Bu haftaki yazıyı yazmak benim için hem çok kolay, hem de çok zor oldu.
Hani hepimizin hassas olduğu konular vardır yaşam içinde ve onunla ilgili bir şey konuşulurken isteriz ki sözcükler özenle seçilsin, bizi kırmasın, incitmesin.
Benim de böyle alınganlık gösterebileceğim, hassas olduğum bir kaç konu var ve bunlardan biri de LGBTİ’ler… Sebebi ise çok basit, çünkü yabancısı olmadığım bir dünya ve yakın dostlarım arasında çok sayıda LGBTİ var. Çok iyi bildiğim bir dünyayı, çok iyi ifade edebilmem gerekir, diye düşünerek klavyenin başına bir oturdum, bir kalktım.
Yağmur sonrası gökkuşağına denk gelmek maalesef her zaman mümkün olmuyor. Gökkuşağı bayrakları da futbol kulüplerinin bayrakları gibi her yerde karşımıza çıkmıyor. Ne zaman bir gökkuşağı bayrağına denk gelsem, çok seviniyorum ve biliyorum ki, bayraktaki renkler kadar güzel insanlar oradalar.
Her sene olduğu gibi, bu sene de Haziran ayının ikinci yarısında, ”Onur” yürüyüşlerinde LGBTİ’ler ve onlara destek verenler, şartların ve valiliklerin izin verdiği ölçüde rengârenk bayraklarını taşıyacaklar.
Tam bu satırları yazarken telefonuma gelen bir mesaj ile nasıl mutlu olduğumu anlatamam size. Sanki “Onur Haftası” armağanı gibi bir şey gerçekleşmişti ve Ana Brnabiç Sırbistan’ın ilk kadın ve eşcinsel başbakanı olmuştu.
Eşcinselliğini gizlemeden yaşamaya çalışan arkadaşlarımın en temel haklarına bile ne güçlükle sahip olduklarını yakından biliyorum. Gizleyenler için de durum çok farklı sayılmaz, hatta daha bile zor, diyebilirim. Onlar da sanki bir suç işlemişçesine, sürekli tetikte ve gizli kapaklı yaşamak zorunda kalıyorlar. İkili bir hayat yaşamanın yorgunluğu ve yükü çok ağır oluyor.
On beş, on altı yaşlarımdayken, ailem makyaj yapmamı ve topuklu ayakkabı giymemi istemezdi. Evden onların istediği gibi çıkar, arkadaşımın evine gider, makyajımı yapar, orada bıraktığım topuklu ayakkabıları ayağıma takar ve çıkardım. Günün sonunda eve yine onların istediği gibi dönerdim. Ne acı ki dostlarımın çoğu, kırklarında bile on beş yaşında gibi yaşamak zorunda kalıyorlar.
Bize benzemeyene, farklı olana tahammül edemiyoruz. Oysaki farklılığın zenginliği bambaşka. Hani yurt dışına çıkıldığında hep bir haset ve özenti hissedilir ya, medeniyetleri, gelişmişlikleri karşısında. Ben de bu duyguyu eşcinsel çiftlerin, heteroseksüel çiftlerden hiç bir fark olmadan yaşadıklarını gördüğümde hissediyorum. Homoseksüellerin özgürlüğü heteroseksüelleri de özgürleştirecek sözünün sokağa çıkmış halini yaşıyorlar adeta.
Evimde iki tane bayrak var. Bir tanesi evin girişinde asılı, çerçevelenmiş eski ipek dokuma bir Türk Bayrağı, diğeri ise dünyanın en sevilebilir, en renkli ve bana göre en sempatik bayrağı olan Gökkuşağı Bayrağı.
Cevabı gökkuşağı olan bir bilmece vardı, bilmem hatırlayanınız var mıdır? Dibinde bir küp altın olur, o altını da bir cin korur, elini uzatanın canına okur. Altın kalpli dostlarım cininiz hep korusun sizi…
LGBTİ dostlarıma selam olsun, bayrağınız özgürce gökleri süslesin…







