• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Gidişat iyi değil

    Yönetenler, neredeyse her demeçlerinde tehdidi en başat unsur olarak kullanıyor. En üsttekinden en alttakine asıyor, kesiyor, biçiyor. Adının önünde gazeteci yazanlar, televizyon ekranlarında insanlara nasıl işkence yapılacağını ayrıntılarıyla anlatıp ölüm fetvaları veriyor. Artık taraftarlar mı desek, milisler mi desek bilmiyorum ama birileri önlerinde, arkalarında ‘Reis’in fotolarının bulunduğu, adının yazılı olduğu panolarla tek değil 3-5 silahla resim çektirip sosyal medyada paylaşıyor. Eskiden insanlar sosyal medyada adlarını, unvanlarını gizleyip tehdit ederlerdi. Şimdi her biri birer küçük Sedat Peker olan bu tipler, tehdit ederken adlarını, işlerini, görevlerini gizleme gereği bile duymuyor. Tüm bunların tuzu biberi de, bunları Türkiye’deki bir tek savcı görmüyor.

     

    Son KHK yeni bir tartışma yarattı ama eskiye bakınca, aslında olanı resmileştirdi denebilir. Bugüne kadar suç işleyen, tehdit eden, insanlara kan kusturacağını söyleyen tek kişi yargılanıp ceza almadı ki bugünden sonra yargılanıp ceza alsın. Türkiye’de belli bir kesime suç işleme, tehdit etme hatta öldürme özgürlüğü tanınırken, geriye kalanların ise her sözü, her kelimesi en ince ayrıntısına kadar cımbızlanıp suç üretiliyor. Bu durum son yayınlanan 696 sayılı KHK’dan önce de vardı, son KHK sadece bunu resmileştirdi.

     

    8 Eylül 2015’te HDP Genel Merkezi’nin kundaklanmasını hatırlıyorsunuz. 150 insan kameraların eşliğinde içeri girip özellikle seçim işlerinin yürütüldüğü odayı yaktılar. Bu arada içeri giren talancıların bilgisayarları çaldığı da kameralara yansıdı. Bu kadar aleni bir kundaklama ve hırsızlık karşısında dava açmamak olmazdı.

     

    Peki, dava açıldı da ne oldu?

     

    150 kişiden 3’üne 6 ay, bilgisayarları çaldığı da aleni olan bir diğerine ise 7 yıl 3 ay 14 gün hapis cezası verdiler.

    Bunlara ne mi oldu? Bir tek 7 yıl ceza verilen hırsız kundakçı, 1 buçuk ay tutuklu kaldı, cezası ertelendiği için devamında tek gün hapis yatmadı.

     

    O zaman KHK mı, vardı?

    HDP Genel Merkezi’ne dönük saldırı karşısında yargının tutumu, emin olun en zayıf örnek. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, Yüksekova’da, yıllardır süren çatışmalarda ortaya çıkan görüntülere, işlenen suçlara bakıldığında bir tek devlet görevlisinin dışarıda olmaması lazım.

     

    Peki, bu suçları işleyenleri aleni olarak koruyan bir yasa mı var?

     

    Yok, ama yine de koruma altındalar. Çünkü Türkiye’de hukuk sistemi, yurttaşı değil, devleti korumak üzerine şekillenmiş. Suç işlemeye eğilimli insanların, devleti savunma adına bu kadar rahat tehdit etmesinin, cinayet işlemesinin bir nedeni de budur.

     

    Şu son bir iki yılda değişen sadece şu oldu. Devlet, devleti yönetenle özdeşleştirildi. Devleti yöneten kendi iktidarının teminatı olan bu durumdan hoşnut ki o da kendi geleceği ile devletin bekasını bir tuttuğunu her konuşmasında açıkça belirtiyor.

     

    15 Temmuz’un nimetlerinden faydalanarak bugünlere gelen iktidarın neden olduğu bu durum, bugünkünden daha büyük ve daha kanlı bir savaşa doğru gidişatın önemli ipucudur.

     

    Hatırlatmakta yarar var. Yüz binlerce askerin, polisin, korucunun, suç işlemeye, talan etmeye, öldürmeye eğilimli sivil milislerin olması, iktidarın kendini koruyabileceğinin garantisi değil. İş son kerteye geldiğinde bu kadar ölüm makinesinin olması, sadece işlenen suçları, yaşanan ölümleri artırır, ancak sonucu değiştirmez. Yani zorbalık ilânihaye kalmaz. Daha da ötesi bu zorbalık, bizzat yürütücülerinin de sonunu getirir.

     

    İşte o zaman bugün savcıların görmezden geldiği, iktidarların evrensel hukuka uygun olmayan keyfiyete dayalı kanunlarla koruma altına aldığı suçların tümü gündeme gelir.

     

    Siyaset bu realiteyi görüyor ise tedbirini ona göre almak zorunda.

     

    Ülke o günlere gitmeden, suç işleme özgürlüğü işlenen suçları artırmadan, daha açık bir deyimle bugünkünden daha büyük ve daha kanlı bir savaşın içine çekilmeden gidişata dur demek mümkün. Hazır bir reçete yok ama biliyoruz ki gidişata dur demenin yolunu bulmak için en büyük görev CHP ve HDP’ye düşüyor. Ama öncelikle hala işleyen bir devlet varmış gibi davranıp seçimde iktidar olacağı hayalini gören CHP’nin Kürt korkusundan sıyrılması, Türk ırkçılığına dayalı statü savunusundan kurtulması gerekiyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları