• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Gerçek Dünyanın Plastik Çiçekleri

    Birçoğumuzun hayatına “ilk” diye kazınan yılın, 2013 yazının esintili bir Alaçatı gecesinde yaşadığım “ilk” ile başlamak istiyorum. O yıl ilk ve son olmak üzere düzenlenen Çeşme moda haftasında yakın bir arkadaşımın davetiyle çalıştığı ajansın yemek organizasyonuna katıldım. Konu ve kişiler en başta ilgimi çekmese de, dönemin medya emekçilerinin yaşadığı haksızlıklar gözümün önüne gelince masadaki modellerin de iletişim sektöründe reklamcılığın emekçileri olduğuna dair kendimi ikna ettim.

    Günün karpuz çatlatan sıcaklarında giydikleri bikinileri, topuklu ayakkabıları ve şık şapkaları kenara attığında daha güzel ve yakışıklı görünen bu kesime karşı önce tereddütlerim oldu. Bizim gibi tabağında yemek bırakırsan arkandan ağlar diye büyütülen çocukların, büyüdüklerinde dahi kolay kolay rastlamayacağı bu masada kimse yemeklere dokunmuyordu.

    Modellerle göz göze geldiğimiz sırada aklımdan geçen ilk şey; Tanrı’nın onları izin günlerinde yarattığıydı. Katliamlara, savaşlara, ölümlere alışmış olan Tanrı, bazen, arada sırada iyi bir şeyler görmek istiyordu. En boş zamanlarında da bu masadaki kişileri özene bezene yaratmış ve insan içine yollamıştı.

    Kendimi düşündüğüm de, Tanrı’nın en yoğun anında, ona külfet olan biriymiş gibi beni alelade yaratıp insanların arasına attığını düşündüm. Ve işte o anda yine, yeniden Tanrı’ya bir miktar kırıldım.

    Gecenin ilerleyen saatlerinde modellerle yemeklerden neden tatmadıklarını sordum. Aldığım cevap epey ilginçti. Japon disipliniyle yaşadıklarından bahsettiler, istedikleri hiçbir şeyi ağızlarına atıp yiyememekten dem vurdular.

    Konu bir süre sonra hayvanların, ülkelere göre çıkarttıkları seslere geldi. Slovak mankene göre horozlar; “oooorrrooouuuuu” diye ötüyordu. Köpekler bizim topraklarda havlarken, onların topraklarında “toh toh toh” diyordu. Muhtemelen soğuktan olacak ki, bu bağırış bana Almanların gol esnasında “tor” diye bağırışlarını hatırlattı.

    İş dönüp dolaşıp tekrardan mesleklerine geldiği sırada, az önceki o telaşlı ve heyecanlı söze girişlerden kimsenin yüzünde eser yoktu. Bu işe oldukça uzak olan birisi olarak dayanamayıp, mesleklerindeki hoşnutsuzlukları sordum.

    Hep bir ağızdan; gerçek dünyanın plastik çiçekleriyiz dediler.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları