksın mı kalkmasın mı,” diye yapılan referandumda “kalksın” sonucu 0,75 gibi çok küçücük bir farkla alınmıştı ki, o zamanki cumhurbaşkanı da katılmıştı bu kampanyaya. Ama oradaki kaybediş, Özal’ın gidişinin ilk işaret fişeği oldu. Ondan sonra, partisi ANAP inanılmaz bir düşüş çizgisine girdi ve şimdi eriyerek yok olup gittiğini görüyoruz. Bu anlamda referandumdan çıkacak bir ‘hayır’ da AKP’nin bitiş sürecinin başlangıç noktası olacaktır, diye düşünüyorum.

     Artı TV ne gibi bir işlev görecek medya ortamında? Özellikle dönemin medya krizini hesaba katarsak kendinizi ayrıcalıklı bir işlevsellik içinde görüyor musunuz?

    Biz diyoruz ki, doğruyu anlatacağız. Biz diyoruz ki, gerçeği anlatacağız. Doğruyu gerçeği bilmek isteyenler, dünyada neler yaşandığını öğrenmek isteyenler bizim ekranımıza bakmak zorunda hissedecekler kendilerini. Çünkü Türkiye’de öyle şeyler yaşanıyor ki, bunları biz egemen medyada, yaygın medyada, iktidar medyasında, havuz medyasında göremiyoruz. İnsanlar bazen gerçekle yüzleşince şaşırıyorlar, “Bunlarda mı oluyor Türkiye’de?” diye. Bunu en iyi biçimde Gezi Olayları sırasında gördüler; birden o çok izledikleri, çok sevdikleri ana akım kanallarının penguen ekranına dönüştüğünü gördüler. “İstanbul’un göbeğinde bu gerçekleri gizliyorlarsa kim bilir Doğu’da Güneydoğu’daKürtlere yaptıkları neleri gizlemişlerdir, “ diye meraklanmışlardı ama bu yeteri kadar öğretici olmadı. Şimdi bölgede inanılmaz baskılar yaşanıyor; sokağa çıkma yasakları, yasaklı bölgeler, köylere baskınlar… Ama hiçbir medya bunları vermeye cesaret edemiyor.  Tabii ki yaşananların ne olduğunu bilmediği için insanlarda bu sorunlarla yüzleşmenin alt yapısı oluşmuyor. Sakin, kendi halinde, insanların baskı görmediği bir Türkiye hayal ediyorlar ve öyle düşünüyorlar, öyle sanıyorlar. Oysa gerçek çok farklı…

    IMG_6924

    Son olarak benimsormadığım, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Ya, demokrasinin başlangıç noktası yurttaşın gerçeği bilme hakkıdır. Gerçeği bilmeyen bir yurttaş profili ile karşı karşıyaysanız, demokrasinin zorunlu bir gereği olan seçme hakkı kullanılamaz. Gerçeği bilme hakkı yoksa aslında zedelenmiş bir seçme hakkı vardır. Seçme hakkı zedelenmişse orada demokrasi de yoktur. Demokrasinin başlangıç noktası gerçeği bilme hakkıysa, biz de bu hakka hizmet etmeye, demokrasinin önünün açılmasına karınca kararınca, çorbada tuzumuz olsun kabilinden bir katkı sunmaya çalışacağız.

    Çok teşekkür ederim.

    Ben teşekkür ederim.

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler